Sosyal medyanın Leylalı halleri…

 

Banu  Bozdemir… Fantastik çocuk kitapları yazarı, film eleştirmeni, basın danışmanı… İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünden mezun olduğundan beri on parmağında, on marifet, medyanın içinde… Şu ana kadar yayınlanmış kitaplarının sayısı 16’yı buldu ve şimdi de kuvvetli bir sosyal medya eleştirisi içeren gençlik romanı “Leylalı Haller” ile karşımızda… Yazarla  kendisi ve son kitabı hakkında konuştuk. İyi okumalar…
http://www.stargazete.com/sanat/sosyal-medyanin-leylali-halleri/haber-647275  (Star gazetesinden okumak isteyenler… ) 

Sinema yazarlığına Klaket sinema dergisinde başladı. Dört yıl Milliyet Sanat dergisi ve Milliyet gazetesinde sinema yazarı ve şef yardımcısı olarak çalıştı. İki yıl Skytürk Televiyonunda sinema, sanat ve ‘Sevgilim İstanbul’ programlarında yapımcı, yönetmen ve sunucu olarak görev aldı. Antrakt Sinema Gazetesi’nde iki sene editör olarak çalıştı. Yazarlığa 2007 yılı Şubat ayında Kelime Yayınları’ndan çıkan ve çocuklara sinemayı anlattığı ‘Küçük Sinemacılar’ ve ‘Benim Trafik Kitabım’ adlı eserlerle başladı. 2008 yılında Beyaz Balina Yayınları’ndan ‘Çevremi Seviyorum’ adı altında on tane çocuk kitabı yayımlandı.  Şu ana kadar yayınlanmış kitaplarının sayısı 16’yı buldu ve şimdi de kuvvetli bir sosyal medya eleştirisi içeren gençlik romanı “Leylalı Haller” ile karşımızda… Yazarla  kendisi ve son kitabı hakkında konuştuk. İyi okumalar…

 Murat Tolga Şen 

 Film eleştirmenliği, çocuk kitapları yazarlığı, Festival, film PR’ı… Şimdi de bir gençlik romanı yazdın. Bir koltukta ne çok karpuz böyle?
Bakıldığında hepsi birbirini tamamlıyor aslında. Bu kadar çoklu iş tanımlaması hem bu ülkenin gerçekliğini anlatıyor hem de benim 9-6 çalışma sistemine karşı çıkışımı.:)  Bir sinema yazarı ya da kültür sanatçı olunca krizlerde ilk işten çıkarılan sen oluyorsun. Bu çoklu iş fikri biraz da bunun için yarattığım bir yöntem. Birisi olmazsa diğeri beni yaşatır mantığı. Yazmak ve basınla omuz omuza olmak dediğim gibi birbirini fazlasıyla tamamlıyor.

 Yaptığın işler içinde “beni en çok bu tanımlıyor” dediğiniz hangisi?
Bu soru gerçekten de zormuş. Ben de röportaj yaparken oyunculara dizi, sinema ya da tiyatro oyunculuğu mu sizi tatmin ediyor diye soruyorum. Cevap ‘hepsi’ oluyor genelde. Benim de yaptığım işlerde ‘hepsi’ cevabı geçerli genelde. Ama yazmak biraz daha ön planda. Sinema yazarlığını yıllardır yapıyorum, artık vazgeçilmezim oldu. Çocuk kitaplarının tadı çok başka, önümde çocuklarla dolu bambaşka bir dünya açtı. Farklı bir sorumluluk üstleniyorsunuz. Genelde doğa temalı yazıyorum ve yazdıkça doğa önümde daha da yüceleşiyor! Büyükler için yazmak da keyifli…

Çocukların Banu ablası iken şimdi daha derin sulara daldın. Son kitabın “Leylalı Haller” neyi anlatıyor.
Ben yine çocukların Banu ablasıyım. Onları bırakıp hiçbir yere gitmem. Evet derin sular diyebiliriz Leylalı Haller için. Ben yapı gereği doğaya yakın bir insanım. Tabii ki yazı yazarken bilgisayarın başında fazlaca vakti geçiriyorum ama sonrasında terapim ve dinlencem doğada. Bunun yanında sanal alem engin bir deniz. Elini verirsen kolunu kaptırırsın. Leylalı Haller biraz da sanal alemin bize ettikleri üzerine. Eskiden üniversiteli gençliğin politik bir tutanağı vardı, muhabbetler gerçeklik üzerinden dönerdi. Şimdi herkes internet başında dünyayı kurtarıyor, kimisi farklı kimliklerle olmadığı bir dünya yaratıyor. Eleştirim bunun üzerine, başta politik sonrasında gerçek bir dayanak bulamayan herkesin sahte kimliklerle çıkış aramasında!

 Leyla’nın derdi ne? Sosyal medyada gerçekten kurguladığınız karaktere benzeyen insanlar var mı?
Leyla’nın derdi İstanbul denen her geçen gün kalabalıklaşan ve yaşanmaz hale gelen İstanbul’un büyüsüne ulaşmak. Tabii taşradan yeni geldiği için böyle bir umudu var, bir nevi tersine göç. Ama aslında tutunacak bir şey yok bu şehirde, kalmamış. Herkes yalnız, hissiz, kimi zaman tutarsız. O da herkesin yolundan gidiyor, internetin gösterdiği yolu kullanıyor. Kesinlikle çok fazla var. Kendi kimliğiyle çıkıp bangır bangır bağıramayan bir sürü insan sahte kimliklerle adeta devrim yapıyor. Herkese sataşıyorlar. Gerçek kimlik ise tamamen bir ezik! Ben yine de Leyla’nın karşısına koyduğum Sevgi’yi daha özgüvenli gösterdim. İlhamım gerçek kimliğini ortaya koyamayan insanlardan yani!

 Sosyal medya deneyimlerini kitaplaştıran, hatta bu sayede epey gizem yaratıp iyi satan yazarlar var ama “Leylalı Haller” daha farklı bir kitap, bir tür sosyal medya eleştirisi… Bu anlamda sanırım ilk eser… Neden bu konuyu işlemeye ihtiyaç duydun?
Her şey artık çok kolay olduğu için olabilir mi? Herkes kendini şansını ve tercihlerini yaratır elbette ona bir diyeceğim yok. Ama bizim gibi ‘gerçek’liğin peşinde koşan insanlara da biraz haksızlık oluyor. Hadi bir maske takayım, iki tane de okkalı laf sallayayım ortaya, sonra gelsin yazarlık, kitaplar vs… Evet  bu konuda ilk kitap denilebilir.  Birçok insanın derdine derman olmak için yazdım, tutunmaya, umut etmeye, doğaya ve değerlerine sahip çıkmaya çalışan insanlara. Sanallık bir yere kadar olmalı, gerçek kimliği ele geçiriyorsa ortaya şizofrenik bir şey çıkar. Kurtarma operasyonu diyelim bu kitap için. J

 Kitap muhafazakar bir bakış açısı mı içeriyor eleştirirken? Sen de  gençsin ama internetin hayatımızda bu kadar yer etmediği zamanlardan geliyorsun. Kızgın mısın?
Asla muhafazakar olamaz, ben öyle biri değilim. Hatta fazla açık fikirli olduğumu düşünüyorum ama açık fikirli olmak sanal alemde tıkılıp kalmakla olmaz. Gezmek, görmek, kitap okumak ve birisiyle göz göze muhabbet etmek daha fazla devrimci bir şey bence. Hele de günümüzde! Kendini bir odaya kapatıp, diğer her şeyden soyutlanıp tanımadığın insanlarla sohbet etmek bana bir yerden sonra saçma geliyor. İyi ki internet, sanal alem, sosyal medya hayatıma geç girmiş. Doya doya yaşadım, gezdim. Gezmeye devam hala tabii. Fantastik takılmak istiyorlarsa kitap yazsınlar, kitap okusunlar, film izlesinler. İnanılmaz tatmin edici.

 Peki sen sosyal medyaya kayıtsız kalabiliyor musun?
Kalmıyorum, ama gerçek kimliğiyle oradayım. Haberlerimi, yaptıklarımı paylaşıyorum. Politik olmak için derdimi oradan haykırsam da meydanlara çıkıyorum. Doğru insanlarla tanışmama yardımcı oluyor. Bir yıldır facebook’tayım henüz twitter denen vur kaç taktiği yere girmedim. Bakalım. Orada yazacaklarımı bir parkta kağıda not almak daha doğru geliyor. En azından sonrasında kitaplarım oluyor!

Sosyal medyanın yarattığı yeni baskı gücü için ne diyorsun? Politikacıların üzerinde gerçekten etkili olunabilir mi yoksa bu zaten sistem tarafından üretilmiş, kontrollü bir muhaliflik alanı mı?
Sosyal medyanın bir baskı gücü varsa bile işe yaramıyor. Çünkü politik gerçeklik de boyut değiştirmiş durumda. Muhaliflik çok kolay ama senin de dediğin gibi kontrollü. Zaten bizim açılmış odacıklarda derdimizi döküyoruz, rahatlıyor, diğer odacığa geçiyor. Hem suya yazı yazıyoruz, hem de fişleniyoruz. Yani politik olarak hiç ciddiye alınmadığımız, giderek aşağılara kaydığımız günler yaşıyoruz.

Sinema yazarısın, film eleştiriyorsun. Leylalı Haller film olsa?
Evet yazarken bunu ben de bunu düşündüm. Sinema yazarı olmamdan kaynaklı elbette böyle düşünmem. Bence farklı bir konusu olabilir, neden olmasın. İzlediğimiz filmler ortada sonuçta. Sinemamız da çok sıkışmış bir durumda. Hep aynı telden çalan bir muhalif filmlerimiz, güldürmeyen komedi ve baskılayan bir dramımız var.

Bundan sonra kimin için yazacaksınız? Çocuklar için yazmaya devam mı yoksa yazarlık serüveninizde yeni bir dönem mi başlıyor?
İkisi de olacak. Çocuklar benim için farklı bir sığınak. Onlarla çok iyi anlaşıyoruz. Onlar için yazmak rahatlatıcı bir sorumluluk. Hem de kafamı çalıştırdığım, bir sürü fantastik dünyanın kapısını çaldığım bir alan. Büyükler için biraz daha deneyimleyici yazarım sanırım. Beslenme noktaları farklı ama çıktıkları yer aynı sanırım.

Son olarak, bütün gününü Twitter ya da Facebook’ta geçirenlere ne tavsiye edersiniz? Leylalı Haller bir tür terapi yardımcısı olabilir mi?
Leylalı Haller’i herkesin okumasını isterim tabii. Bir yazar herkes için yazar. Leylalı Haller’i bir terapist edasıyla yazmadım ama içindeki ince detaylar bazıları için yol gösterici olabilir. Günümüzde sosyal medyadan uzak durmak diye bir seçenek yok, hele de bu kadar yalnız bırakılmaya çalışılan toplumlarda. Benim en büyük terapim gezmek ve doğaya kaçmak. Evet facebook ve twitter’dan uzaklaşmaya Leylalı Haller’ okuyarak başlayabilirler. J İsterlerse devamını bile yazarım. J

26 Temmuz Perşembe günü Star gazetesinde yayınlanan röportajımın tamamı…. 

 

 

 

 

Bunları da Seversiniz...

Yorum gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

İçinden sinema geçen yazılar…

Banu Bozdemir Kitapları

Yorumlar

  • aytekin çelik: http://www.belgesel.site Ekibi burayı çok beğendi. Kalitenizin devamını dilerim...
  • mustafa uzunyılmaz: BU BİR YORUM DEĞİL. işi ekip yerine yönetmenle yaptığımız sürece ne seyircimiz olacak ned...
  • Banu Bozdemir: Teşekkürler... :)...
  • Cengiz Bozdemir: :D güzel...
  • Mustafa BALAY: Ne acıdır ki savaş çoğunlukla kadın ve çocuklara acı çektiriyor. Erkekler bir şekilde öl...
öteki sinema

Arşiv

© 2012 Banu Bozdemir
Powered by WordPress, Endless & Sneek