Şubat’ta gel, biz hep dışardayız!


TRT 1’de yayınlanacak olan Şubat dizisinin tanıtımlarını görünce aklımda bir sürü şey canlandı tabii. Eskiden ne güzel şarapçılar vardı bu şehrin ücra olmayan yerlerinde ya! İstediğiniz zaman bir şişe şarap eşliğinde, onların yaktıkları ateşin etrafında bağdaşlanır, sarhoş, yalnız ve dışarıda olmaya alışmış kafaların yanında garip bir özgürlük duygusuyla elden ele dolaşan şişeden tiksinmeden diplerdiniz şarabı!
Banu Bozdemir  

Şimdi onlar yok, varlar da galiba Şubat dizisinin dediği gibi dikkatli mi bakmıyoruz ne? Ya da bu şehrin çehresi değişti, insanların halleri değişti… Eskiden herkese daha detaylı bakma fırsatımız vardı, eskiden herkesi daha derinden anlama gücümüz ve onlara daha fazla eşlik etme zamanımız! Şimdi üstümüze üstümüze gelen, her kötü şeyin halının altına süpürüldüğü gibi şehrin dışına itilen insanlardan başka bir ambiyansı var her yerin! Ve bizim hep bir yerlere yetişecek olan saçma bir telaşımız!

 Hem çok köylüyüz, hem çok şehirli, dengesizce ama… Haa bir de bir süredir epeyce Arabız! İstanbul iyice kaos şehri olmaya doğru gidiyor, insansız bir köşe, evlerimiz dışında yalnız kalacak bir adım yer kalmadı. Tabii şehir farklı olan insanları kusmaya, onları yok etmeye devam ediyor. Ya bu kalabalıkta yolunu bulacaksın, ya da kaybolacaksın anacım diyor…

Şubat dizisi başka bir şehir fantezisine de kucak açıyor aynı zamanda. Hayatı ıskalamakla, hayata sıkı sıkıya sarılmak çok ince çizgiler bana göre. Bıraktığın anda öbür tarafa geçebilirsin. Hayatı bir şekilde bırakmış, ya da bizim gibi çoğunluk gibi yaşamayı bırakmış insanlardan oluşan bir tekkenin içine atacak sanki bizi! Yıllarca otobüslerin egzosuyla ısınmaya çalışan, sonrasında beş dakikada bir çığlık atan, elbiseleri üstünden dökülen adamın ne zaman nasıl hayatın o tarafına geçtiğini hep merak etmişimdir! Tabii eve götürüp çitileye çitileye bir güzel yıkamayı! J Altından nasıl bir adam çıkacak acaba?

Dışarıda kalmaktan rencide olmuş birisi mutlaka, belki iyileşmeyecek yaraları, hastalıkları var. Tabii en çok kalbini, hissiyatlarını merak ediyorum bu adamların. Bir kadın yüzünden mi böyle oldu, ondan sonra bütün kadınlardan, insanlardan mı vazgeçti.

Daha genci var mesela, kafası daha yerinde! Eskiden şarap eşliğinde sohbet ederdik bu insanlarla. Tabii genel geçer, onların kafası izin vermezdi derine inmelerine. Şakalaşmaya programlanmışlar gibi. Şimdikiler biraz daha despot içecek kimseleri, yerleri, kafaları yok. Bakalım Şubat dizisi bu adamların hayatına ne derece inecek, onlardan birini ya da birkaçını güzel kadınların peşine takacak. Güzel ve Çirkin filmine öykünecek diyor, o zaman kadın da ona aşık olacak. Sonra eve alıp yıkayıp yunacak ve kendisine ondan bir sevgili mi yapacak? Onun çirkinliğine son verecek belki ama daha çirkin bir dünyanın içine sokacak belki de.

Onur Ünlü kafasına güveniyorum gerçi çirkini çirkin bırakmayı bilecek, modern adı altındaki bu keşmekeşe, bu yalan dünyaya kurban etmeyecektir onu diye umut ediyorum. Kirli, bu modern dünyayı, banyo yapmayı, kira ödemeyi reddince çirkin oluyorsun, bunların tersini yapınca güzel öyle mi? Bizi böyle yapan algımıza sağlık o halde!  Sokak çocukları da olacak mı acaba? Onları da mı çirkin diye niteleyeceğiz, çocuklar hep güzel değil midir ki?

Bunları da Seversiniz...

Yorum gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

İçinden sinema geçen yazılar…

Banu Bozdemir Kitapları

Yorumlar

öteki sinema

Arşiv

© 2012 Banu Bozdemir
Powered by WordPress, Endless & Sneek