Tarsem’in Pamuk Prensesi…


The Fall’u izledikten, onun mitik kahramanlarının ve çocuksu saflığının içinde yıkandıktan sonra sinemanın tadına bir kez daha vardığımı hissetmiştim. Hem görsel bir şölenin içindeydim hem de gerçeklerden uzak durmaya çalışan çocuksu bir kaçış öyküsünün. Ondan sonra Tarsem Singh adını her duyduğumda heyecanlandım ve nitekim görselliğin ana malzemesini olduğunu Ölümsüzler / Immortals’ı izledikten sonra bir kez daha anladım.

Banu Bozdemir 

Tabii Titanların Öfkesi ve 300 Spartalı arasında gezinen filmden sonra yıllardır her türlü uyarlamasına alışık olduğumuz klasik masalın Tarsem’in ellerinde nasıl şekillendiğini de merak ettim doğrusu. Ertem Göreç’in klasik öyküye sadık kalarak çektiği Zeynep Değirmencioğlu’nun Pamuk Prenses olarak ortalarda arz-ı endam eylediği filmin öncesinde Grimm Kardeşlerin bu herkese mal olan öyküsü 1937 yılında David Hand tarafından Hollywood’da çekilmişti. Tabii bir animasyon olarak. Güzel prenses, yakışıklı prens, sevimli cüceler ve kötü kraliçe ekseninde günümüze kadar sürüklenen (sağır sultanın bile duyduğu) hikaye nihayet Tarsem’in de ellerine geçmişti! Hemen izlemeliydim.

Elbette hikaye değişmiş, boyut değiştirmiş, biraz mizaha bulanmış ama yine de tam olarak Tarsem’in ellerinden çıktığına ikna edemedi beni Pamuk Prenses’in Maceraları: Ayna Ayna Söyle Bana / Mirror Mirror hali!

Kötü kraliçemiz ki onu Julia Roberts oynuyor, kocası Kral’ı koca ormanda yok ettirdikten sonra üvey kızı Pamuk Prenses’le son derece hırlı gürlü bir hayat yaşıyor, kıza göz açtırmıyor ama yine de pek bir zulüm altında gözükmüyor prensesimiz.

Bu arada macera arayan Prens ve yardımcısı yedi cücelerin tuzağına düşüyor ve dımdızlak kalıyorlar, isyan edip yıllarca çıkmadığı odasından 18. yaş günü şerefine çıkan ve doğruca ormanın yolunu tutan prenses, prens ve yardımcısını kurtarıyor. Prens’le aralarında aşk doğuyor ama kart kraliçe prense asılıyor.


Hikayeyi doğru yöne çevirene kadar Tarsem’in gayet tasarruflu kullandığı mekanlar olan saray, köy ve orman üçgeninde gidip geliyoruz. Tabii hikayenin mizahla bütünleşen ve ana öyküden ayrılan yanları dışında başka orijinallikleri de var. Örneğin cücelerin ‘tahta bacak’larla uzamaları ve bir dev gibi görünmeleri hem görsel açıdan keyifli, hem de ironik bir altyapı barındırmaya müsait. Gökten uzanan kuklalara hayat veren,  Kraliçe’nin gerçekçi ve çirkin yüzü de filmin bir başka eklentisi. Onun dışında elma toplama ve Kraliçe’ye Pamuk Prenses’in elinden yedirme hali de hikayenin başka bir değişimi. Prens’i kendisine aşık etmek için iksir içiren (sahibini seven köpek iksiri) Kraliçe’nin ve sahibine sadık küçük bir köpeğe dönüşen Prens’in halleri de komikti. Ama yine de her açıdan daha doyurucu bir film beklentisindeydim. Hadi konu bildik diyelim ama Tarsem’in yaratacağı fantastik ortamdan umutluydum. O da bir hayli kısıtlı ve sıradandı açıkçası! Tarsem kredisini tüketmeye mi uğraşıyor acaba demeden de duramadım.


Daha öce Kaçış, Kutsal Savaşçı gibi filmlerde oynayan Lily Colins’in kariyerini (bir başlangıç yapmış elbette ama) Acemi Prenses ve Acemi Prenses: Kraliyet Nişanı’yla sektöre giriş yapan Anne Hathaway’e benzettim. Sonuçta o filmlerin de yönetmeni ünlü yönetmen Gary Marshall’dı ve Hathaway sektörde aldı yürüdü. Bu Prenses davasından mıdır nedir bilmiyorum ama Colins’in de bu filmden sonra yıldızının parlayacağını düşünüyorum!

Sonuçta Tarsem’in fantastik altyapılı filmleri sevdiğini biliyoruz ama yine de ondan Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler hikayesine farklı bir bakış açısı getirmesini bekliyorduk, The Fall gibi orijinal bir fikrin karşılığı daha yoğun olurdu eminim ki! Bizde de filmi tamamen çocuklara yönelik düşünmüşler ki dubaljlı izledik ama bence her kesime hitap edecek bir film var karşımızda…

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.