Terk etmedi sevdan beni…

Gezmek görmek kadar bir müzik aleti çalmak da tedavi edicidir. Ben bunu bilir buna inanırım! Bazen de bir müzisyenin notaların arasında delilik sınırlarında gezindiğine tanıklık ederiz. Üretim ve paylaşım dengesi ilginçtir, bazen de dengesiz…

Banu Bozdemir  

İran’ın kendine has bir yaratım süreci var, çoğunlukla mistik… Kör Baykuş’un yazarı Sadık Hidayet ile kitapları vasıtasıyla tanıştıktan sonra ve onun hayatın çeşitli duraklarında kendisine ölüm yolu çizdiğini gördükten sonra üretimin ne kadar deli işi bir süreç olduğuna bir kez daha inandım. Sonra karşıma çıkan Nasser –Ali Khan’da kendisini hayata bağlayan kemanı kırılınca yine yaşam amaç ve sevgisini korkusuzca çekti aldı üzerinden.  O anlamda üretim, bunalım ve ölüm çizgisi el eleler artık…

Azrail’i Beklerken Khan’ın yeni bir keman almasıyla başlıyor. Kemandan istediği sesi alamayan Khan sinirle kemanı sahibine teslim ediyor ve çok uzaklarda bir kemanın yolunu tutuyor. Küçük oğluyla çıktığı bu yolculuk, karısıyla olan ilişkisinin kopukluğunu da işaret ediyor. O kemandan da istediği sesi alamayan kemancının, zaten sevmediği bir kadınla evlenmek zorunda kalmasına, aslında gönlünün derinliklerinde yitip gitmiş kırık bir aşk öyküsünün barındığına tanıklık ediyoruz.

 Film kendini ölüme bağlayan Khan’ın hasta yatağından bir yandan geçmişe bir yandan da geleceğe uzanıyoruz. Kızının ve oğlunun farklılaşan hayatları, kızının drama, oğlununsa komediye kaymasıyla anlatılıyor. Ama filmin genel duygusunda hep bir hüzün ve melankoli dolanıyor… Kemancının sekiz gününde hayatının toplu bir dökümünü alıyoruz.

Persepolis’in yönetmenleri Marjane Satrapi ve Vincent Paronnaud  bu kez İran’ın daha açık bir yüzüne uzanıyor, sene 1950’lerin sonu… İran’da insanlar modern kıyafetler eşliğinde… Khan’ın karısı çalışıyor, çocukları okula gidiyor. Film aynı zamanda o dönemin İran’ına ilişkin de detaylar sunuyor. Sade bir anlatımla ünlü kemancının hayatına akıyoruz.

 Sevdiğini kaybetmeyi göze alan Khan, onu ayakta tutan sesi kaybetmeye dayanamıyor ve kendisini ölümü beklemeye adıyor. Kendi adıma İran’ın genel duyguna yakıştırdığım, karakteri anladığım ve yönetmenlerin sade ve zaman zaman mizahi anlatımları beğendiğim bir film Azrail’i Beklerken… İran sinemasına farklı ama bir yandan duygusal bir bakış açısı atmak isteyenler için… Fransa’nın pek kıymetini bilmediği Mathieu Amalric ise yeniden keşfedilecek kadar şahane!

Bunları da Seversiniz...

Yorum gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

İçinden sinema geçen yazılar…

Banu Bozdemir Kitapları

Yorumlar

  • aytekin çelik: http://www.belgesel.site Ekibi burayı çok beğendi. Kalitenizin devamını dilerim...
  • mustafa uzunyılmaz: BU BİR YORUM DEĞİL. işi ekip yerine yönetmenle yaptığımız sürece ne seyircimiz olacak ned...
  • Banu Bozdemir: Teşekkürler... :)...
  • Cengiz Bozdemir: :D güzel...
  • Mustafa BALAY: Ne acıdır ki savaş çoğunlukla kadın ve çocuklara acı çektiriyor. Erkekler bir şekilde öl...
öteki sinema

Arşiv

© 2012 Banu Bozdemir
Powered by WordPress, Endless & Sneek