Türk sinemasında ilk film dönemi -2-


Elimde bir bardak suyla gecenin karanlığında evde dolanıyorum. Yani karanlıkta birisiyle karşılaşsam elimdeki soğuk suyu yüzüne serpip tepki veririm en fazla. O kadar sıcak bir korku olur yani bu!
Banu Bozdemir

Evdeki en ufak bir pencere detayını bile atlamadan her şeyi herkese açmış vaziyetteyiz… Her pencere başka bir muhabbete, sese ve kokuya açılıyor. Haliyle komşularla kurulan iletişimde sıcak havada genleşiyor, genişliyor… Bir arada yaşar gibi bir vaziyete geliyoruz bir süre sonra.

Küçük odamın penceresi apartmanların sırt sırta verip bir kare oluşturdukları kutsal bir alan gibi. O alan apartmanların en kullanılmayan alanı olduğu için ben de farklı bir gizem duygusu uyandırıyor. Tabii karşı apartmanın mutfağından detone bir biçimde ortama yayılan Hande Yener yaz şarkıları ve bilumum tuvalet ses ve kokuları olmasa! Ben bunları tüm iyi niyetimle filmime koyacağım doğal sesler olarak kabul ediyorum.

Önce bu karenin sırrını çözmem lazım. Gözlerimi önce yukarıya, bize sadakaymış gibi verilen gökyüzüne çeviriyorum sonra da hızlı bir pan hareketiyle aşağıya çakılıyorum.  Orada kocaman kırık dökük bir aynayla karşı karşıyayım. Aynaya vuran ışıkla beraber kutsal kare genişlemeye başladı sanki… Biliyordum bu karenin kutsal bir işaret olduğunu derken elinde kazmayla aşağıda beliren yaşlı amca beni kendime getirdi. Tamam tamam ne dini fantazya ne de eli baltalı katil fobisi olamaz bu! Burası benim apartman boşluğum sadece yaşlı amca da alt kat komşum. Biraz fazla güneşte kaldım anlaşılan..

Sabah en çılgın sesiyle bağıran poğaçacının sesi gelip beni uyandırıyor.  Ah diyorum şöyle minimal filmin içinde olmak vardı şimdi. Ses yok, hareket yok… Issızlık… Ben uyanmak konusunda mızmızlandıkça sanki gelip tepemde bağırıyor poğaçacı… Uyanın ve sadece poğaça yiyin der gibi. Bu orta sınıf filmi gibi. Evin içine günün her saati ses doluyor zira. Sonra arkasından akordeon giriyor sokağa. Bu güzel oluyor. Hemen kalkıyorum ve pencereden bu güzel Balkan sesine selam veriyorum.  İki tane dansçı yerleştiriyorum hemen sokağa. Jimijipi salıyorum pencereden. Yukarıdan döne döne hem müzisyenleri hem de dansçıları çekiyorum. Bu da müzikali olsun bu senenin. Ezel Akay’dan güzel müzikal tatta bir film bekliyoruz!

Sonra kapım çalıyor, elinde mis gibi kokan poğaçalarla sevgilim kapıda… Şimdi aşk filmi çekelim ama azıcık müsaade!

İnsan yanından yöresinden, anı ve hayallerinden yola çıkarak çekiyor demiştim ilk filmlerini… Ben ilk filmimi çekmeye devam ediyorum hala! Uzun metrajımı ama, kısa metrajımı çoktan çekmiştim… Bakalım evden eve, evden dışarıya ve evden hayallere taşan bu film çekme sevdası ben de daha ne yollara sapacak!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.