Türkiye Sinemasında İlk Film Dönemi: 6

Evin her odasını dolaşmışım da mutfağa uğramamışım bir türlü. Hadi bu kez de yemekli bir film çekelim ama lütfen etrafımda bana not verecek, yaptıklarımı yiyip yiyip sonra kötüleyecek ‘usta’ şefler olmasın. Çekemem! 

Banu Bozdemir 

Mutfak filmi için gerekli malzemelerim biraz etrafa yayılacak güzel kokular, bir fokurdama, biraz cızırdama, bir tutam baharat, bolca tuz! Haa bir de bolca su ama çeşmeden. Diğerlerinin (damacana) alayına isyan!

Filmimin birazcık ‘erkeğin kalbine giden yol’ kıvamında geçmesini istiyorum. Aslında bir yol filmi olmasını istiyorum ama elimdeki malzemeler bunlar. Arabanın arkasına küçük tüpü atıp, mola yerlerinde yaptığım yemeklerle de bu filmi tamamlayabilirim aslında. Ama yola düşülecek adam yok, hepsi tembel, bunalımlı ve 40 yaş üstü…

Bir de prodüksiyonum bolca sebze almaya yetmiş. Bir de taze fındık almışım, o yemekten sonra çat çat kabukları kırılacak ve yenecek. Lezzet deposu. Erkeğin kalbi derken, kalpsiz bir kalbi harekete geçirecek bir yemek yapmak niyetindeyim. Nasıl mı? Kalbi atacak, tekrar hayata bağlanacak, hatta biraz tekleyecek, hatta bir öbür tarafa gidip gelecek ve sonrasında yeni bir kişilik olarak hayatına devam edecek? Nasıl? Bence süper.

 O yüzden sebze görünümlü canavarlarımı bol yağla kavuracağım, içine kişniş otu, zencefil, hardal tozu, karabiber, kekik evde ne varsa dolduracağım… Sanırım ortaya o kadar rezil bir tat çıkacak. Adamın bırakın kalbinin atmasını bana karşı sonsuza kadar duracak.  Kalbime giden yolu bulamadın, güle güle diyecek! Ama neyse filmi geri saralım. Kamerayı tam da pencerenin oraya kurdum, radyoyu da açayım bari, tam klasik yemek yapma ortamı olsun. Emine Beder önlüğü eksik kalmasın, saçlar tepede topuz.

Soğan doğrama seansı ağlatıyor, ama ben biraz fazla abartıp kameranın karşısına geçip ufak çaplı bir ağlama dansı yapıyorum, mutfak dar olduğu için oraya buraya çarpıyorum. Bir nevi ağlama, yürek dağlama dansı oluyor bu. Yağın cızırtısı eşlik ediyor bu saçma dansa. Kamera kayıtta. Domates, GDO’suz olsun lütfen dedim ama, sanki domatesin içinden bişi bana bakıyor. Ah insan bir mutfaktan bile dünyaya ulaşacak, mesaj verecek malzeme çıkarabilir. Mesela şöyle bir mesaj: Yemek yapıyorum ama yiyemiyorum. Çünkü bunlar gerçek değil!

İş yemek olunca, yemek filmi olunca insan yanında Ferzan Özpetek de olsun istiyor. Hatta ona yemek yapayım istiyor ama minimal duygumuza zarar gelmesin lütfen!

Yağlı ve minimal görünümlü yemeklerim hazır, bütün gün yemek yaptım. Yemekle beraber duygularımı, göz yaşlarımı, acı ve mutluluklarımı da kattım yemeğe. Sanırsam garip bir tadı oldu. Hatta en sevdiğim yemeklerden biri keşkek bile yapıverdim, onu nasıl yaptığımı sormayın zira hatırlamıyorum!

Ay hadi bağlayın artık filmi! Sofra hazırlanır ortaya bir vazo çiçek konur. Adam gelir elinde bir şişe şarapla. Olala! Yemeklere bayıldı, kalp son sürat atıyor. Üzerine şarap da içince adam fenalaştı. Amanın komşular yetişin, adam elden gidiyor. Evet fazla yağ sağlığa zararlıymış, yemeği lezzetli yaparmış, adamı değiştirirmiş, fenalaştırırmış… Gözlerini açtıktan sonra sana aşkla bakarmış… Ben o zaman şu sofrayı ve dağılmış mutfağı toplayayım. Kamera açık kalmış bu süre boyunca. Domatesin içinden çıkan şey bir Alien mı?

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.