Türk Sinemasında İlk Film Dönemi 8

askaci

Eve kapanmış filmler çekiyorum ya, evin her odasından ulaşmaya çalışıyorum ya sizlere… Bu kez kırmızı Nepal örtülü kanepesinin üzerinde aşk acısına yakalanan bir kadının dramını çekeceğim… Oyuncum bana aşk acısı  çekilmez yaşanır dedi tez elden. Doğru tabii o yaşayacak ben çekeceğim, düz mantık dediğin budur.

Banu Bozdemir 

Yalnız yaşayan bir kadının yanlış anlaşılan özgürlüğünün ve ona hep aşk açısı olarak dönen hikayesi. Kadın ‘kaç kere sever insan, kaç gönüle alışır’ diyecek pop arabesk. Aşk acıtıyor ama eskisi kadar değil diyecek kadar aforizmak deneyimli. Ama yataklara düşecek kadar da güçsüz. Salya sümük bir film bu biraz. Oyuncumdan sürekli ağlamasını istiyorum. Ama o ise bunlar geçmişte kaldı yönetmen hanım, şimdi sosyal medyada onun izini sürmeliyim, kimlerle konuştu, kimlerin resmini, cismini beğendi onlara üzülmeliyim demez mi? Arada yine de ağla sen diyorum, yanına yığdığım kumaş mendillere acıyarak bakarak… Onları taa Eminönü’nden gittim aldım ben. El emeği göz nuru! Hem niye yatıyorum ki kahve fincanım elimde, tekli koltukta otursam, baksam ya ipad’e diyor. Ne biçim aşk acısı bu diye itiraz ediyorum. Yat, ağla, hünkür, habire yemek ye, kendini helak et. Budur!

Neyse evin salonuna verdiğim loş ışıkla çekime başlıyorum. Kız yattığı yerden kalkıyor. Evine gelen sevgilisinin izini, kokusunu arıyor evin her yanında. Adamın yatağın altında kalan çorapları, birlikte ekmek arası köfte yerken yere döktükleri kırıntılar, ucuz şarap şişesi, okurken yarım bıraktığı kitap, birlikte izledikleri dvd’ler… Hepsi anı, dökülüyor kızın önünde. Özgür kızın yanlış anlaşılan hayatı! Yarım kalmışlıklar takılıyor boğazına, uzun bir süre öksürüyor bir kedi gibi… Bir tüy yumağı çıkartır mı bilemem ama ağzına verdiğimiz karışımdan iyi bir kusma yaptı. Ben kayıttayım hala. Aşk’ta kayıtta mıdır hala bizim için! Aşk da bizi gözetliyor mudur acaba bir yerlerde? Çekimin içine fazla girdim, fazla etkisinde kaldım çektiğim şeyin. Yönetmen olarak uzağında durmalıyım ama açın bir şişe şarap diyorum, içelim. Aşk acısı en güzel içerek geçer!

İki yıl sonra…

Kız toplamış, aşk denen illet duygudan elini eteğini çekmiştir. Kız arkadaşlarıyla, ev toplantılarıyla gününü gün etmektedir. Huzur elini tutan bir sevgilidir adeta. Kitap okumak, film izlemek, sosyal medyada dolanmak en büyük zevkidir. Yani hayatı bayat bir ekmek gibi tatsızdır, aşk ve acısı eksiktir ama kızın umurunda değildir. Bak buralarda biraz dışarılara çıktık, kız toplantıları çektik. Evde rakı masası kurduk, masraf arttı biraz ama film için değer! O kadar da dikkat ettik ama sakınan göze çöp batar misali bir ev gezmesine sızan bir erkek bizim kızın aklını başından etti. Sabaha  kadar durmaksızın sohbet ettiler. Daha ne istenir ki, sohbet kızı.. Aşk kızı oldu sonra, adam da aşk erkeği… Galiba bulduk derken doğru yolu adam on beş gün sonra arazi olmasın mı yine! İyi yıl sonra gelsin yine kırmızı örtülü ağlama hali… Hüngürt! Aşk yaşamak kadar aşk filmi çekmek de ilimi kemiği kuruttu! Salon insanı oldum, olan bana oldu!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.