Türk sinemasında ilk film dönemi…

Öyle denk geldi. Apartmanların arasında milim boşluk bulunmayan, başından girilip, ancak sonundan çıkılabilen bir mahalleye düştüm… Oysaki hayalim bahçeli, müstakil bir evdi. Şaka gibi değil mi?

İstanbul’da kim kaybetmiş de ben bulacağım böyle bir evi. Sonuçta bulamadım da. Önüm arkam sağım solum ev anlayacağınız… Burası İstanbul’un en eski semtlerinden Pangaltı. Burada paralel sokaklarla kesilen aralara ada deniyor. Yani çok rahat üçüncü adada oturuyorum diyebiliyorsunuz… Benim bu evlerin bu kadar kesintisiz uzanmasıyla ilgili bir teorim var. Burası eski Ermeni ve Rum muhitleri bilindiği gibi. Evlerin arkaları da birbirine bakıyor. Sanki koca ve uzun bir avluda toplanmış gibiyiz. Bu kadar yakınlık ve iç içelik, ‘hep bir arada olma, kopmama’ halini hatırlatıyor bana hep. O yüzden bu kadar yan yana, birbirinin içine geçmiş mahalleye her girişimde bir hüzün kaplıyor içimi…

Balkondayım. Gözüm balkondaki diğer insanlarda. Gözüm bakıyor, aklım dalıyor uzaklara… Herkesin bir hikayesi var mantığından hareketle bir film senaryosu yazıyorum anında. Gözlerim zaten çekimde. Şu yüzüne az ışık vurmuş teyze sanki bir korku filminden fırlamış gibi. Gözlerini sabitlemiş bana mı bakıyor ne? Teyze sabit, kamera sabit. Biraz zoom, biraz ışık… Ahh teyzem benim ya, nasıl da nurluymuş aslında yüzü… Ohh bea. Yırttık…
Balkonumdayım hala. Karşı apartmanın hafifçe açık olan perdesinden içeri giriyorum. Burada şaryo şart. Uzun koridordan salona vardım. Sessiz ama renkli bir dönemiymiş mesela sinemanın… Öyle hayal edelim! Zira konuşulanları duyamıyorum… Ama az sonra kahkahalar geliyor kulağıma. Komedi çekiyoruz, herkes gülebilir… Kimileri buna yaz oyunu diyebilir. Ya da kendine yetme, yetebilme duygusunun ayyuka çıkmış hali de diyebilirsiniz…

Bu mahalle filmi, bu bir dönem filmi, bu bir bunalım, komedi, korku vs… İnsan önce eteğinde biriktirdiklerini atarak başlıyor hayata, işine… Şu an ülkenin her yer plato gibi. Çekimi devam edenler de var, çekimleri yeni başlayacak olanlar da… Herkes biriktirdiklerini içinden atma derdinde… Evinin arka balkonundan, ya da sokağından, mahallesinden, ailesinden, komşusundan, kasabasından, içinden dışından ne geçiyorsa ufak ufak çekiyor demek ki… O yüzden koca bir avlu gibi herkesi kucaklayan, herkes bu kadar yakınlaştırmak isteyen ama şehir insanı olduğumuz için bir karış burunla dolaştığımız arka balkondan bile bakarak dökebiliriz biriktirdiklerimizi… Onlar havaya mı karışır toprağa mı bilemem ama ilk filmler içimizden kopmayı bekleyen birikmiş tortular gibi… Ben balkondayım, biraz daha film çekeyim, bakarsınız bir gün festival filmleri arasında kendisine bir yer bulur…

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.