Türkiye Sineması’nda ilk film dönemi 14

Evde oturmuş kameramla birbirimize bakıyoruz. Hiç şaşkın değiliz, bakıyoruz sadece. Umutsuz da değiliz, o kısmı aşalı yıllar olmuş gibi. Sinirleri alınmış, tüyleri yolunmuş, kafası kazınmış değişik bireyler gibiyiz ikimiz de…

Tatilden yeni gelmişiz, tazecik hafızalarımızda dans ediyorlar hala, o dalgaların sesi,  ada şarabının tadı, vejetaryen double salata ve ikili huzur! İkili huzur çoktandır yaşadığımız şey değildi benim ve kameramın… İkili huzur varmış, yakınmış ve tatlıymış!

bozcaada-şarap

Kameram tatilden döndük diye pek bi enerjik, hala İstanbul’un nemi, sıcağı, kaçağı, betonu, bulutu üstüne çökmedi… İki güne başlar hadi Banu buradan gidelim demeye. Bakalım kısmet!… İşte ben bunları düşünürken ne olduysa o anda oldu, Banu sana bir sürprizim var dedi ve zınnn diye arka odaya koştu.  Ve arkasından da şangırt diye bir gürültü. Tabii salondan ben de fırladım hemen uzun koridora. Mimar boy vermiş gerisini koyvermiş, koş koş anca ulaştım kamerama. İki seksen yerde yatar buldum onu. Tabii filmde geriye sarma başlamış benim makinede. Hemen kanepeye yatırdım onu, pekmezi akıyor, film geriye sarıyor, sayıklıyor da sayıklıyor.

huzur_510842

En son çektiklerimiz bir yerde dondu bayıldı kameracık. O kendine gelene ben de bakayım neler çekmişiz diye. En son yani tatilden önce yoğun yağan yağmurları çekmişiz, hani karayla denizin birbirine karıştığı. Yağmur suyunun kaçacak yeri kalmadığı için kendini beton şehre teslim ettiği, yaydığı, ortamızda kaldığı… Yağmur toprağa ait değil midir yahu, yağar toprağa, ağaca, hayvanlara… Mis gibi kokar toprakla, hayvanların suyu hayat kaynağı olur. Sonra yerin altına iner, kaynak sularına karışır, kendini biriktirir, saklar, tamamlar… Ama şehirde felaket oluyor, itilip kakılıyor, bir an önce kurtulunması gereken bir akışkana dönüşüyor garibim yağmur suyu… İşte bunu çekmişiz, insanlardan kaçmak isteyen ama kaçamayan yağmur suyu ve ondan kurtulmak isteyen insanları… Böyle mi olmalıydı? Yağmur ve insanoğlu birbirinden memnun bir şekilde yollarına gitmeliydi…

taksimmeydanı

Sonra artık bir İstanbul klasiği olan, nerede ne zaman bittiği belli olmayan betonları çekmişiz, her yer halı gibi beton. Yeşilden rahatsız olup üzerine beton çeken bir zihniyetle baş etmeye çalışan insanları çekmişiz, evin her odasını tavaf edip oralardan ilginç senaryolar yaratmaya çalışmışız… Çekmişiz, çağımıza, kendimize tanıklık etmişiz… İçimiz yanmış, sıcaktan kavrulmuş, soğuktan donmuşuz ama çekmişiz de çekmişiz… İçim bir hoş oldu çektiklerimize bakarken… Tabii bu arada tek gözüyle beni süzen daha doğrusu çeken kameramla göz göze geliyoruz. Evet ben onun içini kurcalarken o da beni çekmiş. Kamera bu çeker elbet, bayıldım numarası yapar yine çeker onun işi bu!

Dedim ya pek kayıtsızız bu aralar, kayıttayız ama kayıtsızız! Betona karşıyız, çevre (doğa) üzerinden çekim yapmaya devam edeceğiz. Tabii kameram ve ben! Siz de katılırsanız bekleriz elbette! Beton yerine deniz, ağaç, bitki, hayvan ve ikili huzur peşindeyiz, çekimdeyiz…Bekleriz!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.