Türkiye Sinemasında İlk Film Dönemi 16

Betona kesmiş bir şehrin sokaklarını adımlamaktan yorgun düşmüş canlarız kameram ve ben… Bir süredir sustuk, içimiz geçti. Israrla penceremizden içeri sızan güneşe bile aldırmadık, içimizde yaşattığımız heyecanı dışarıya bir türlü akıtamadık. Ama en son başımıza güneş geçince uyanıverdik, bahar gelmiş. Çiçeklenivermiş beton araları, yeşillenivermiş parkların ağaçları… Ama ülke kupkuru betondan, tamtakır…

Banu Bozdemir

 

12

Kameram ve ben baktık birbirimize, eve, göğe, bahçede sabahtan beri havlayan köpeğe, miyavlayan kediye, uyutmayan martıya… Yaşamın doğal akışına uyum sağlamak, hatta onu devam ettirmek için çabaladıklarına tanık olduk bir kez daha… Onların ses çıkartmasını da bir isyan olarak algıladık, tıpkı bizim gibi onlar da ellerinden alınan yaşam alanları için çığlık atıyorlardı belki de. Önce balkona kurduk teçhizatı.  Çok bağıran martıyı çektik, sayıları fazlaca azalan ve konacak çiçek arayan bir arının peşine takıldık… Maçka Parkı’ndaki yeni doğmuş kedileri de unutmadık, gözlerindeki hüzün içimizi burdu. Kameram Banu dedi soktun yine beni duygusal hallerin içine dedi. Ben de iyidir iyidir dedim. Beton kafalı olmaktan, yeşili sevmemekten iyidir dedim. Benim kameram beyaz ayarını yeşil de yapıyor, nasıl beceriyor bilmiyorum ama yeşilden aldığı güçle çekiveriyor her şeyi. Yirim.

tavuk2

Ülkede her şey hareket halinde. Dereler, ağaçlar, yeşil her şey direniyor. Biz de direnen her şeyin peşinde bulduk yine kendimizi kamerayla. Köylülerin arasına, tarlaların içine daldık. Doğada ağır adımlarla yol alan, kendi zamanını yaşayan kaplumbağalara, küçücük susuz derelerde vıraklayan kurbağalara denk geldik. Ben kameraya hafiften omuz attım, ne yaptın Banu titrettin beni dedi. Oysa ben onu kendimden ayrı bir varlık yerine koyup aklıma gelen bir şeyi demek için hafiften itivermiştim amma… O bana bağlı ben de ona. Ben onu çekerim o da beni…

dsc02244-orman-dere-ab

Buradan bir uzun metraj çıkarsak ya diyorum yollara düşmüşken, direnen teyzeler ve amcaların filmi olur. Boşlukta hayalet gibi amaçsızca dolananların değil de yaşadıklarını, topraklarına sahip çıktıklarını hissettirenlerin  filmi olur nasıl diyorum… Harikasın Banu diyor ve bir klasik olarak bir halayın içinde buluveriyoruz kendimizi.

fatih-isci

O kadar yorgun düşmüşüz  ki bir köy evinin mis kokulu, serin, sessiz, cırcırlı böcekli odasında uykuya dalmışız. Şehir uykusundan nasıl da farklı, nasıl da keyifli. Ovadan coşarak akan suyun sesini bile duyduk. O suyun yolunu keseceklere lanet okuduk. Gözünü rant hırsı bürüyenlere karşı köy peynirini köy ekmeğimize katık ettik. Nasıl iyi geldi anlatamam. Şükran teyzenin bahçesindeki sebzelere nasıl özlemle baktıysak artık, girin toplayın hadi dedi. Nasıl da hasret kalmışız, özlemişiz doğaya… Patır patır  topladık. İsmet amcanın uçurduğu güvercinlerine dünyanın en güzel filmimi izler gibi baktık… Köyün ıssız yollarını adımladık, karıncaların ayak seslerini mi duyduk acaba? Ggagasını açıp anasını bekleyen kuşları yanı başımızdaki ağaçların dallarında gördük… Güzel olan bu işte değil mi dedim kamerama. Evet dedi, bizse tam şehir insanıyız Banu dedi. Bunların hiçbirini yapmıyoruz biliyorsun değil mi dedi. Deme öyle dedim, deme… Evet gerçekten de betona, gaza, dumana esir olmuş şehir insanlarıydık. Büyük bir açlıkla çektik, yorulduk ama ondan sonrasını hissetmedik… Galiba yavaştan yüzü köye, köylere çevirme vakti, toprağa bulanma vakti… Hıı kameram ne dersin. Çekimlere köy evimizde devam etsek artık diyorum.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.