Türkiye Sinemasında İlk Film Dönemi 22…

Ve vakit gelmiş 22’ye… Ne zamandır 22’yi benim sayım, uğurlu rakamım olarak belledim bilmiyorum ama aramızda kendiliğinden öyle bir şey oluverdi işte! O zaman bu sefer kameram ve ben 22’nin gizemini araştırmak üzere yollara düşelim dedik! Yook Edirne’ye gidip ciğer yedik geldik demeyeceğim tabii, daha gizemli arayışlar peşindeyiz valla!

Banu Bozdemir

Önce 22 numaralı otobüse atladık. İstinye’ye gidiyormuş. Bundan iyi hat mı olur, İstinye Bayırı’nda kalmıştım kısa bir sürede olsa. Karşınızda Emirgan korusu, mis gibi ağaç kokusu, sincaplar, az aşağısı deniz… Mesajı nereye oturtacağımı bilmiyorum ama kameramı balık tutar gibi denizin kenarına oturttum. Kendimde yönetmen sandalyesine. Bir süre sonra buradan çıkacak mesajın kalabalık, deniz kirliliği, korna sesi olacağına karar verdik. Bir şeyler çekmek isteyen ama sanatsal, evresel ve çevresel faktörler bulamayan iki kişi ne yapar aramaya ve yollarda olmaya devam eder. Gel dedim Yeniköy’de Emek Cafe vardı, hala var. Semtin dokusuna en uygun yer ama semt buram buram villa ve zenginlik kokuyor. Denizi görmek imkansız, denizin suları suratımıza kapanmış! Burası da böyle bir semt! Emek Cafe’de deniz kenarı bir masa bulana kadar saatlerce bekledik, çayları devirdik. Bütçe sarsıntıda. Deniz kenarındaki masaya geçtik, kameram gözünü açtı.

Çay ve deniz kokusu birbirine karıştı, azıcık keyfimiz yerine geldi ne diyeyim! Karşı kıyıyı çek dedim, oraya selam yollayalım, hatta sen o kadar yakınlaştır ki yanıbaşımızdaymış gibi olsun karşı kıyı! Baktım kameracığım kendini kasmaktan kızarmaya başladı. Tamam dedim kasma, karşı kıyı karşıda kalsın. İnsanlar konuşuyor telaşlı telaşlı, ne çok anlatacak şey var. Önce yaşa, sonra birilerine anlat misali bu dünya. Topla topla boşalt, sonra diğeri başkalarına boşaltsın. Tabii bunu denize boşaltarak yapanlar da var, toprağa, havaya. Sürekli bir boşaltma halindeyiz, al ver! Kameramla ben aynı şeyi düşünüyoruz artık, birbirimize bakıyoruz. Düğmesini kapatıyor. Kalkıyoruz el ele, sakin, temiz, kendine kalmış, keşfedilmemiş sahiller bulmak üzere. Sizce bulabilir miyiz? Dünyanın öbür ucunda belki ama İstanbul’da zor anam zor! 22 geçiyor önümüzden atlıyoruz tekrar, dönüş yolu. Kamerama bakıyorum hüzünlü bir şekilde şehri kuşatan, şehrin tepesine titan gibi dikilmiş binalara bakıyor! Bize biraz yeşil atın dememek için zor tutuyorum kendimi. Hadi eyvallah.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.