Üç gri balina vardı, geriye iki kaldı!


Konu çevre ve bir canlının hayatını kurtarmak olunca insanın izlediklerine dair bir sürü ayrıntı oluşuyor kafasında. Öncelikle Büyük Mucize 1988 yılında yaşanan, televizyonlara, makale ve hatta kitaplara (Thomas Rose’un kitabı Balinaları Kurtarmak) konu olan bir hikâyeden esinleniyor.

Banu Bozdemir 

Olay üç gri balinanın hızla oluşan buzullarda sıkışmalarını konu alıyor. Yıl 1988 olunca aslında medyada ses bulan, çevrecileri, gazetecileri, yerel halkı ve hatta Reagan’ı bile etkileyen bu olayın yaydığı sinerjinin ne denli büyük olduğu görülüyor. Çünkü o dönemde internet denen ağın kolaycılığına henüz sahip değildik ve her şeyi televizyon denen kutudan öğreniyorduk. Ve o dönemde Kuzey Kutbu’nda sıkışan üç balina böyle bir etki yaratmış işte! Film bu üç gri balinanın kurtarılma sürecini ve herkesin kendince seferber olmasını anlatıyor. Olayı ortaya çıkaran Adam, küçük kasabanın haber muhabiri ama oradan kurtulmaya can atıyor, eski sevgilisi Rachel ise olayı haber alır almaz dünyanın kuzey ucuna damlıyor. Filmin o kadar fazla ekseni, kolları var ki, bir anda herkesin olaylara ve filme dahil olduğunu görüyoruz…

Benim ilgi alanım öncelikle balinalardı tabii. Sıkıştıkları su dünyasında küçük bir aralıktan kafalarını uzatarak nefes almaya çalışan, sonrasında tekrar suya dalan insanların onlara verdikleri isimle Fred, Wilma ve Bam Bam. Taş Devri’nin sevimli kahramanları bu kez buzul dünyasında yaşam mücadelesi veriyor. Bam Bam bu ailenin yavrusu ve ne yazık ki hasta.

Filmin o kadar buzlu bir atmosferi var ki içiniz buz kesiyor izlerken. Eksi 50 derece ve film boyunca neredeyse kara parçası görmüyoruz, her yer bembeyaz. Sadece balinaların bu yaşam mücadelesinden galip çıkmalarına odaklanıyoruz ki zaten filmin amacı da bu!

Film aslında bu hayat kurtarma hikayesinden her şeye bombardıman yapıyor. Herkesin ilgiyle takip ettiği olayda dikkat çekmeye çalışan yerel gazeteci (sunucu – kameraman), balinaları kurtararak petrol çılgınlığını kapatmaya çalışan işadamı, tüm ordu personel ve gereçlerini bu olay için seferber eden beyaz saray, yerel halk ve hatta Greenpeace adına orada olan Rachel bile eleştiri oklarının hedefi altında ki bu olayda en masum görünen Rachel yine de!  Filmin Rachel’e eleştirisi şu noktada. Greenpeace adına bir şeyler yaparken bu kadar didaktik ve agresif olma! Sakin ve daha duygusal ol demeye çalışıyor. Birçok kişinin olumsuz baktığı ve ticari bulunan Greenpeace yine de en fazla gözyaşı akıtıyor ama orada neden tek kişi olduğunu da sordurtuyor.

Yerel halk balinaları bir geçim kaynağı olarak görüyor ve onları avlamanın doğru olduğunu savunuyor. Bu ritüel hem onlar için gelecek kuşaklara aktarılması gereken bir zorunluluk! Her kesimden insanın kuzey ucuna akın etmesiyle otel fiyatları fırlıyor, kartonlar, araç gereç her şeyin fiyatı bir anda fırlıyor! Tokgözlü olmamaya eleştiri!

Haber mi önce gelir, haber kaynağıyla kurduğun duygusallık mı sorusu da Bam Bam’ın ölümüyle açığa çıkıyor. Kimisinde kameralar harıl harıl çalışırken kimisi su birikintisinin başında gözyaşı döküyor. Rus gemisinin yardıma gelmesi, Amerika’nın bu konuda gönlü olmasa da sesini çıkaramaması gibi detaylar var ki,  her şey üç gri balinanın kurtarılma ekseninde işleniyor.

Ben çocukların kesinlikle izlemesi gerektiğini düşünüyorum bu filmi. Bir hayvanı sevmenin, onunla gönül bağı kurmanın ve ona yardım eli uzatmanın ne denli önemli ve sorumluluk gerektiren bir iş olduğunu anlatıyor. Buzullardan insanların kendileri için açtıkları hava delikleri sayesinde kurtulan iki balina için sevinirken, yaşamını yitiren Bam Bam için üzüldük. Çocukların bu iki temel duygulardan birini aynı anda yaşamaları için iyi bir fırsat bu film.

Çıkarlar dünyasından sıyrılıp özgürce yollarına devam eden ve arkalarında bir sürü rahatlamış kalp bırakan iki balinanın yarattığı anlık kaostan öğrenecek çok şey var. Tabii filmde izlediğimiz balinaların gerçek olmadıklarını, tamamen gerçek süsü verilmiş makineler olduğunu bilmek de ayrı bir konu. Ama burada duygusallıktan çok teknik bakıp, adamlar tıpatıp gri balina yapmışlar demek lazım sanırım. Balinalarla tıpkı yıllar önce E.T.’de kurduğu duygusal ilişkiyi kurduğunu söyleyen Drew Barrymore ateşli ve aynı zamanda duygusal bir çevre savaşçısı olarak filme çok yakışıyor. Bu film hayvanlar ve insanlar hakkında gerçekten de iyi şeyler söylüyor! Özellikle çocuklara, sonra herkese tavsiye ederim…

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.