Vizyonda 3 yeni Film…

Bu hafta vizyonda üç yeni yeni film var. Sıradan İnsanlar asker dünyası ve psikolojisi üzerine ilginç bir film. B Planı hiçbir planınız yok ise uygulamanız pardon izlemeniz gereken bir plan. Sihirbazın Çırağı karanlıkla komediyi harmanlıyor, mitolojiye uzanıp oradan günümüze dalıyor. Levent Semerci imzalı Nefes: Vatan Sağolsun yaz sıcağında bol kopyalı tekrar vizyonda, kaçıranlar ve izledim ama bir daha izlerim diyenler için… İyi seyirler.

Banu BOZDEMİR  / banubozdemir@gmail.com

Sihirbazın Çırağı / The Sorcerer’s Apprentice

Çıkış noktasını mitojiden alan, sonrasını geçmiş ve günümüz arasında kuran bu epik fantastik film, Merlin’in öğrencileri arasında geçen çekişmenin odak noktasını oluşturuyor. Baltazar Blake, Veronica’yla beraber, Merlin’in öğrencisi ve bin yıldan fazla zamandır iyiliğin temsilcisi. Ama Horvart’ın da Veronica’ya meyletmesi, dostları iki ayrı kutba itiyor ve Horvart, Merlin’i öldüren ve dünyayı ele geçirmeye çalışan kötü Morgana’nın müttefiki oluyor. O ve Baltazar asırlar boyu savaşarak anlaşmazlıklarını günümüze kadar taşıyorlar. Balthazar büyülerini Melvin standartında devam ettiriyor yani insanlık yararına. Horvart ise büyünün insanları kontrol altına alması gerektiğine inanıyor. İşte bu Nicolas Cage’in hayat verdiği “iyi” karakteriyle, Alfred Molina’nın canlandırdığı “kötü” karakter arasındaki mücadele. İşin bir de günümüz boyutu var tabii. Dave küçükken yakışıklı olmaya meyleden ama büyüyünce nedense komik olan bir çocuk. Bir kıza aşık, cesarete ihtiyacı var ve de bir büyücünün yardımına… Çırak olan Dave kısa zamanda işi kapıyor, beceriksizce de olsa sonra çocukluğundan beri aklında olan Becky’nin gönlünü kazanıyor. Hepsi kötülüğe karşı bir mücadele içinde. Ve dünya bu amansız hesaplaşmadan iyi büyücüler tarafından kurtuluyor, yırtar… Nicolas Cage’in bir türlü ortaya çıkmayan karizması sayesinde bir eğlencelik olmaktan öteye gidemiyor ki sinemanın esaslı amacı bu değil mi dediğinizi duyar gibiyim, çok sevdiğim Alfred Molina’nın kötücüllüğü bile kurtaramıyor filmi…

Son yıllarda komiklik üzerine meyleden Hollywood Jay Bruchel’i fantastik dozu yüksek bir filmde ‘komik’ unsur olarak kullanıyor ve bir nebze ağır akan bir kana hız katmayı başarıyor. Mitolojik tatlar kullanmayı seven filmlerin sinemadaki artısı, tanrı katındaki insanların karizmasından kaynaklanıyor, burada Merlin sonrası ve çok sonrası gibi bir aksiyon olduğu için o kadar da karizmatik durmuyor açıkçası…

Sıradan İnsanlar / Ordinary People

‘Ordinary People’, 2009’da Cannes’da ‘Caméra d’Or’ ödülü için yarışmıştı. Ayrıca pek çok başka uluslararası festivalde de çeşitli ödüllere aday gösterildi. Filmde enteresan bir görevi olan bir askerin öyküsü anlatılıyor. Bu asker bilinmeyen bir yerde ve zamanda bulunan bir grup tutukluyu kurtarmakla görevli…

Film, sabahın erken saatlerinden bir görüntüyle açılıyor. Bir otobüse doluşmuş olan yedi asker, bilinmeyen bir yere doğru yol alıyor. Askerlerin arasında 20 yaşındaki Dzoni de var. Dzoni, içinde yer aldığı bu yeni ekibe uyum sağlamakta epey güçlük çekiyor. Ayrıca görevlerinin ne olduğu konusunda da epey stresli Dzoni ve kendilerinden ne beklendiğini bulmak için de çaba sarf ediyor. Ancak kayda değer bir ipucu bulamıyor. Yedi kişilik ekip güneşin altında beklemeye devam ederken yanlarına bir otobüs dolusu adam yaklaşıyor. Bizim ekibe bu adamların düşman tutuklular olduğu söyleniyor. Gerisi için filmi izleyin ve psikolojinin nasıl bir şey olduğunu bir kez daha çözümlemeye çalışın!

B Planı / The Back-up Plan

Yaz geldi, sinema iki seksen yattı, bir rahavettir sormayın gidiyor… B Planı tam bir rehavet filmi. Yıllarca hayatının erkeğini bekledikten sonra gelmeyeceğini anlayan Zoe donör sistemiyle hamile kalmaya karar veriyor. Donörler vücuda yerleşiyor, sonra pat diye hayatının erkeği karşısına çıkıyor. Zoe’nin üç çocuklu ve hayatı takmayan ablası, nişanlısına 22 yıldır evet diyemeyen ninesi, erkeksiz hamilelik ve yaşam için kolları birlikte sıvayan ve bazen çok aşırıya kaçan bir grup ‘azılı’ feminist filmin yan ve komik unsurları olarak dizi dizi sıralanıyor. Şu aralar Kuzey Kıbrıs’ta vereceği konseri iptal ettiği için topa tutulan şarkıcı komik ve bunalım anlarını başarısızca sündüren Zoe rolüyle Jennifer Lopez.

Tersine işleyen kurgusuyla, yani önce çocuğun, sonra erkeğin hayata düşmesi durumuyla tersten bir akış yaratan filmde peynir yaparak satan, geceleri ise okulunu bitirmeye çalışan Stan’in neden Zoe’de karar kıldığı, kendisinin olmayan çocuklar için gecesini gündüzüne kattığına ikna olmuyoruz. Hem kocaman çiftliği var hem de maddi sıkıntı yaşayacağı paranoyası yaşıyor Stan… Neden? Başka bir anlaşılmaz mevzu ise genç bir adamın orta yaşı geçmiş ve aralarında en ufak bir aşk belirtisi görmediğimiz bir kadın için niye kendini yırttığı… Film çiftin bir küstüm bir barıştım edalarıyla noktalanıyor, sonra mutlu son yazıyor ama biz nedense mutlu sona ulaşamıyoruz. Ama yaz için dondurma tadında hemen biten bir serinlik arıyorsanız ve kallavi bir B planınız yoksa neden olmasın!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.