Vizyonda 9 yeni film (17 Aralık)



Bu hafta vizyonda dokuz  yeni film var.  Sultanın Sırrı, sultanın hiçbir sırrı yoktur diyor. Karanlık Cennet gizemli hatunlara dikkat derken, Ateşle Oynayan Kız’ın gizemi falan yok, sadece belaları var diyor. Şenlikname: Bir İstanbul Masalı kaçırılan Sultan kızı için İstanbul’un altını üstüne getiriyor. Çakal olmanın yolları ise bu filmde. Çakallarla Dans, komediyle dans ediyor adeta… Başımıza gelenler haftanın komedisi, çocuk sahibi olmanın kolay dili. Teslimiyet Tarlabaşı ve orada yaşayan travestilere bir bakış. Karanlık Deniz bir cinayetin hayatımıza ettikleri diyebiliriz kısaca! İyi Seyirler…

Sultanın Sırrı
2010’un sonlarına gelirken Kültür Başkenti kapsamında çekilen filmler de görücüye çıkmaya başladı. Bu hafta Şenlikname: Bir İstanbul Masalı ile bu kapsamı paylaşan iki filmin bakış açısı da Osmanlı. İstanbul’un gizemli yapısı anlaşılan insanları Osmanlı’ya sürüklüyor, saraylar, surlar, geçitler bu kapsamda sunumun baş nesnesi oluyor. Hakan Şahin’in yönettiği filmde Mark Dacassos ve Emanuel Bettencourt ajan olarak ülkemize sızan  ve  Sultanın Sırrı’na ulaşmaya çalışan iki Amerikalıyı canlandırıyor. Tabii onların karşısına dikilen, Amerikalılardan nefret eden bir müze müdürü ve hem derviş hem de işkenceci olan iki Türk var. Sultan II. Abdülhamit’in sandığı, içindeki gizli sırlarla beraber saklı durmaktadır müzenin deposunda. Filmde yabancıların ülkemizi bizden daha iyi tanıdıkları, müzenin deposuna giden yolu müze müdürü bilmezken onların ellerini kollarını sallayarak bulmaları çok açıkça gösteriyor zaten. Filmler baştan sona saçmalıklar parodisi. Cemaat filmlerinin jönü olmaya son hızla yaklaşan Sinan Albayrak ve işkenceci Derviş Burak Sergen’in rolleri tam bir vatansever olarak inşa edilirken, Sinan’a yanık asistan Yeliz tam bir batı hayranı olarak lanse ediliyor. Sonuçta çantaya ulaşan ajanlar çantayı alıp kaçıyor. Filmin gizli geçitleri kullanması, Abdülhamit’e uzanması eğer 2010 için bir anlam ifade ediyorsa bilemem ama filmde Türklere yapılmış bir herhangi övgü de yok. Sultanın Sırrı sır olarak kalıyor ve biz bunu öğrenmek için bir sürü saçmalığa katlanmak zorunda kalıyoruz.

Karanlık Cennet / Black Heaven
Artık zamanımızın değerli olduğunu düşündüğümüzden midir nedir bazı filmlere tahammül sınırımız azalırken, bazı filmlere ‘kısa film olmalıymış’ duygusuyla yaklaşıyoruz. Karanlık Cennet de tam bunlardan. İzlerken birkaç sene evvel izlediğimiz Ben X tadı aldım. Gerçek hayatla sanal oyunların birbirine karıştığı, gerçek hayatta ezik olan karakterin orada kendini daha farklı göstermesi hali vs… Ortaya çıkan gizemli bir kız ve onun peşinden sürüklenen, felekleri şaşan, yanı başında saf ve doğal olanı reddeden erkekler grubunun felaketi diyebiliriz kısaca filme. Avına düşürmek istediği erkekleri önce oyunun içinde tavlayan Audrey, sonra onlarla intihar oyununa girişiyor. Amaç; bir avuç sapkınlık. Bu alık erkeklerden biri olan Gaspar Marion’a aşıktır ama Audrey’nin gizeminden de etkilenir. Karanlık Cennet adlı sanal oyuna düşer. Yani filmin önermesi sanal oyunlara çok fazla kaptırmayın, gizemli kızlara fazla bulaşmayın oluyor. Yoksa film güzel bir yaz filmi gibi başlıyor ama sonrası da karanlık dünyalara dalıyor. Oyun kısımları keyifli ama…

Ateşle Oynayan Kız: Millennium Üçlemesi 2 / The Girl Who Played With Fire
Millennium Üçlemesi dünyayı kasıp kavururken bir yandan da filme çekildi, yani üçleme bir anda çekildi ve bitti. Böylece karakterlerin zaman içinde oluşacak deformasyonları engellendi. Millennium Üçlemesi polisiye bir hikaye olduğu, kaçma kovalamaca içerdiği başrolüne sıska bir kızı koyduğu ve kızın tipi aykırı olduğu için sinemasal olarak pek ilgi yarattığı söylenemez. Gerçi David Fincher Hollywood adına seriye göz dikmiş durumdaymış. Bakalım nasıl bir fark yaratabilcekler! Toplumun eziği olarak başladığı ilk film yolculuğunda sarışın bir kadın olarak seriyi sonlandıran Lisbeth Salander’in başı beladan yine kurtulmuyor. Mikael Blomkvist’le gönül ilişkisi noktalanan Salander ve  yanındaki pörsümüş sarışın kadınla iş pişiren Blomkvist ancak filmin sonlarına doğru bir araya gelebiliyor. Bu ufak tefek, eli silah tutan, motosiklet kullanabilen, kafası çok iyi çalışan kızın maceralarını izlemekten ben kendi adıma keyif alıyorum. Filmde ortada olmayan bir mesele yumağı dolaşsa bile, Lisbeth’in korkusuz ve rahat tavırları hoş, aykırı bir kadın kahramanın olması belki de bu seriyi cazip kılan. Lisbeth ayrıca babasıyla hesaplaşıyor, çok az seveni olan kız yine başının çaresine bakmaya çalışıyor. Gerçekten de ateşle oynuyor… Benden tavsiye filmi!

Şenlikname: Bir İstanbul Masalı
Yine bir 2010 Kültür başkentine adanmış bir film. Yine Osmanlıya dönük bir yüz. Ama bu seferki en azından daha keyifli… Senaryosu düzenli, kostümleri özenli… Aslında bir aşk hikayesi anlatılmak istenen… Bu aşkın başına bir ‘yok olma’ hikayesi koyunca masalsı bir tat kazanıyor film. Özellikle mekan kullanımının da farklı olduğunu düşündürtüyor. Ben bir filmde ilk defa bu kadar gizli geçitler (yani bize ait) olduğunu gördüm. Bunları kullanması açısından bile iyi bir proje sayabiliriz. Ama keşke iki başrol oyuncusunun yani aşkı gençlerin oyunculukları, iki saf mehterci gibi hareketli olsaymış, o aşkın halleri bize de geçebilseymiş. Ama iki oyuncu maalesef kasılıp kalmışlar… Film ortadan kaybolan sultanın biricik kızını bulma hikayesi… Bir sürü deliğe girip çıkan, ortaya biraz da gizem tohumları salan kahramanlarımız sonunda kızı buluyorlar tabii… Keşke senaryonun özeni biraz daha öne çıksaymış. Yoksa sanat yönetimi iyi, mekanlar merak uyandırıcı… Ama gitmeyen bir şey var yine de!

Çakal
Biz Çakal’ı Antalya’da izledik. Minimal film kuşatmasının yoğun markajına maruz kalmış kafalarımız bu filmi ‘festival’ filmi olarak kabul edemedi zaten. Bu çok popüler, böyle de festival filmi mi olurmuş dedik. Ama filmi gizliden beğenmekten de geri kalmadık… Hatta yanımdaki arkadaşlar abartıp The Bittersweet Life / Acı Tatlı Hayat’a benzettiler. Herhalde filmin esas oğlanı Akın’ın değişen yaşamı, karanlığa çekilen duyguları ve hiç kimseyi takmayan yapısından dolayı olsa gerek. Filmin giderek kararan atmosferi, Akın’ın eski hayatına olan duyarsızlığı, ilk adam olmaya giden hal ve tavırları filme belli bir dinamizm katıyor. Varoşların o dağınıklığa müsait halleri, Akın’ın annesini kaybetmesiyle üzerineiyice musallat oluyor. Çıkış aramak için denemeler yapıyor ama olmuyor. O da karşısına çıkan Çakal’lığı kullanmaya karar veriyor. Filmde Erkan Can, İsmail Hacıoğlu ve Uğur Polat başrolde… Erhan Koza’nın ilk uzun metrajı, karakter değişimini göstermesi, toplumsal olarak bir bakış katması ve şiddeti bir amaç olarak kullanmasıyla dikkat çekebilir, tabii bir de oyuncu kadrosuyla!

Çakallarla Dans
Murat Şeker kadar kendi filmlerine gülen bir yönetmen tanımadım desem yeridir. Çakallarla Dans’ı  Malatya’da izlerken Şeker’in hep gülen yüzü beni dehşete düşürdü. Ama zaten bir yönetmen çektiği tarzla barışık değilse çekemez, çekmesin de zaten. Şeker daha çok Yeşilçam’a selam çakan, onların o naifliğinden dem vuran filmler çeker, içine komedi sosunu da mutlaka katar ama. Bu kez komedi sosu biraz fazla kaçmış, hatta tam gaz komedi olmuş… Ortada bir konu var mı çok fazla anlayamadım, sadece herkesin patlayan hikayesi, kadınlı erkekli abartısı ortalığı kaplıyor. Ama seyircinin salonu çınlatan kahkahalarına tanık oldukça amaca ulaşılmış tamam dedim… Küçük çakal, büyük çakal hesabı ortaya saçılırken, kimin nasıl bir çıkar ve dert içi de çokça anlaşılmıyor. Oyuncuların her dakika taşan abartıları da cabası. Şevket Çoruh, İlker Ayrık, Murat Akkoyunlu, Timur Acar başrolde. Tuba Ünsal’ın oynadığı polis rolü gereksiz duruyor. Yıllardır sinemada var olan Akkoyunlu belki istediği ilgiyi bu filmle üzerine çeker, iyi bir performans sergiliyor zira… Komedi dozu bu kadar yüksek film çektiği için Şeker’e teşekkürler!

Başımıza Gelenler / Life As We Know It
Başımıza Gelenler haftanın romantik komedisi. Filmde bir zorunlu haller birlikteliği ve karşılaşması var. Holly (güzel) ve Eric (yakışıklı) arkadaşlarının ayarladığı ilk randevuda daha yemeye çıkmadan birlikte olamayacaklarına karar verirler. Ama her ortamda bir araya gelirler. Nefret düzeyleri öyle böyle değil, her an çatışma, kötü bakışlar ve ortamdan jet hızıyla uzaklaşma. Bu iki zıt karakteri ancak zorunlu haller bir arada tutabilir tezinden hareketle inşa edilen senaryo ortaya bir bebek atıyor. En yakın arkadaşlarının trafik kazasında ölmesi sonucu ortadan kalan bir bebek. Manevi anne babası ise Holly ve Eric. Bu iki zıt kutup bir bebek sayesinde bir arada yaşama tutunmaya çalışır. Bu tutunma, tırmalama, kavga anlarının esprili bir halde bize yansımasından ibaret film. Ama espriler kötü değil, düşülen haller hiç kötü değil… O yüzden evlenmeden çocuk sahibi olmanın, hayatını bir anda değiştirmenin komedisiyle karşı karşıyayız… İzlenmesi tavsiye edilir!

Teslimiyet
Teslimiyet, İstanbul’un Tarlabaşı semtinde oturan dört travestinin hayalleri ve mücadelelerini ele alıyor. Sanem beraber yaşadığı üç travestiyle birlikte seks işçisi hayatını kazanmaktadır. Bir kurtarıcı hayal ederken mahalleye yeni taşınan Gökhan’ın ilgisini çekmeyi başarır. İkili arasında suskun bir ilişki başlar. Oturduğu ev beklenmedik olaylarla sarsılırken, Sanem Gökhan’ın yanına sığınmak zorunda kalır. Ve Gökhan’ın Sanem’in kimliğini, Sanem’in ise Gökhan’ın güvenilirliğini sorguladığı bir yolculuk başlar.

Karanlık Deniz /  The Dark Sea
Dedektif Luca, kız arkadaşı Veronica’nın yanına taşınmasına yardım etmiştir. Aynı gün gelen telefon oldukça sıradan bir aramadır. Aşkları taze ve açıktır… Veronica, Luca ile ciddi bir ilişki yaşamaya tanıştıktan çok kısa süre sonra ikna olmuştur. Luca’nın telefonda haberini aldığı cinayet soruşturması da oldukça rutin bir davadır; üniversite öğrencisi genç bir kız öldürülmüştür. Ancak, bu telefonun Luca üzerindeki etkisi zamanla oldukça yıkıcı olmaya başlar. Aslında masum olan kurbanın hayatı, beklenmedik şekilde Luca’nın erotik arzularını, takıntılı ve dayanılmaz bir çekimi ateşler. Soruşturma ilerledikçe, Luca, yavaş yavaş gerçeklikle olan bağını yitirmeye başlar. Veronica’ya olan sevgisinden bile şüphe edecek kadar alçak ve ikili bir hayat yaşamaya başlamıştır. Artık kendi müstehcen görüntüleri, yansımaları, fantezilerinden oluşan kabusların acımasızlığı, cinsel eziyet ve zevklerle aklını bozmuştur Luca. Karanlık sulara düşmek üzeredir, ışıktan uzak… Muamma ve onun yarattığı yıkıma kimsenin olmadığı kadar yakındır.  

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.