Vizyonda altı film (14 Ocak)


Bu hafta vizyonda altı yeni film var.  Biraz aşk dolu bir hafta, aşk lafı çok geçen bir hafta! Cadılar Zamanı, hala cadılar vardır allı yeşilli diyor. Tehlikeli Aşk Hint ezgileriyle aşka uzanıyor. Aşk Sarhoşu bir kitaptan aşk için uyarlanmış! Benim Adım Aşk, aşk diyor ve kaçıyor. Kağıt haftanın yerlisi olarak bir hayli eleştirel. Megazeka ise süper bir animasyon, yalnız kalan kötünün çabaları! İyi Seyirler…

Banu Bozdemir

Cadılar Zamanı / Season of the Witch

Böyle bir film, yerli bir sinema örneği olsa yerden yere vurmakta bir sakınca görmeyeceğimiz  gibi Dominic Sena imzalı Cadılar Zamanı’na da aynı şekilde davranacağız. Mecburen tabii. Filmimiz 13-14. Yüzyılda, Haçlı Savaşları’nın tavan yaptığı, din için insan öldürmenin kutsal sayıldığı, kadınların cadı olarak adlandırıldığı bir zamanda geçiyor. Film karanlık atmosferi ve cadı öldürme seansıyla etkili bir açılış yapıyor ama Edremit Körfezi ve İzmir çevresinde yapılan savaşlar hızlı çekim hali ve acemiliğiyle sinemamızdaki savaş sahnelerini fazlasıyla hatırlatıyor! Bir de o zamanlar İzmir ve çevresi çölmüş! Nicolas Cage ve Ron Perlman çoluk çocuk demeden yapılan bu kıyıma dur demek için askerliği bırakıyor ve cadı olarak atfedilen bir kızı yargılanması için keşişlere götürmek üzere yollara düşüyorlar. Yol uzak, tehlikeli, karanlık ve sarp. İlk yarısında kızın cadı olmadığını, bunun boş inançlar olduğunu hatırlatma üzere hep beraber yollara düştüğümüz filmde kendimizi başka bir yolda ve kandırılmışlık içinde buluyoruz. Sonlara doğru ise filmin seyri iyice değişiyor, onların korku dozu bizde ters etki yapıp komediye dönüşüyor. Neden hala ‘cadı’ filmi diye sormak istiyoruz yönetmen Sena’ya. Birçok filminde yer alan Nicolas Cage burada da karizmatik adam rolüne soyunuyor ama cadılar zamanında karizma çok da etki etmiyor gördüğümüz kadarıyla! Cadılar zamanıyla başlayıp, ayarımızı bozan bir film var karşımızda. Ama görsellik güzel tabii!

Tehlikeli Aşk  / Kites
Küçükken bir ara Hint filmi patlaması olmuştu. Video dönemi Hint furyasına ben de dışarıda oyun oynamaya biraz ara vererek katılmıştım. Güzel kızlar ve yakışıklı erkeklerin abartılı kıyafetleri ve abartılı dansları beni benden almıştı diyebilirim. Sonuçta Bollywood diye bir şey vardı ve biz çocuklar bu dünyanın bir numaralı izleyicisi olmuştuk! Bir ara Hint sineması deyince Avare ve Raj Kaapor gelirdi aklımıza sadece. Mira Nair’i ise en son Amelia filmiyle hatırlayabiliriz. Hint sinemasının popüler kanadı ise Night Shyamalan’dan soruluyor. Tehlikeli Aşk ise klasik bir konuyu sonuna kadar Hint formları dışında daha modernize işliyor. Bir aşk hikayesi, bir kavuşamama öyküsü. Yakışıklı erkek ve güzel kadının aşklarını her şeye feda etme çabası. Arada mizahi yanları da var ama çok arada bir film olduğu için nefret etmeniz daha kolay olacak. Dans yok, gangster özentili sahneler var, kaçma kovalama var ve kızın güzelliği bir yana, erkeğin yakışıklı hallerini ortaya serme durumu var ki, orada kopmak mümkün filmden. Yönetmen Anurag Basu’nun ilk uzun metrajı. Başka bir ülkede ezilen Hintlilerle, zengin Hintliler arasındaki hesaplaşma… İzlerken siz de kendinizle hesaplaşabilirsiniz!

Aşk Sarhoşu  /Love & Other Drugs
Önce filmin magazinel boyutu girdi hayatımıza. Filmin iki oyuncusu Jake Gyllenhaal ve Anne Hathaway’in çıplak hallerinden, cinselliği arttırıcı birtakım ilaçların piyasasına, hastalıklara, aşka, cinselliğe uzanan bir film Love and Other Drugs. Türkçe’ye Aşk ve Başka İlaçlar adıyla yerine Aşk Sarhoşu olarak çevrildi. Özünde hasta olan genç bir kızla, hırslarının peşindeki adamın aşkı aslında anlatılmak istenen. Hastalığını kapatmak ve unutmak için neşe oyununa soyunan Maggie ile ilaç mümessili Jamie arasındaki başlangıç cinsellikle olur. Kız, yaşlandıkça durumu ciddileşecek bir hastalık için erkeklerin kaçacağını düşünür ve duygusal reaksiyon geliştiremez. Ama Jamie azimli çıkar, gerçek aşkı için her şey ezer geçer, hırslarını bile… Sonuçta karşımızda duygusal komedi var ama biraz dozu drama kaydırılmış. Film tüm artısını buradan alabilir ama onun dışında çok da bir vaadi yok. Zıt kutupların çekimi, salaş ve doğal kadının kazancı var! Anne Hathaway popüler ve ciddiye alınmayacak rollerle başladığı kariyerine so yıllarda güzel filmler ekmeye devam ediyor, büyük ağzıyla ben de zaman zaman Julia Roberts etkisi yaratmıyor değil! Ama Jake Gyllenhaal sanki bu filmde havaya girememiş gibi, çok severim yoksa kendisini ama bu filmde içimi geçirdi! Sonuçta film doğal bir çıplaklık içeriyor, hırslara ket vurup gerçek aşka dalma zamanıdır diyor, iyi niyetli yaklaşıyor! İyi filmlerde imzası bulunan Edward Zwick ise ortalama bir filmle şimdilik noktayı koymuş bulunuyor!

Benim Adım Aşk  / Amore – I am Love
Soylu, zengin ve en azından görüntüde mutlu bir İtalyan ailesi… Büyükbaba işlerini oğlu ve torununa devredip kenara çekilmenin derdinde ve biz de olaya tam bu noktadan itibaren seyirci oluyoruz. Tüm bu geleneklerin, ritüellerin ortasında ve Milano’nun aşkı kutsayan fonunda herkesin kendisi için duygusal hesapları vardır. Ailenin rus gelini Emma Rechi gibileri içinse hesapladıklarının da ötesinde bir şeyler… Tüm bu aşk hesapları ise onları tahmin edilemez bir sona doğru yavaşça sürükler. I Am Love, orijinal adıyla Io Sono L’amore, İtalyan yönetmen Luca Guadagnino’nun son filmi… Yönetmen ülkemizde en çok tartışmalı “Yatmadan Önce 100 Fırça Darbesi” kitabının yazarı ve kahramanın olan Melissa P.’nin anlatıldığı aynı adlı filmiyle tanınıyor. Senaryo da yine kendisine ait…Film 60-70’ler havasında, tonlarında, mininal, kimi zaman durağan ilerliyor ama duyguları o kadar kuvvetli fişekliyor ki gerçek bir sinema filmi izlediğinizin ayırtına varıyorsunuz. Doğanın filme uyumu ise mükemmel ayrıntılarla yansıyor. Görüntüler söz yerine geçiyor, oyunculuklar etkiliyor. Özellikle de Rus gelin rolündeki Tilda Swinton etkin ve sakin. Film her şeyiyle gerçekliğe hizmet ediyor, ayrıksı finaliyle de sonlandırıyor!

Kağıt
Bu da Antalya’dan, yarışmadan ve hiç ödül alamadan vizyona uzanan bir film. Yönetmenlik koltuğunda Sinan Çetin oturunca herkesin suratı asıldı, beğenenler bile beğenmedik dediler. Ben filmin bazı yerlerini  beğendim, çok da orijinal buldum. Film konu, mekanlar, oyunculuk, sanat yönetimi ve renk konusunda birçok farklılığa sahip. Aslında Sinan Çetin’in Kültür Bakanlığı’ndan film çekmek için destekleme fonu almasına gerek yok gibi gözüküyor ama belki ilk filmleri çekmek için helak olan genç yönetmenlere destek olmak istemiş olabilir! Film böyle bir 70’ler havasında, o renk ayarından da kaynaklı biraz, genç ve idealist bir yönetmenin film çekme sürecini anlatıyor. Filmini bakanlığa destek almak için gönderir ama sansür kurulu başkanı Müzeyyen Hanım her seferinde basar reddi. Film çekme yolunda helak olan, ailesi, ocağı dağılan Emrah’ın Müzeyyen Hanım’la ilgili çok güzel planları vardır! Filmin sanat yönetimi başarılı, oyunculuklar abartılı ve karikatürize… Bence bu farklı denemeye kucak açmaktan kimseye zarar gelmez, sonuçta Çetin’de eleştirecek bir şeyler buluyor demek ki!

Megazeka / Megamind
Hepimiz iyi, güçlü ve yakışıklı olanın yanındayız öyle değil mi? Ne var bunda demeyin, böyle yetiştirildik sonuçta, dünya her ne kadar bu kadar iyilikle dolu bir yer olmasa da genel istekler doğrultusunda bunu yaşıyoruz. Megazeka görüneni yıkmaya çalışma hevesinde bir animasyon. Bu kez uzaydan dünyamıza fırlatılan iki çocuk var. Çünkü gezegenleri infilak edecek. Leyleğin ağzına konulan bebeler gibi, onlarda kaderlerine razı. Birisi mutlu aile yuvasının içine diğeri de bir hapishanenin içine düşüyor… Metro Man ve Mega Zeka hikayesi de böyle doğuyor. Birisi klasik süper kahraman. Diğeri zeki ama kötü… Yani kötülük ona toplum tarafından verilen bir armağan aslında… Bu iki zıt görünümlü karakterin çatışması üzerinden gidiyor bir süre film. Mega Zeka Metro Man’i yok edince kötü ve tek güç olarak kalıyor dünya üzerinde. Görüntü koca kafalı, karizması kayık uzaylı tabii.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.