Vizyonda altı yeni film (13 Mayıs)

Bu hafta vizyonda altı yeni film var. Hop tavşanlar, civcivler ve insanlar arasında bir Paskalya davası! Küçük Beyaz Yalanlar hayatın her duygusuyla yoğrulan çok başarılı bir film! Kutsal Savaşçı karanlık atmosferiyle savaşıyor, vampirlere göz açtırtmayan rahipleriyle dikkat çekiyor. Karbeyaz beyazlara adanmış bir yerli yapım, Hayali Aşklar ise platonik aşkları anlatırken Lanetli Miras kayıpların peşinden gidiyor. İyi Seyirler…

Banu Bozdemir

Hop
Çılgın Hırsız’ın yapımcıları büyük bir başarıya imza attıktan sonra bir Paskalya hikayesiyle karşımızdalar. Film iki farklı mekanda geçiyor, birisi Paskalya Adası’nda tavşanların ve civcivlerin yaşadığı masalsı dünyada geçiyor, diğeri ise bizim dünyamızda. Bu iki paralel atmosferde geçen hikaye, hep bir yerlerde birleşmeye doğru gidiyor. Bir tavşan ve bir insanoğlunun arkadaşlığından bir hikaye doğuyor. Hikaye Paskalya hikayesine eğildiği için biraz farklı bir konuda karşımıza çıkıyor, insan dünyası ve hayvan dünyası başa baş ilerliyor. Hayvanlar dijital ortamda yaratılıp, gerçek mekanlara yerleştirildiği için film animasyon değil. Zaten üzerinde çok uğraşıldığı belli, ayrıntılar ve gerçekçilik çok bariz… Konu civcivlerin tavşanlara karşı ayaklanması, Fred’in onlara yardım etmesi, bateri meraklısı tavşanımız E.B. hayallerinin ve gerçeklerin dengesini kurmasını öğrenir, yani her şeyde olduğu gibi bu hikayede mutlu sona yollanıyor. Türkçe seslendirmede E.B.’yi Kenan Doğulu seslendiriyor, hayranları için kısa bir not düşelim.


Küçük Beyaz Yalanlar / Little White Lies
Bazı filmler vardır derdini tıkır tıkır işler, seyirciyi gereksiz ayrıtılardan arındırır ve tam da getirmek istediği kıvama getirir. Hepsi ince ince işlenmiş karakterlerin bir arada olma, bazen aynı şeyleri tekrarlama halleri bile basmıyor Küçük Beyaz Yalanlar’da. Herkes kendini bir özelliği ile ortama sokuyor ve siz bir süre sonra sanki yıllardır o ortamın içindeymiş gibi hissediyorsunuz. Beni halden hale sokan, hallaç pamuğuna çeviren, kendi yaşamıma dönük ayrıntılardan bir demet sunan filmlere bayılıyorum. Hayatın rutin giden akışına bazen bir şeyler etki eder. Bu gruba da bir arkadaşlarının trafik kazası geçirmesi etki ediyor ama garip bir biçimde kimse bir şey olmamış gibi hayatına devam etmeye çalışıyor. Hatta Max ve Vero’nun yazlık evinde yaptıkları cümbür cemaat tatilden bile vazgeçmiyorlar. Filmin ana kırılma noktası bir kaza, onun üstünü örtme noktası ise tatil. Fransa’da 2010’un en çok izlenen filmi mertebesine ulaştı yönetmeni ise aynı zamanda filmde rol alan Marion Cotillard’ın aktör ve yönetmen olan eşi Guillaume Canet. Günümüz ilişkilerine, insan yapısına, deforme ve çıkış noktalarına o kadar iyi parmak basıyor ki, bir an ben bir film çeksem duygusu böyle olurdu diye düşünüyorum. 154 dakikalık film su gibi akıyor, yaşadığınız birçok şey tokat gibi suratınıza çarpıyor. Bence insan hissiyatlarına ilişkin çok doğru bir bakış, çok akıcı. En ufak bir kopma vermeden yoluna devam etmesi, günümüz insan ilişkilerine kopuk insanlarla bakmayı tercih edenlerin suratına tokat gibi çarpacak cinsten. Minimal bakış açısı ama asla minimal olmayan kişi ve olaylar, bence maharet de burada galiba!

Kutsal Savaşçı /Priest
Kapkaranlık, üç boyutlu gözlüklerle daha da karanlık olan, vampirlere farklı bakmaya yemin etmiş filmlerden biri daha… Kıyamet sonrası çorak topraklarda geçen film gotik korku ve nükleer yıkımı ‘gun fu’ yani ateşli silahlarla dövüş sanatıyla birleştirerek farklı bir atmosfer yaratmayı başarıyor. Ama bu kadar dine dayalı anlatım bir süre sonra filmle ilgili fantazyayı yok ediyor. Zira filmde insanoğlu ve vampirlerin yıllar süren savaşından gelinen noktaya kadar kısa bir animasyon izliyoruz. İnsanların tek gücü güneş olarak gösteriliyor ki, kıyametten sonra o da kalmamış oluyor. O zaman insanların tek dayanak noktası din ve rahipler oluyor. Hatta rahipler vampirlerle savaşan tek güç oluyor, dövüş sanatları konusunda bir numara haline geliyor ama bir süre sonra kilise bu rahiplerin de önünü kesiyor, halkı sindirmek ve kendisine daha da bağlı kılmak için vampirlerin varlığını inkar eder hale geliyor. Filmi ilginç kılan çağdaş çizgi roman tekniğini klasik janr filmleriyle birleştirmesinde! Yoksa bir süre sonra dini motifler boğucu hale geliyor. Karanlık bir film konusu ve atmosferiyle, vampirlere de yaratık formlarında farklı bir bakış getiriyor ve sanki devam filmi gelecek gibi! Road Warrior/Yol Savaşçısı’nın kıyamet sonrası ortamına ek olarak High Plains Drifter’ın sınır atmosferi var. Film, Scott Stewart’ın yine Screen Gems bünyesinde çekilen 2010 yapımı kıyamet filmi Legion/Kıyamet Melekleri’nden sonra ikinci yönetmenlik denemesi. “Özel efekt geçmişine sahip Scott, atmosfer efektleri konusunda başarılı görünüyor özellikle de! Ama filmin atmosferi kurtarıcı değil ne yazık ki!

Karbeyaz
Sabahattin Ali’nin kaleminden çıkan bir öykü uyarlaması. Tabii iş bir öyküden bir film yaratmaya gelince biraz değişiyor, yoğun görsele sığınmış bir filmle karşı karşıya geliyoruz. İmgeler anlatımın önüne geçiyor, bir süre sonra da sadece kara odaklanmış oluyoruz. Yönetmenin senaryodan yana bir iddiası olduğunu sanmıyorum, zaten bir öyküden uyarlama. Ama Ankara’da ana jüri Selim Güneş’e Umut Veren Yeni Senaryo Yazarı Ödülü vererek, iyi mi yaptı kötü mü? Zira umut veren en iyi görüntü yönetimi daha anlamlı olurdu. Yönetmen başından ben görüntülerle ilgili bir deneme yapacağım dediği için, görsele dayalı bir anlatım konusunda başarılı olduğunu görüyoruz. Zaten sırtını yeşile, kara, doğaya yaslayan filmlerin bu anlamda artısı oluyor. Karbeyaz dediğim gibi kısa bir öykünün uzun metraja çevrilmiş, imgelerle bezeli hali… Denemek isteyenler için…

Hayali Aşklar / Les Amours Imaginaires / Heartbeats
Xavier Dolan 19 yaşında pek manidar isimli bir film çekmişti Annemi Öldürdüm diye… Çok beğendiğim için ‘anneni öldürdün ama sinemayı yaşattın’ başlığıyla bir yazı yazmıştım. Film neredeyse konu, anlatım ve oyunculuklar açısından dört dörtlüktü. Bir anne-oğlun didişmesi ancak bu kadar iyi anlatılabilirdi. Tabii yönetmenin 19 yaşında böyle bir yetkinliğe erişmesi de ayrıca takdire şayandı. Film birçok ödül kazandı, gözler ikinci filme çevrildi tabii doğal olarak. Hayali Aşklar üçlü duygular üzerine. Yaşamadan yaşamak ve tüketmek üstüne kurulu burada da öykü. Yakın arkadaş olan Francis ve Marie bir yemekte taşradan şehre yeni taşınmış Nicolas’a kafayı takarlar, Nicolas’ın onlara yolladığı işaretleri farklı anlarlar ve ikisi de bu arzu nesnesinin peşine düşerler. Aralarındaki bağ da sarsılır. Film günümüz gençliğine özellikle de Marie’ye yüklediği retroyla biraz farklı bir algı sunmaya çalışıyor, Marie gözümüzde Audrey Hepburn havası kazanma hevesinde bir genç kıza dönüşüyor. O yüzden Marie’nin mitolojik anlamlar yükleyip bağlandığı Nicolas tüm bu yüceltmeyi karşılamaktan uzak bir hale düşüyor. Francis erkek olarak daha duygusal çabalar peşinde ve daha cesur. Onu da yönetmenin kendisi canlandırıyor. Hayali Aşklar tutku, beklenti, keder, küçük düşme ve en sonunda yalnızlıkla beslenen klasik bir havasında ilerlese de, yönetmenin çabalarıyla farklı bir tarza dönüşüyor ama yine de ilkinin tadına bakmış olanlar için yeterli gelmeyecek bir izleğe dönüşüyor.

Lanetli Miras / La herencia Valdemar
Valdemar Mansiyonu’nda bir kadın kaybolur ve çalıştığı şirketi onun bulunması için bir özel dedektif kiralar. Daha sonra Valdemar Mansiyonu’nda ilk kaybolan kişinin o olmadığı ortaya çıkar.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.