Vizyonda dört yeni film…

Bu hafta vizyonda dört yeni film var. Vahşet Sapağı, ‘yollarda bulurum seni’ tarzı filmlerden… Cidi Bir Adam Coen Kardeşler’in yine kaza mizahın tadına baktıkları filmi. Zorlu Görev bir kariyer hikayesi ama en zorlusundan! Ajan Salt uçuyor, kaçıyor, vurulmuyor, süper kahraman edasıyla ortalarda sekiyor, bizce hiç de iyi yapmıyor. İyi seyirler.

Banu Bozdemir

Vahşet Sapağı / Snarveien – Detour
Şehrin kalabalığından küçük kasabaların ıssızlığına uzanan filmlerin formülü üç aşağı beş yukarı aynı… Tatile giden kızlı erkekli şımarık şehir gençleri olduğu gibi, duygusallıkları tavan yapmış, romantik bir haftasonu hayal eden bir çift de olabiliyor karşımızdaki… Arabalarının konforuna sığınmış bu insancıklar kendileri az ötede bekleyen tehlikenin farkında olmadan mutlu mesut yoldalar. Tehlike çok direkt geliyor üzerlerine ya da çaktırmadan… Vahşet Sapağı neredeyse sonuna kadar tehlikeyi kurbanlarına çaktırmayan filmlerden. Kurbanların tetikte olması da bu ikili ve tehlikeli dengeyi diri tutmayı başarıyor. Norveç yapımı ve 77 dakikalık bu tempolu filmde tüm ailenin psikopatik sanrıları Teksas Katliamı’nı andırıyor gibi görünse de işin ‘film içindeki film’ mantığı onu diğerlerinden biraz ayırıyor, herkesin işin içinde olduğu bir ‘kasaba filmi’ havasına sokuyor ama her şey yine de gördüklerimizden ibaret…Yönetmen daha önceleri korku türünde başarılı kısalara imza atan Severin Eskeland. Aynı zamanda kendisi aktör, senarist, kurgucu… Biraz Nuri Bilge Ceylan havası sezebilirsiniz ama ne yazıkki kendisi oynamıyor filmde! Yönetmen korkuya sevdalı. Son kısa filmi The Chamber 2006 Los Angeles Screamfest’te izleyici ödülü kazanmış.

Ciddi Bir Adam / A Serious Man
Siz adının ciddi olduğuna bakmayın, işin içinde Coen Kardeşler varsa ciddiyeti biraz da uzaklarda aramak gerekiyor. Onlar işin gırgırında ama bunu öyle bir inceden, öyle bir hallice yapıyorlar ki bazen o ciddiyet oyununa bizi de inandırıyorlar. Ciddi Bir Adam da tam böyle, 1967 yılında Minnesota’da geçiyor, başına gelmedik işler kalmayan ama sabır tesbihini bırakmadan, herkesin onayını alan, herkesin iyi ve mutlu olması için ciddiyet timsalinden çok sakinlik timsali gibi duran bir adam var bu kez karşımızda… Bir dönem filmi Coen Kardeşlere göre hafif ama karanlık bir film… Kendini tuvaletlere kilitleyen kumar düşkünü bir ağabey, dakikada bir saçını yıkayan bir kız çocuğu, zengin ve tanıdıkları bir adama aşık olan bir eş, televizyon kanallarına takıntılı bir çocuk, sinirli ve güçlü bir komşu adam, şuh bir komşu kadın, bizim ciddi adamı etrafını çevreleyen ilginçlikler silsilesi… Film evlilik kurumuyla öyle harikulade dalga geçiyor, o küçük taşları öyle basitçe yerinden oynatıyor ki karakterlerin absürdlüğü ve abartısından bu bitişe üzülemiyoruz bile… Ya Yahudi cemaati? Onlar da nasibini alıyor kardeşlerden… Film tam bir her şeyi yıkma ve yeniden inşa etme filmi aslında… Aslında yeniden inşa etmek gibi bi derdi de yok, her şeyi yıkıp geçiyorlar, her duyguyu kısa geçişlerle harmanlayıp önümüze sürüyorlar. Kara mizahın her haliyle karşımızdalar, karmaşa sunuyorlar, finale bodoslama dalıp, elimizde pek bir şey kalmadan çıkarıyorlar bizi bir Coen Kardeşler filminden daha… İzlemenizi, keyif almanızı, bir adamın hayatından farklı tatlar almanızı salık veririm… Bir de Coen Kardeşler daha ne olsun derim…

Zorlu Görev / Get Him to the Greek
Bir film 15+ alırsa nasıl bir film olmasını beklersiniz? Korku ya da bel altı esprilerle bezenmiş olmasını.. Zorlu Görev daha çok eğlence anlayışının dayandığı çılgınlıkla ilgili bir kısıtlama taşıyor. İlginç sözler yazan, çılgın, tüm yalan dolan içinde sevdiği kadının ayırdına sığınmış ama kaprisli bir rock yıldızı olan Aldous Snow ile işinde kariyer yapmaya çalışan, dış hayatın kötülüklerine bulanmamış, sevgilisiyle yaşayan, tombul ve sevimli Aaron Green’in başından geçenler bu filmin anlattıkları… Yan karakterlerle desteklenen ama daha çok Aldous ve onun peşinden sürüklenen Aaron’un yaşadıkları anlatılıyor. Şöyle bir baktığınızda bir avuç saçmalık olarak algılanabilir, hatta ‘kafası güzel’ bir film denilebilir, zaten sınırlamayı da tam oradan alıyor, pek müptela bir hal takınıyor. Ama bu demek değil ki karşımızda tam anlamıyla sulu zırtlak bir komedi var. Film bir yandan da birtakım değerlerin peşinde kendince koşturuyor, keyifli müzikleriyle, esprileriyle, birtakım ara süprizleriyle hayli eğlenceli bir seyirlik sunuyor. Russell Brand ve Jonah Hill’in tersine bir uyum yakaladıkları filmde fazla kasmadan, kafanızı filmin kafasına uydurmanız yeterli…

Ajan Salt / Ajan
Filmin senaristi Kurt Wimmer genelde bu tip senaryolar yazıyor, dost düşman birbirine karışıyor, insanların kırılma noktaları çabucak oluveriyor. Çaylak, İkili Oyun, Adalet Peşinde gibi filmlerde benzer duyguların ürünü… Tabii burada eleştiri oklarını senariste yöneltip kurtulabiliriz ama ya Çit / Rabbit ve Kemik Koleksiyoncusu, ki başrolde yine Angelina Jolie vardı, gibi filmlerden sonra ne amaçla böyle bir film çekmek ister ki bu yönetmen. Filmin zamanlaması da bir tuhaf. Amerika ve Rusya arasında geçiyor, ajan krizi yaşanıyor, ortalık ‘yoldaş’lardan geçilmiyor ama kimin düşüncesinin altından ne çıkacağı belli olmuyor. Bu filmi izlerken Angelina Jolie’nin bir tanecik doğru dürüst bir filmi var mı diye düşündüm bulamadım açıkçası… Burada da matrixvari hareketler yapıyor, sanki Salt isminde yeni bir süper kahraman yaratılmaya çalışılıyor ama ne yazıkki film sinir bozmaktan öteye gidemiyor. Hollywood sadece eğlenmemizi istiyorsa neden böyle zorlama senaryolarla kasıyor, işin içine bir sürü parmak sokuyor? Bu filmden bir Wanted tadı beklemeyin, hoş onun da bir tadı yoktu ama bu iyice tatsız, iyice mantıksız, iyice kuyu kazıcı… Angelina Jolie filmde kılık değiştirme adına sadece saçının rengini değiştiriyor, koca dudaklarıyla her ortama sızıyor ve şansı yaver gidiyor nedense … Ben filmden nefret etme noktasına geldim, siz de gidin şansınızı deneyin derim ben yine de…

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.