Vizyonda dört yeni film (24 Eylül)


Bu hafta vizyonda dört yeni film var. Annemi Öldürdüm genç bir yönetmenin elinden çıkma, anneye ve oğula dair bir güzelleme… Borsa: Para Uyumaz, 1987 yapımı Borsa’nın devamı ama para yine anayolda! Üç Harfliler: Marid haftanın yerlisi, korkuncu ve cinlisi… Kardeşimden Sonra arafta ve arada kalmanın farklı bir versiyonu… İyi Seyirler…

Banu Bozdemir

Borsa: Para Asla Uyumaz /Wall Street: Money Never Sleeps)
Oliver Stone sinemanın pek çok türüne yakın bir bakışa sahip. Kariyerinin korku filmiyle başladığını düşünürsek türler arasında dolanması da gayet doğal. Gerçi Stone deyince aklımıza politik ve Amerikan hükümetini eleştiren filmler geliyor daha çok. Gerçeğe yatkın ve yakın anlatımı olan Stone İskender’in hayatıyla fantastik olana da yakınlığı gösterdi. Borsa zerrece çakmadığım bir mevzu, daha doğrusu ilgilenmediğim diyeyim… Birçok insanın da borsayla ilgisinin olmadığını söyleyebilirim. Film zaten borsanın iniş çıkışlı halini fon olarak kullanıyor. Borsaya bulaşan insanların paranı esiri olduğunu, hayatın onlar için nasıl da kırıcı ve değersiz ilerlediğini gösteriyor. Filmin 1987 yapımı Borsa’nın devamı olması da ayrıca manidar. Gordon Gekko karakteri değişim rüzgarlarıyla epeyi bir bocalamış ama Stone ona bu filmde tekrar toparlama şansı veriyor. İlkinde ortaya salınan para hırsı ikincisinde de devam ediyor, o günden bugüne değişmeyen tek şeyin para hırsı ve Michael Douglas olduğunu anlıyoruz. Gerçi Douglas oradaki rolüyle En iyi Erkek oyuncu Oscar’ını almıştı şimdi bir hayli zor öyle bir ödüle uzanmak… Yeni yetmelikten terfi etse bile yeni yetme gibi duran Shia LeBeauf da aynı yolda ilerleyen, paranın esaretine yatkın ama bir yandan da değerleri olan Bud Fox benzeri bir rolde… Herkese hitap eden bir yanı olmadığını söyleyelim, paranın da canı cehenneme diyenler izlemesin zaten. Ya da izlesin!

Üç Harfliler: Marid
Türk sinemasının korku denemeleri genelde başarısız oluyor. Korkunun komediyle aşık attığı o sahneler hala aklımızda. Üç Harfliler gerçek bir olaydan esinlenme ve öteki alemden gelenler üzerine… Çocukken yaşadığımız ve fantastik sandığımız şeylerin ki (benim için hala öylesi geçerli) büyüyünce tekrar etmesi üzerine kurulu. Öteki alemin bitmeyen malzemeleri burada da kullanılıyor ve ortaya sevenler için Musallat gibi bir film çıkıyor. Filmde ayrıca ‘Cinlerin Esrarı’ adlı kitaptan da izler taşıyor. Film korku sınırını en üst düzeyden vermeye çalışıyor, korkutucu varlıkların insanlara yaşattıkları kabus dolu dakikaları, kaotik ortamı gerçekçi şekilde perdeye yansıtıyor. Üç harfli olayı da cin adının telaffuz edilmemesi esasına dayanıyor. Korku dolu sahneleri yerel elden izlemek isterseniz Arkı Aktaç’ın ilk yönetmenlik denemesine ilgisiz kalmayın!

Kardeşimden Sonra / Charlie St. Cloud
Bir çok okunanlar film uyarlaması daha karşımızda. Ben Sherwood ikinci kitabından. Başrolde Zac Efron gibi gençlik idolünün olması, filme olan önyargımızı hızlandırdı diyebilirim. Ama film fantastik yapıyı sırtlanan bir romanda uyarlandığı için kahramanımızın sulu zırtlak bir gidişatını engelliyor. Aslında Charlie başarılı bir lise öğrencisi, yelkenci ve kasabasının dışına çıkabilecek bursa sahip bir gen. Annesi ve kardeşiyle yaşıyor. Hayat güzel güzel akıp giderken bir trajedi yaşanıyor ve erkek kardeşi Sam hayatını kaybediyor. Ondan sonra hayatın olduğu gibi filmin de seyri değişiyor, Charlie her şeyi bırakıp kardeşine yakın olmak için mezarlıkta çalışmaya başlar ve o fantastik an gerçekleşir. Charlie kardeşi Sam ile karşılaşır. Ama bir de dışarıda bir hayat vardır. Bu araf tarzı filmlerin çoğalması, insanların bu dünyanın maddiyatı ve bilinmeyenin maneviyatı arasındaki arayışına dikkat çekiyor. Aşk ve bir felaketten sonra donma evrelerinin anlatıldığı bu romantik dramada Zac Efron da rolünün hakkını vermeye çalışarak bu denge – dengesizlik haline değer katmaya çalışıyor.

Annemi Öldürdüm / I Killed My Mother
Diyalogların gerçekçi oluşu, anne ve oğul arasında yaşanan gerilimin gelip dayandığı uçlar, birbirlerine olan tahammülsüzlük her şey çok dozunda. Film asla sorunlu anne – çocuk ilişkisine çözüm önermesinde bulunmuyor, var olan bir durumu mümkün olduğunca başarılı bir biçimde anlatmayı seçiyor. Beş yaşından beri setlerde olan, tabii kamera önünde, Dolan bu yaşına kadar birçok Kanada yapımı film ve dizide rol almış, ‘kötü’ filmlerden çok şey öğrendiğine inanmış ve kötü filmlerden aldığı ilhamla güzel bir filme imza atmış. Hubert’in annesi Chantal’ı oynayan Anne Dorval’ın başarısı da yabana atılır gibi değil. İkili birbirini yiyip bitiren, aşk ve nefret duygusunun iniş çıkışlarını en alasından yaşayan bu anne ve oğla can verirken bir hayli titiz davranmışlar, ortaya keyifli bir film çıkması epey uğraşmışlar belli ki. Filmin senaryosunda hiç fazlalık hissedilmiyor. Karakterlerin duygusal iniş çıkışları, olaylar oldukça dengeli bir şekilde filmin akışına serpiştirilmiş. Senaryoya dahil edilen bütün öğeler ziyan edilmeden kullanılmış. En ufak şeyler dahi bir düşünceyi, duyguyu, durumu anlatıyor ya da destekliyor. İlk filmini çekeceklere ders niyetine değil ama feyz niyetine izlemelerini öneririm.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.