Vizyonda iki yeni film… (19 Kasım)



Bu hafta vizyonda iki yeni film var; Prensesin Uykusu, Çağan Irmak’ın tarzını bilip sevenler için. Harry Potter Ölüm Yadigarları: Bölüm 1 seriyi su gibi yutup, sonunu merak edenler için…  İyi Seyirler

Bau Bozdemir

Prensesin Uykusu

Çağan Irmak’ın tarzı daha çok dramla harmanlanmış, karakterleri duygusal hezeyanlara sokup bunun sevinç ve hüznünü seyirciye havale etmek yönünde gelişiyor. Prensesin Uykusu çok da ifade bulduğu gibi komik bir film değil. Her şeyden bir tutam konmuş, formülü tutturulmaya çalışılmış, sinemamızın ileri noktasına doğru arabasını hızlıca süren bir şoför edası var Irmak’ta…
Bir umut filmi, her yerinde umut damlaları var. Her türlü olumsuzluğa rağmen yüzünden gülümseme eksik olmayan Aziz, yaşadığı olumsuzlukların acısını Aziz’den çıkaran Seçil ve hayatın onu bir süre uykuyla durdurduğu küçük Gizem.
Filmde müzik grubu Redd’den, Yeşilçam sinemasına selama kadar (Genco Erkal’ın oynadığı İskender karakteri Yılmaz Atadeniz’in kulaklarını çınlatıyor), masalsı ve fantastik bir tat var. Aziz’in gerçek dünyanın uzağına düşen yaşam algısı, her şeye karşı geliştirdiği pozitif bakış açısı, Seçil’in gerçek ve agresif dünyasıyla çakışsa da zıtlıklar filmi daha izlenir kılıyor.
Evet bu film yine klişe, birçok olayı, duyguyu ve zamanı harmanlıyor ve bunu klişe yaptığını bilerek sunduğu için göze batmıyor, aksine gözümüzde sevimlileşiyor. Filmin özellikle İskender ve Aziz’in ev arkadaşı Neşet arasında geçen bölümlerinde bir abartı var ama o da filmin fantazyasında eriyor bir süre sonra. Küçük bir kızın uykuya yatması (Pamuk Prenses uykusu) ve o uyurken ona ulaşması için yapılanlardan oluşuyor bu film… Evet masal gibi… Çağan Irmak bir masal anlatıyor, dinleyip dinlememek size kalmış. Tiyatro oyuncularının ağırlığı filme farklı bir katmış, bir yandan ayakları yere basarken bir yandan bulutların üstünde dolaşan bir film olmuş. Ağlama ve gülme dengesi yarı yarıya yine…

Harry Potter ve Ölüm Yadigarları: Bölüm 1 /Harry Potter and the Deathly Hallows
Kendi adıma karanlık, fantastik, çocuk halli ve birbiriyle çatışan büyükler dünyasıyla sevip, izlemekten keyif aldığım Harry Potter’ın bu kesmeli halinden pek memnun kalmadım. Hoş kitabı ikiye bölmeselerdi de memnun kalmazdım sanki. Filmin gelip dayandığı ergenlik noktası, iki erkeğin arasında kalmış bir kızın ispat halleri nedense ben de Twilight / Alacakaranlık etkisi yarattı. Ve yine mi dedirtti tabii haliyle… Hermione, Ray ve Harry arasında geçen, onları Hortkulukları ararken aynı zamanda bir kaçışın baş elemanları yapan, adeta dünyayı dolaştıran bir film var karşımızda. Ve karanlık güçler de her an peşlerinde.
Harry’i gördükleri yerde öldürme yeminleri var. Ama onların hepsinden yetenekli Hermione diye arkadaşları var neyse ki… Yoksa iki tane yeteneksiz erkek çok kolay bir av gibi duruyorlar! Bu da yazar Rowling’in başından beri kızlara bir kıyağı gibi duruyor. Harry Potter bir roman olarak uzadıkça, aslında sona yaklaştıkça her şey şöyle bir derlenip toplanıyor, ortalığa saçılmış şeyler bir araya geliyor ama bir romanı ikiye bölme fikri hiç de iyi olmamış…

Aslında romana göre her şey ikinci filmde saklı… Ama ikinciyi anlamak için mecburen birinci de izlenmeli, ticari kaygılar filmleri bölmemeli bana göre. Son iki filmi yöneten David Yates’in elinden çıkma film, Harry Potter serisini sona yaklaştırdığı için izlemeli, bugüne kadar izleyenlerin toplaması için gereken şeyler onda saklı zira!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.