Vizyonda sekiz yeni film (19-20 Mayıs)

Bu hafta vizyonda sekiz yeni film var. Türkan, Türkan Saylan’ın son günlerini anlatan duygulu bir hayat hikayesi. Karayip Korsanları bu kez gizemli denizleri yol tutuyor üç boyutla kendisine yenilik katmaya çalışıyor. Şov Bizınıs şöhret olmanın bedeli ve hali, İhanet ise kara sevdanın başa bela hali! Kadın İsterse her şeyi başarabilir, Başka Bir Yerde de olunabilir. Misafir’in etinden sütünden yararlanılır, Beastly ise şımarık bir gençlik filmi. İyi Seyirler…

Banu Bozdemir

Türkan
Önce Türkan filmi çekiliyor dendi, sonra arkasından jet hızıyla vizyona girdi. Kısa zamanda çekilmiş, kotarılmış bir, Türkan Saylan’ın hayatına, son günlerine adanmış bir anma. Türkan Saylan yıllarca doğuyu yol bellemiş, cüzamla savaş konusunda epeyi yol almış bir doktor, bir çağdaş yaşam kadını. Kardelenlerle, okuyamayan kız çocuklarıyla bütünleşmiş, onlara kol kanat germiş bir anne. Film bir mektupla başlıyor, okumak isteyen bir kız çocuğunun mektubuyla. Sonrasında Türkan Saylan’ın Ergenekon soruşturmaları kapsamında evinin aranması, polislerle arasında yaşananlar, halkın evinin önünde toplaşması ve ona destek olması filmin politik bir zeminin olacağı hissi yaratıyor ama sonrasında daha çok aile ilişkili duygusal bir film çıkıyor karşımıza. Duygu patlaması yaşıyoruz adeta filmde, yükselip yükselip alçalıyoruz. Türkan Saylan’ın bitip tükenmez enerjisini kanser kesmeye çalışıyor ama nafile. Aslında onun enerjisini kesen haksız yere evinin aranması olabilirdi ama dediğim gibi o bölüm daha kısa tutulmuş ve enerjisini yüksek tutan olaylara yer verilmiş. Filmde paralel olarak Türkan Saylan’a ulaşmak için evden kaçan bir kız çocuğunun ona ulaşma hikayesi de var. Rüçhan Çalışkur Türkan Saylan’ı başarıyla canlandırıyor, sevgisini taşırıyor. Filmde Saylan’ın öfkeli (sakin bir kişilik) hiçbir yanını görmüyoruz, hep dingin ve pozitif, herkesin elini öptüğü, onun hayattan küçük molalar istediği dolu dolu bir hayat. Sonuçta ülkesine her zaman hizmet eden bir kadının sadece  son günlerine göz atmak ne derece doyurucu bilemeyiz ama geldiği noktayı görmek açısından anlamlı bir film. Film çekilirken tavır alanların yansız bir gözle izlemelerini salık veririm. Sonuçta karşımızda herkesin çok sevdiği, torunuyla müthiş iyi anlaşan ve son anına kadar üretmeye devam eden bir kadının hayatı var. Kalabalık oyuncu kadrosunun desteğini de görmek mümkün tabii! Cemal Şan yönetmen koltuğunda!
Karayip Korsanları: Gizemli Denizlerde /Pirates of the Caribbean: On Stranger Tides

Karayip Korsanları ilk filmiyle hasılat rakorlarını alt üst edince peşi sıra yeni bölümlerin gelmesi de farz oldu. Sonuçta keyifli bir korsanın peşinden açık denizlere dalmak, fantastik bir dünyanın dalgalarıyla boğuşmak, ölüler ve canlılar dünyasında ayrı ayrı var olmak hepimize iyi gelmişti. Ama bölümler level atlayıp, daha zorlu ve zevkli kulvarlarda bizlerle atışmak yerine kan kaybediyor ve bir süre sonra sadece keyiflik bir seyir haline geliyor. Sonuçta Karayip Korsanları’na belli bir alışkanlık sonucunda bağlandık ve her bölümünden zevk almaya çalıştık. Bu kez öyküde bir yavanlık var. Ama filmin sanat yönetimi ve görsel yanı o kadar güçlü ki, öyküye görsel olarak tutunup ilerliyoruz. Herkes gençlik pınarının peşinde, o yüzden yollardayız daha çok. Denizler fon olarak kalıyor, asıl öykü karada ilerliyor. Yönetmenliği Gore Verbinski’den devralan Rob Marshall bir farklılık getiremese bile serinin tökezlemesine izin vermiyor.Bu bölümde Keira Knightley ve Orlando Bloom yok biliyorsunuz, onun yerine sevimli kaptanımız Jack Sparrow’la flörtöz bir biçimde atışan Angelina’yı canlandıran Penelope Cruz var. Ayrıca Barbossa’da.  Bu filmden de anlaşılıyor ki Johnny Depp bu seride en fazla eğlenen kişi… Üç boyutlu gözlüklerle 137 dakika baktığımız filmin sonunda gözlerinizi yorgun hissetmeniz olası yani iki boyutlu da olur, zira üç boyuta yakışır birkaç ayrıntı dılşında heyecanlı pek bir durum yok ! Ama ben her şekilde Karayip Korsanları izler ve keyif almaya bakardım!


Şov Bizınıs

Şöhret olmanın hikayesinin anlatıldığı film “İnsan neden şöhret olmak ister?” sorusunun cevabını da komik bir üslupla anlatıyor. Şov Bizınıs, insanları güldürürken sektörün iç dünyasını da anlatan bu yüzden de sektörden danışmanlarla çalışılmış bir komedi filmi. Yaşanan bir çok hikayeden yola çıkılan filmin senaryosunda izleyenleri eğlendirmesi ve bir komedi filmi olması ön planda tutuldu. Filmde ayrıca yaşanan aşklar ve mizahi bir üslupla anlatılan bir kadın intikamı var

İhanet / Partir
Bu filme kesinlikle feminen bir tavır takınarak bakmak istemiyorum. Yani ezilen kadının dramı demek istemiyorum. Sonuçta filmin yönetmeni bir kadın. Catherine Corsini filmde herkese aynı mesafeden bakmayı deniyor ve bizi biraz önce bahsettiğim drama bulaştırmıyor neyse ki! Daha doğrusu o bulaştırmak istiyor ama biz kararlıyız uzak durmak konusunda! Yoksa küçük burjuva kadının şımarıklığı imajını daha fazla kazanmış olacaktı film. Film zengin ve kocasını seven bir kadının, yani biz öyle anlıyoruz önceleri, inşaatçı Ivan’a aşık olmasını anlatıyor. Ondan sonra başlayan süreç biraz absürd ama… Suzanne ve Ivan beş parasız kalıp adeta sürünüyorlar. Bu mümkün mü? Kadın bir fizyoterapist olarak iş bulmaktan uzak, habire kocasından para koparma derdine düşüyor, Ivan ise nedense iş bulamıyor ve iki tutkulu aşık gözümüzün önünde mum gibi eriyor. Karşımızda modern bir aşk filmi var ama kalıpları çok eskilere dayanarak atılmış. Sanki savaş dönemi ve büyük bir kıtlık var zengin insanlar dışında! Aşka saygımız sevgimiz sonsuz ama bu kadar düşkünlük hali, filmden soğumak için yeterli. Film ihanet edersen hayatın kayar olgusuna destek atıyor adeta ve bu düşüşe dur dememek için sıkıyoruz kendimizi. Suzanne rolüne koşulsuz şartsız bürünen Kristin Scott Thomas iyi iş çıkartıyor. Sergi Lopez yumuşak sevgiliyi, Yvan Attal ise öfkeli kocayı oynuyor. Daha iyi seçeneğiniz varsa uzak durmanız da fayda var!

Kadın İsterse / Potiche
İstanbul Film Festivali’nde güle oynaya seyrettiğim filmlerden. François Ozon tekrar hareketli komedilerine dönüş yaptı diyebiliriz bu filmle. 1977 yılını, kadın ve erkeğin toplumsal konumunu ve gizli kapaklı ilişkilerini anlatan komedi zevk alırsanız su gibi akıp gidiyor. Hele başrollerde Gerard Depardieu ve Catherne Deneuve gibi sağlam oyuncuları görmek daha da iştah kabartıcı hale geliyor. Filmografisine baktığımızda her telden çalan, kadının, çocukların, çoklu kadınların, gizemli kadınların, bitiş ve başlangıçların filmini yapan Ozon bu kez Sekiz Kadın tarzına dönük bir filmle çıkıyor karşımıza. Tempo bir an olsun durmuyor, fikirler sürekli değişiyor, cepheler başkalaşıyor ve kadın gücüne ait bir film çıkıyor ortaya. Aslında söylenecek fazla bir şey yok, çok keyif almanız, absurd olduğu kadar toplumsal komedinin içinde gülmeniz fazlaca olasılık dahilinde!

Başka Bir Yerde / Somewhere
2010 yılında Venedik’te Altın Aslan kazanan film peşinden bir sürü dedikoduyu da sürüklemişti de. Tarantino’nun jüri başkanı olduğu festivalde Sofia Coppola’nın Tarantino’nun yakın arkadaşı olduğu için ödül kazandığı söylendi. Genelde yalnız ruhları buluşturan ve onlardan keyifli bir birliktelik çıkartan yönetmen Ford Coppola’nın öz be öz kızı, bunu bilmeyen yoktur artık sanırız! Film sakin bir baba kız hikayesi. Baba ünlü ama mutsuz, hayatın anlamını kaçırmış, tatsız tutsuz bir hayata yollanmış bir oyuncu. Bir gün 11 yaşındaki kızı onu ziyarete gelir ve hayatın farklı paylaşımlarının farkına varır. Sakin bir anlatımı tercih eden yönetmen aslında kahramanı Johnny Marco’ya bir çıkış sunmuyor, sonunda tebdili mekanda ferahlık vardır misali başka bir yalnızlık kalıyor elimizde avucumuzda. Hayatlarına çocuk girince değişen ebeveyn hikayelerinden çok farklı bir gidişatı yok aslında filmin. Ama Stephen Dorff ve Elle Fanning uyumu görülmeye değer. Sıkılmışlık ve sıkışmışlık arasında bir yerlere sıkışan hayatların açılımı ama çok da tatmin edici olduğu söylenemez, araya sıkıştırılan başka yalnızlık anları ve kareleri filmi sanki biraz daha anlamlandırıyor!


Misafir

Bir ilk film denemesi daha. Film aslında konu olarak mantıklı ve ilgi çekici ilerliyor ama kısa bir öyküden uzun bir film çıkarma hevesine girdiği için bazı yerlerde tekrarlara düşüyor. Hayatın anlamını kaçırmış, hayatının iki hareketinden birisini içmek üzerine kurmuş Oktay Paris’ten memleketi Kütahya’ya döndüğünde iyice şaşkına dönüyor. Aile bağları onu fazlasıyla kastığı için uzak bir akrabasının yanında alıyor soluğu. Onun tutuk, kopuk dünyasına iyi geliyor anne ve oğlun yalnızlığı. Ayşe ilk andan meyilleniyor Oktay’a. Yumuşak sesi ve ayakları bir tutkuyla kuşatıyor Oktay’ı. Oktay’da yaşam belirtileri başlıyor ilk defa. Bu filmde başrolde Oktay’ın içme tutkusunun da olduğunu söyleyebiliriz. Bir adamın saflığı, sevme ve sevilme ihtiyacı ve kadın kurnazlığına dair her şey mevcut filmde. Oktay küçük ama alengirli bir dünyanın ortasında kalır. Yaşadıkları belki de tek sığındığı gerçek şeyin içki olduğunu doğrular nitelikte. Misafir basit ama iyi bir anlatıma sahip, oyunculuklar iyi, özellikle Halit Ergenç bunalım adam rolünde bir hayli başarılı. Lale Mansur yumuşacık sesi ve tavırlarıyla tam bir kadın, Yeşim Ceren Bozoğlu alt kat komşusu olarak bir hayli gizemli… Taşraya, küçük hayatlara, yalnızlığa ve dönen entrikalara farklı bir bakış, ilk flm denemesi…

Beastly
Okulun şımarık, popüler prensi konumunda olan 17 yaşındaki Kyle’ın son hedefi, hakkında büyücü dedikoduları dönen, sıra dışı ve tuhaf sınıf arkadaşı olan Kendra’yı küçük düşürmektir. Kendra, Kyle’ın bu acımasız tutumundan hiç etkilenmese de, ona bir ders vermeye karar verir ve onu, iç dünyası kadar çirkin ve itici bir varlığa dönüştürür. Eğer Kyle, bir yıl içerisinde gerçekten onu sevebilecek birini bulamazsa lanet, ömür boyu sürecektir… İnsanın içindeki gerçek güzelliği keşfetmek ve geçmişteki yanlışlarını görebilmeyi öğrenmek üzerine olan bu romantik gençlik filminin yönetmenliği ve senaryosu Phoebe In Wonderland filminin yönetmeni Daniel Barnz’a ait.

1 yorum

  1. Haftasonunda Türkan’a gittik 7 kişi. çok kısa zamanda çekilmiş film falan, beklentileri düşük tutmuştuk yani.. ama inanılmazdı film. oyuncular çok çok başrılıydı. rüçhan çalışkur türkan saylan’ın tıpkısıydı.. ragıp savaş , tardu flordun un oyunculukları da iç parçalayıcıydı.. ama torununu oynayan çocuk bizi çok eğlendirdi 🙂 şimdi kendi hayatlarımızı sorgulama vakti.. biz ne yaptık, yapıyoruz diye.. Mutlaka çocukların, gençlerin izlemesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum!

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.