Vizyonda sekiz yeni film (3 Haziran)


Bu hafta vizyonda sekiz yeni film var. Dehşet Evi dehşet saçan adamlar üzerine kurulu dehşet bir şiddet filmi. En Güzel Kadın’lar da yaşlanır. X Men: Birinci Sınıf efsanenin başına gidiyor. Ateşli Oda iki kadının erotizmine değiniyor. Hangover 2: Felekten Bir Gece Daha içtim oldu mantığını bir kez daha anlatıyor bize. Kaledeki Yalnızlık bir kalecinin hayatına eğilirken Koğuş eski sistem bir korku sunuyor. Sevimli Cüceler Cino ve Jülyet bir aşk krizini aşmaya soyunuyor. İyi seyirler

Banu Bozdemir

En Güzel Kadın / La Prima Cosa Bella – The First Beautiful Thing
İtalyan filmlerinin her türlü tadı tuzu var bu filmde. Gürültülü kadın erkek ilişkileri, doyumsuz ve değişken bir yaşam tarzı, konuşmaya dayalı bir anlatım… Film bu yılın İtalya Oscar adayıydı ve kendi ülkesinde çok izlenen filmlerden biri aynı zamanda. Ama bizdeki şansı fazlaca olacakmış gibi görünmüyor zira biz İtalyan filmlerine sağolsun Ferzan Özpetek sayesinde pek doygunuz. Bu kez güzel ama bahtsız bir kadın karşımızda. Anna güzeller güzeli, neşeli ama dertli ve şanssız bir anne. Anne diyorum çünkü filme tek başına değil, iki çocuğuyla yansıyor hep Anna. 1970’li yıllarda başlayan film sıçramalar ve geri çekilmelerle tamamlanıyor. Ben kendi adıma flash back kısımlarını daha çok sevdim, çünkü hikayenin nereye devrileceğini kestirmeniz daha zor ve güzel bir kadını izlemek daha keyifli. Filmin diğer kanadında ise yaşlanan hatta ölmek üzere olan ve çocuklarıyla olan ilişkileri anlatılan bir kadın var. Kocası, ablası, yakın dostları, ona aşkla bağlı kızı ve annesini erkeksi bir kıskançlıkla savunan oğluyla bir güzel kadının hayatı. Hayatı güzel geçmese de gülen, çocuklarına bağlı bir kadının hayatı. Keyifli, kalabalık bir duygu seli….

Dehşet  Evi / Secuestrados – Kidnapped
Sıradan insanlardan gelen şiddetin, fantastik yaratıklardan, deney kazası canavarlardan ve diğerlerinden daha korkunç olduğu su götürmez bir gerçek. Çünkü bu tür bir şiddete ne kadar yakın olduğumuzu hatırlatıyor. Bizi geriyor, tedirgin ediyor ve güvensizleştiriyor. Ayrıca bir seyir keyfi sunduğu da söylenemez. 70’lerin ve 80’lerin provokatif şiddetinin alt metinlerinden sıyrılarak salt bir şiddet gösterisine dönüştürüldüğü filmler Uzakdoğu ve Avrupa sinemasından gelen örneklerle giderek daha çok seyirci toplar hale geldi. En net tabiriyle bir “işkence pornosu”” olmaktan başka hiç bir amaca hizmet etmeyen bu filmlerin sebepsiz şiddeti sıradanlaştırmak gibi bir yan etkisi de var.  Orta üst sınıf bir çekirdek ailenin, manidar bir şekilde “İspanyol olmayan” hırsızlar tarafından terörize edildiği, neredeyse gerçek zamanlı çekilmiş bu filmin gösterdiği şiddeti giderek yükseltmekten ve finale taşırken rahatsız edici bir gerçekliğe kavuşturmasından başka bir numarası yok bana sorarsanız.  Film küçük yaş izleyiciler tarafından tırmalanıyor hatta Rec kadar iyi olduğu söyleniyor ama salt şiddet gösterisinden başka bir şey değil. Şiddete boğacağım diye mantık boşlukları bile es geçilmiş… İspanyol sinemasına saygımızdan şiddete bulanın demekten başka şansımız yok. Ama dayak yemiş gibi çıkmanız olası…

X-Men: Birinci Sınıf / X-Men: First Class
Kendi adıma X-Men serisiyle pek haşır neşir olduğum söylenemez. 2000 yılında hayatımıza giren bu bilinmeyenli insanlar herkese pek bir iyi gelmişti. Farkı genetik mutasyonlarla doğan insanüstü yaratıklar. Mutantlar insanlar tarafından dışlanan onlara inanan Prof. Charles Xavier’in etrafında toplanırlar ve güçlerini kontrol etmeyi öğrenirler. Magneto ise tam tersini insanların mutantlarla beraber yaşayamacağını düşünmektedir. Her bölüm eklemlenen insanlar, mutantlar, savaşlar x men serisini bugünlere yani başlangıca kadar getirdi. Ama bu film bir başlangıcı anlattığı için diğerlerine benzemiyor, kadro da tamamen farklı! Yine Xavier ve Magneto’ya ve onların oluşturdukları topluluğa değiniyor. Yani karakterleri tanıyoruz ve gizemli hikayelere dalıyoruz dünya çapındaki. Nükleer mahşeri anlatan Matthew Vaughn’un X Men:Birnci Sınıf’ın ülkemiz için de özel bir önem ve yeri var çünkü filmde 1960’ların Soğuk Savaş yıllarında Türkiye’ye yerleştirilen Jüpiter füzelerinin tartışması dönüyor. Filmde, ABD’nin savunma stratejilerinin konuşulduğu bir toplantıda Türkiye’ye füze yerleştirilip yerleştirilmesi konusu oylamaya sunuluyor. Oylama sırasında bir Savunma Bakanlığı yetkilisi “3. Dünya Savaşı’na mı yol açacaksınız?” diyerek öneriye karşı çıkıyor.   Bunun SSCB ile ilişkileri gerebileceğine dikkat çekilen toplantıdan çıkan sonuç, füzelerin yerleştirilmesi yönünde oluyor. Yeni “X-Men” filmi, ilk üç filmin yaşını başını almış ana karakterleri Magneto ve Profesör Charles Xavier’in çocukluk ve gençlik yıllarına odaklanıyor. Üstelik özel güçlere sahip, bu mutant kahramanları tarihsel bir dönemin ortasında izleme fırsatı veriyor.  2. Dünya Savaşı sırasında başlayan filmde, Xavier  ve Magneto’nun 1960’lara denk düşen gençlik hallerini izliyoruz.

Ateşli Oda (Habitacionen Roma – Room in Rome
Yılın en kısa gecesinde, Roma’da bir otel odası… İki kadın, ruhlarına işleyecek bir deneyim yaşayacak. Bu erotik gecenin sonunda, sabaha karşı, bu iki kadın ayrılacak ve ülkelerine dönecekler. Baş başa geçirdikleri 12 saat boyunca hayatlarını birbirlerine anlatacak bu iki kadın; kayıp zamanın sürprizleriyle, dört duvar arasında… Ve böylece yeniden özgürlüklerine kavuşacaklar.  Julio Medem’in senaryosunu yazdığı, yönettiği ve montajını yaptığı Ateşli Oda’nın yapımcıları, Hücre 211 ve Che filmlerinin de yapımını üstlenmişti. Julio Medem’in İngilizce çektiği bu ilk filmi, Matias Bize’nin Yatakta adlı Şili filminden esinlenerek çekildi.

The  Hangover II: Felekten Bir Gece Daha /The  Hangover II
İlki beğenilen filmlerin ikincisinin gelmesi kaçınılmaz olur, burada da öyle oldu. İlkinde bekarlığa veda partisi yapmak üzere yollara düşen kafadarlar, Vegas’ta olan Vegas’ta kalır misali şeyler yaşamışlardı ama ne yaşadıklarını hatırlamadan. Bu kafaları güzel bir şekilde her şeye bulaşan adamların hard ve R kategorisindeki (+18) maceraları pek sevilmişti. İkincisi Bangkok’ta geçiyor. Bu kez salaş bir otelde uyanan kafadarların yanında, bir maymun, bir kesik parmak ve eski arkadaşları Chow var. Yine oraya nasıl geldiklerini, o akşam neler yaptıklarını hatırlamazlar. Stu Price yine evlenmek üzeredir ve ne gelirse onun başına gelir yine. Diğerleri efsunlu gibi çıkarlar olaylardan ama o bayağı enkazlarla atlatır o hatırlamadıkları geceyi. Ama sonrasında da en büyük sürpriz onun olur diyelim. Birincisi kesinlikle ilk fikir olması nedeniyle daha orijinaldi. Ama burada da absürdlük sınır tanımıyor, bel aşağı espriler her yerde dolanıyor. Bangkok ruhunu Hollywood bakış açısıyla biraz aşağılıyorlar gibi hissetsek de keyfe değer bir seyirlik… Filmin komik adamı Alan Garner (Zach Galifianakis) yine döktürüyor. Gülmek için izlenesi…

Kaledeki Yalnızlık
Volga Sorgu bir oyuncu olarak ilk filmine çekti, çok da başarılı bir ilk film olduğunu söyleyemeyiz. Ya da sektöre şanslı bir giriş yaptığını söyleyemeyiz. Zira yapımcısıyla arası bozuldu, ilk filmini şöyle göğsünü gere gere göstermedi, başka yönetmenler gibi büyük laflar edemedi filmiyle. Fotbola dair filmleri pek sevdiğim söylenemez. Çünkü erkek bakışıyla daha gerçekçi ve tutkulu bir yere oturduğuna eminin bu filmlerin. Ama bendeki etkisi futbol dışı, bir hayat hikayesi. O yüzden dramatize ettiği karakterleri ve hayatları bizi fazla darboğaza sokmayan bir yapıyla sunuyor. Yani duygusal bir yoğunluk sağlıyor ama bunu fazla uzatmıyor. Aslında film bütün dramanın içine kozmik espriler koymaya çalışıyor ama kısa olduğu için etkisi çabuk geçiyor. Sonuçta ortada kaleci olmaya yapılan bir eleştiri aynı zamanda bir yüceltme var. Her futbolcunun hayali transfer olmak, oynadığı takımı ruhen destekleme değil oynadığı sure  boyunca ona ruh katmak olarak anlatılıyor.Ama kalecinin misyonu farklı, gol yendiğinde o yiyor, gol atıldığında o atmış olmuyor. Bir yaşamöyküsü, zorlayan koşullarla başa çıkma, zaman zaman aklını çelme filmi… Yalnız büyütmek zorunda kaldığı oğluyla didişen, takımındaki çok az kişiyle anlaşan ve 40 yaş itibariyle futbol yaşamının sonuna gelen beş parasız bir adamın futbol camiasında dönen oyunlara bakışını anlatıyor. Ve dediğim gibi her futbol filmi gibi büyük laflar etmeye çalışıyor. Bu yoğun yaz vizyonu haftasında vaktiniz varsa elbette görmeden geçmeyin!

Koğuş / The Ward
Eğer sıkı bir Carpenter hayranıysanız bu filmi ben ne desem de izleyeceksiniz. Filmi seversiniz ya da sevmezsiniz ama Carpenter’ın filmografisinde öne çıkan filmlerden biri olamayacağı çok belli. Dijital efektlerden arınmış bir film sonuçta. Altmışlarda geçen bir hikayeyi anlatması sebebiyle seksenlerde çekilmiş hissi yaratması ve Carpenter gibi bir ustanın korku sinemasına geri dönüşünü imlemesi adına önemsenecek bir film. The Ward, yer yer slasher tadı veren sahnelerle desteklense bile uzunca bir süre daha çok uzak doğu korku filmlerinden aşina olduğumuz intikamcı hayalet filmlerine kayıyor, ama finaldeki sürpriz ile daha ayakları yere basan platforma inmesini de biliyor. Film sinematografik manada sorunsuz gibi. Ama en zayıf olduğu nokta senaryosu. Filmin finaldeki sürprizi The Ward’ın en büyük kozu gibi duruyor. Ama maalesef bu tahmin etmesi pek de zor olmayan bir sürpriz. Daha önce temelini bu sürpriz üzerine kurarak çekilmiş olan bir iki film en sıradan sinema seyircisinin bile aklına hiç zorlanmadan gelecektir. The Ward bu manada bir parça hayal kırıklığı yaratabilir. Ses ve görüntü patlamaları istenilen etkiyi vermek açısından başarılı diyebiliriz! Carpenter hatrına izlenir!

Sevimli Cüceler Cino ve Jülyet / Gnomeo & Juliet
Hayatınızın Macerasına Hazır Mısınız? İki düşman komşu arasındaki savaşın ortasında kalan ve aileleri düşman olan Cino ve Jülyet’in de ünlü aşıklar gibi aşmaları gereken bir çok engel vardır. Acaba bu genç çift, plastik pembe flamingolar ve çim biçme makinesi yarışları arasında mutluluğu yakalayabilecek mi? Elton John’un muhteşem müzikleriyle karşımıza çıkan başarılı animasyon “Gnomeo & Julıet / Sevimli Cüceler Cino ve Jülyet” izleyenleri kahkaha tufanına sürükleyen bir macera. Orijinal versiyonunda James McAvoy, Emily Blunt, Maggie Smith gibi yıldızların seslendirme yaptığı filmin Türkçe seslendirmelerinde de Halil Ergün ve bir çok iyi dublaj sanatçısı yer aldı.

 

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.