Vizyonda yedi film (31 Aralık)


Bu hafta vizyonda yedi yeni film var.  Yeni yıla yedi yeni filmle giriyoruz. Güliver’in Gezileri modern bir eski masal uyarlaması, evet cüceler ve devler var! Aslı Gibidir Abbas Kiarostami’nin kadın ve erkek ilişkisine muhteşem bakışı! Çapkın ve yakışıklı bir adamın gerçek aşka toslaması. Hayde Bre ülkeden ülkeye, insandan insana uzayan bir öykü. Kukuriku: Kadın Krallığı, kutsal sopanın vurduğu yer acımaz der! Memleket Meselesi, bu memleketin meselesi bitmez diyor inceden. The Expriment bir deney yapıyor ve sonuçlarına da katlanmak zorunda kalıyor… Yeni yılda daha güzel filmlerle birlikte olmak dileğiyle iyi Seyirler…

Banu Bozdemir

Guliver’in Gezileri / Gulliver’s Travels
Rapunzel’den sonra bir değiştirme, geliştirme ve günümüze uyarlaması politikası daha! Guliver en basit anlamıyla denizlere doğru geziye çıkan bir adamın önce cüceler sonra da devler ülkesinde başından geçen maceralara odaklı. Yazarı Jonathan Swifth 1726 yılında kaleme aldığı kitabında insanın hırsları, gücü ve çıkarlarına gönderme yapıp, kurumlara karşı müthiş bir taşlama geliştirmiştir. O romanı yazarken insanoğlunun ileride onu nasıl kullanacağını, sinema denen izlek henüz keşfedilmediği için, düşünmemiştir herhalde. Eserinin modern uyarlamasını üstelik üç boyutlu olarak sinemada izlese ne hissederdi diye düşündüm filmi izlerken. Editörüne yanık bir posta görevlisinin, Bermuda Şeytan Üçgenine gidip bir gezi ve macera yazısı çıkarma fikriyle gelişen bu modern uyarlama, sonrasında biraz romana yaslanıyor, kahramanımız Lilliput adlı cüceler ülkesine düşüyor. Orada hem kendisiyle, hem de oradaki küçük insanların hırslarıyla yüzleşiyor, büyük olmanın avantajını olumlu yönlerde kullanmaya çalışıyor. Yolu azıcık da devler ülkesine düşüyor, orada küçük bir kızın minik canlısı oluyor, sonrasında tekrar gerçek hayatını yolunu tutuyor. Belki gerçek hikayeyi birebir uyarlanmış haliyle izlemek daha keyifli olurdu. Bu haliyle hızlandırılmış gibi geldi. Belki de devler ülkesindeki geçişi hızlı olduğu içindir, tam bir keyif alarak izleyemedim. Masal tadı gerçeğin içine tam oturmamış, gerçek masala tam uyum sağlayamamış gibi. Öyle bir kopukluk tadı aldım ben. Ama Jack Black Guliver konusunda isabetli bir seçim olmuş, Yahoo’ların kendilerine benzettiği ırkla benzerlik teşkil etmesi sağlanmış gibi… Gücün vurgusu açısından çok başarılı bir roman zaten, sineması o kadar başarılı olamasa da izlenebilir!

Aslı Gibidir  / Copie Conforme – Certified Copy
İran sinemasının peşinde bir insanım ben. O naiflik, o kendine haslık, o sinemanın sanatla bütünleşen gerçekliği, zorlukların baskıların yıldıramadığı bir sinema… Hepsi inatla ülkesinde kalıp, imkanların elverdiği sinemanın dışına yaşan yönetmenler… Sinemayı doğanın kalbine, çocuk gülüşüne, savaşa ve yıkımlara yönelten gözler… İran sinemasının en önemli yönetmenlerinden biri Abbas Kiarostami bu kez İtalya’da Fransız oyuncularla bir mekan, muhabbet ve kadın – erkek filmi çekiyor… Önce nesnelerin aslı ve kopyasından başlıyor işe, bir sanat eserini kopya etme mantığından sonra… Sonra bir ilişkiyi kopya etmeye geçiyor. Tesadüfen tanışan kadın ve erkek bir süre sonra yıllanmış bir evliliğin yıpranmış iki çifti haline geliyor. Konuşmalar eşliğinde, değişen mekanlarda ilerliyor film… Filmin hareket ve bereketi sadece iki oyuncunun performansları… Zaten ilk gösterimi Cannes’da yapılan film, Juliette Binoche’a en iyi kadın ödülü getirmişti. Kadın olmanın her yerde aynı olduğu, bunların kopyalanarak çoğaltılacağı üzerine başarılı bir film… Kiarostami çoktan kendini ispat etmiş bir yönetmen olarak İran’dan izler taşıyor bu filmine de… Uzun bir araba sahnesi bunun en iyi ispatı. Ne diyeyim karşımızdaki harika bir film… İranlı bir yönetmenin Fransız oyuncularla İtalya’da çektiği ve çok evrensel bir konuya odaklandığı bir film… Daha ne olsun! Herkes bu filme dolsun!

Çapkın / Spread
Çapkın, ayrıcalıklı bir hayat sürebilmek için kadınları yatağa atarak bu uğurda ilerleyen  Nikki’nin yani Ashton Kutcher’ın eğlenceli öyküsünü anlatıyor. Nikki, bir yandan Hollywood Tepeleri’nde yaşamasına olanak sağlayan orta yaşlı bayan avukat Samantha  ile ilişkisini yürütürken, bir yandan çılgın partilere ev sahipliği yapıp, koleksiyonundaki kadınlara her an bir yenisini eklerken, diğer yandan da sırlarını bizimle paylaşıyor. Nefes kesen bir güzelliğe sahip garson Heather ile tanışıncaya kadar, her şey Nikki için yolunda gidiyor.  Yer yer Şampuan, Tiffany’de Kahvaltı ve Amerikan Jigolo gibi klasiklerden izler taşıyan Çapkın, bir cinsel istismarcı ve avlarının profillerini başarıyla tasvir ediyor. Los Angeles ,Nikki’nin başarılı zamanlarında şık ve lüks mekanlarıyla ve gidecek bir yeri olmadığında ise ucuz döküntü motelleriyle filme eşlik ederken adeta başlı başına bir karakter gibi de rolünü almakta. Çapkın, seks ve paranın cazibesi ile Hollywood’un güzel insanlara adanmış göz kamaştıran hayat öykülerini ve Nikki’nin söz konusu öykülerin içindeki hayat tarzını yaşayabilmek için sonunda ödemek zorunda kalacağı bedeli başarıyla gözler önüne sermekte.

Hayde Bre
Filmi Orhan Oğuz’un yönettiğini duyunca son filmleri Büyü ve Aura tecrübesinden sonra şöyle bir durdum… Antalya’da bir şekilde, tesadüfen izleyemediğim tek film oldu Hayde Bre… Bu bir işaret miydi acaba filmi izlememem için… Hayde Bre Orhan Oğuz’un on yıldır üzerinde çalıştığı, çocukluk anılarına dayanan, Türkiye ve Makedonya arasında mekik dokuyan bir film… Ve üzerinde çalışılmış olduğu belli… Özellikle üç çocuklu anneyi oynayan Nilüfer Açıkalın şive konusunda herkes gibi kıvıramasa da, gayet iyi bir performans çıkarıyor ortaya. İstanbul’da yaşamak konusunda inatçı bir kadın, üç çocuğuyla verdiği yaşam savaşına bir de Makedonya’dan zorla getirdiği üvey babasını katar. Adamı kendi topraklarından alır getirir ve İstanbul karmaşasının orta yerine bırakır. Filmde zorlama tipler de var. Örneğin karşı komşu solcu adam. Pencereden pencereye olayını abartıp Karşı Pencere filmine yaslamanın anlamı yok, ben daha çok Pandoranın Kutusu tadını aldım, ortamından insan kopartmakla ilgili olarak! Filmin öyküsü güzel, herkesin kesişen ve birbiriyle çatışan yaşamının zıtlıkları da verilebilmiş… Sadece bazı yerlerde biraz daha özenli çalışmalar olsa, şive problemi giderilebilse ve zorlama karakterler yerine daha doğal kişilikler yaratılabilseydi daha iyi olurdu…

Kukuriku: Kadın Krallığı
Filmin dört oyuncusu ve yönetmeniyle yaptığım röportajlar ve filmin Bolu Göynük’teki setine kadar sızmam elbette filmle aramda duygusal bağlar oluşturdu. Yağmurlu bir akşam galasına giderken ‘ne olur kötü olmasın’ dedim içimden, ‘kötü olmasın ki, kötü bir şey yazmak zorunda kalmayayım.’ Kukuriku: Kadın Krallığı kutsal sopanın yani hakimiyetin erkekten kadına geçmesiyle ilgili… Bazı filmler için ‘çok bel altı espriler vardı’ deriz ya bu filmin tamamı öyle. Bir süre sonra bu kadar cinsellikle dolu olan akış sıkmaya başlıyor, filmin kadın ve erkek arasındaki değişimi sürekli olarak vermesi de… Kadınlar erkek gibi ortada dolanıyor, erkekler de kadın gibi… Meselesinin özü bu! Abartılı oyunculukları bir masal dünyası içinde hoş karşılayalım ama filmin geneli hareketli, kostümlü bir müsamereyi andırıyor. İktidar kadının eline geçince onu kullanmaktan kaçınmıyor, yani iktidar kimde olursa o sopayı diğerinin kafasına dikiyor. Bir komedi filmine uygun olsun diye oluşturulan isimler, yönetmenin gece ve ters ışıklı çekimlere olan ilgisi filmin artıları olarak görülebilir ama bir aşkı bozmak için herkesin seferber olduğu bir hikaye yerine daha gizemli bir anlatımı ve hikayesi olsaydı diye düşünmeden edemiyor insan. Mekanın güzelliği bile sihirli bir dokunuş yapamıyor filme!

Memleket Meselesi
Memleket Meselesi ironiyi amaçlayan bir film. Bir kasabada öğretmenlik yapan Adil Hoca bir polis memurundan okkalı bir tokat yer. Bunu sindiremeyen Adil Hoca şikayet edecek bir merci arar… O mercileri de bulur aslında ama herkes bu olayı unutmasını rica eder. Ama Adil Hoca bu olayı kapatmaya niyetli değildir… Giderek bürokrasi basamaklarını tırmanır ve olayı gerçekten de bir memleket meselesi haline getirir. Filmde herkesin yaşamla olan ironisi içinde Adil Hoca’nın gerçekliği sivriliyor. Ahmet Uğurlu Adil Hoca’ya sakin ama kararalı bir adamın profilini veriyor, uzun zamandır beyazperdede görmediğimiz Füsun Demirel Hoca’nın bitkin karısı rolünde gerçekten de sevimli… Okulun yolunu bulmuş hademesi, Adil Hoca’nın filmin diğer kahramanı keçiyle olan alma satma muhabbeti yapan oğlu, kahvede ömür tüketen gençleri, gözlük sevdalısı bir anne filmin geri kalan karakterleri. Filmde meselenin küçük yada büyük olması tartışılmıyor, bir meseleyi kafaya takarsan nerelere kadar uzanacağı anlatılmaya çalışılıyor. İronik bir altyapısı var, bir ilk film ve o zaafları sonuna kadar taşıyor.

The Experiment
Alman versiyonunu izlemiştim yılar önce. Bir hapishanede mahkumlara bir deney yapılıyor. Kimisi mahkum olarak kalıyor, kimisi gardiyan oluyordu. Sonra güçler dengesi çatışıyor ve herkesin feleği şaşıyordu. Ortalık birbirine giriyordu. Bu film de yeniden çevrim talihsizliği yaşayanlardan. Zira filme dair pek bir fikir ortalıkta dolaşmıyor, her şey baş mahkum ve baş gardiyan düzeyinde anlatılıyor ve derinlikten yoksun olan bu yeniden çevrim boşluk duygusuyla sonlanıyor… Adrien Brody başrolde halbuki ama o bile filmi kurtaramamış… İlkine bayılmıştım gerçekten de! Ama ilkini izlemeyenler be konuya vakıf olmak isteyenler buradan da izleyebilir!

Bunları da Seversiniz...

Yorum gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

İçinden sinema geçen yazılar…

Banu Bozdemir Kitapları

Yorumlar

  • aytekin çelik: http://www.belgesel.site Ekibi burayı çok beğendi. Kalitenizin devamını dilerim...
  • mustafa uzunyılmaz: BU BİR YORUM DEĞİL. işi ekip yerine yönetmenle yaptığımız sürece ne seyircimiz olacak ned...
  • Banu Bozdemir: Teşekkürler... :)...
  • Cengiz Bozdemir: :D güzel...
  • Mustafa BALAY: Ne acıdır ki savaş çoğunlukla kadın ve çocuklara acı çektiriyor. Erkekler bir şekilde öl...
öteki sinema

Arşiv

© 2012 Banu Bozdemir
Powered by WordPress, Endless & Sneek