Vizyonda yedi yeni film (25 Mart)


Bu hafta yedi yeni film var. Kaybedenler Kulübü, kaybetmeden kazanılmaz diyerek, kafa muhabbetlerle tavlıyor…Ben Dört Numara kaç kovala, kimlik değiştir, kendini kaybet tarzı bir gerilim. Kan Kokusu acemi bir yamyam ailesinin başından geçenler, sakin bir film biz neler gördük diyenler için… İntikam Yolu bir babanın bir şeytanın peşine düşmesini anlatıyor hem de 3D. Hayatım Yalan, yalan dolan içinden gerçeğe ulaşmaya çalışan romantik bir komedi. Vay Aman Vay:Babasının Oğlu, tipik bir kılık değiştirme hikayesi! İyi Seyirler…

Banu Bozdemir

Kaybedenler Kulübü

Doksanların ortalarında fenomen olan bir radyo programının ve onun iki kahramanının öyküsü. Kent Fm’de döndürdükleri muhabbetin kafalara iyi gelen hali, onların yaşantılarının uzantısı bu filmi oluşturan. Birisi 6.45 yayınevinin sahibi Kaan, diğeri ise plak ve efemeracı Mete. Bu iki kayıp ruh bir radyo başında, sanki etraflarında kimse yokmuş, dünyada sadece onlar armış gibi konuşmaya başlarlar… Bu ruh halleri, her şeye sakin ama fütursuzca yaklaşan halleri bir süre sonra büyük bir kesim tarafından fark edilir. Zaten bilen bilir bu muhabbeti, hem ismi güzel hem de cismi… Muhabbetler tam kafa, tam kaybeden. İyi gelen, yakın gelen bir hali var. Bu yüzden filmin kesitlerine çok da takılmadan dönen muhabbete bakmak lazım. O ruh haline yakın olmak filme olan sempatiyi zaten artıran bir etken ama o ruh halinin dışında kalanlar bile filmde de oldu gibi dönene muhabbete kulak vermek isteyecekler bence, eminim. Kaybeden olmak bana göre hayatın uçlarında dolanmakla eşdeğer. Aslında karakterlerin hayatı doldurmak için o kadar fazla doneleri var ki, bir süre sonra o fazlalık hali, onları hafif şeylerle üzerinden atmaya dönüşüyor. Yani onlar ilk başta cazip gelen ama sonrasında sizin için hayatının akışını değiştirmeyen ve o yüzden deal olmayan tipler. Bence filmin duygusu çok iyi, öyküsü çok tatmin etmeyebilir, sanki bir şey daha konmalıydı hissiyatı yaratabilir ama bence atmosfer tanımlamaları, müzik kullanımları ve duygu seyri açısından fazlaca ilgiyi hak eden bir film. Belgeselle başladığı sinema yolculunda bu filme kadar ulaşan Tolga Örnek’i de ayrıca takdir etmek lazım… Bence izlenmesi, insanların hayatında tat bırakmış bir zamana uzanılması gereken bir film… Ne kadar dolu olsak da yalnızız bunu da unutmamak lazım… Bu arada Nejat İşler bu tür rollere çok yakışıyor, Yiğit Özşener, var olan arıza ruhunu çok çığa çıkaramamış gibi sanki. Bir ilişki olmayınca bir kadı neden ülke değiştirir ki, onu da pek anlamam açıkçası…

Ben Dört Numara / I am Number Four
Film, Pittacus Lore’un New York Times listesindeki çok satan kitabından uyarlandı. Ben Dört Numara, kendisini yok etmek için gönderilen acımasız düşmanlarından kaçan sıra dışı genç adam John Smith’in gerilim dolu hikâyesinin anlatıldığı bir film. Kimliğini değiştirip koruyucusu Henri ile birlikte şehirden şehre geçen John, daima geçmişiyle bağlantısı olmayan yeni bir çocuk. Artık evim dediği küçük Ohio kasabasında John, beklenmedik ve hayatını değiştiren olaylarla karşı karşıya kalıyor: İlk aşkı Sarah, yeni güçler ve kendi inanılmaz kaderini paylaşan kişilerle bağlantılar. Seyirci bu filmde kendini bulacağı, lisenin benzer gerçekliğinde bulunan karakterlerle haşır neşir olacağı ve ölümcül bir insan avına şahit olacağı gerilim dolu bir film deneyimi yaşayacak. Filmin klasik dramatik unsurları, filmin açılış sahnesinden doruk noktasına kadar seyirciyi bu gerilimin içine çekmek için oluşturulmuş. Baş karakter John Smith, daima olduğunu düşündüğü kişiyle aslında kim olduğu gerçeği arasında bocalıyor ve kaderini ve bunun gerektirdiği fedakârlıkları kabul edip etmemek konusunda bir karar vermesi gerekiyor.

Kan Kokusu / We Are What We Are
Yine her bünyenin kaldıramayacağı ama bir yandan da bünyeler fazla bulanmasın diye abartıya kaçmamış bir film karşımızda. Tabii abartının boyutu herkes için başkadır, ben metanetle karşıladım! Filmimiz bir yamyam filmi. Yamyamlık hali küresel bir felaket hali ve sonrası olarak sunulmuyor, sadece yoksulluk, yolsuzluk ve korkunun bir yansıması. Yani aç kaldık hadi birbirimizi yiyip yaşayalım hali yok. Aksine sade, karanlık bir anlatımı ve acemi bir tarafı var yamyamlarımızın. Babalarının ölümünden sonra ortada kalan bir ailenin yemek bulma savaşımı anlatılıyor. Yemek kaynağı olarak normal insanlar yerine fahişe ve eşcinselleri seçmeleri de ayrı bir sosyal katmanı işaret ediyor. Yamyam ayinine kadar birini bulup yemeleri gereken ailenin kendi içindeki açmazları, duygusallıkları ve perdeden yansıyan karanlık atmosfer bir süre sonra boğabilir, uyarmadı demeyin! Geçen yıl Cannes’da çok konuşuldu zira genç bir yönetmenin tür yenilemeye girişmesi vardı. Vahşilik de var ama bunu arka planda duygularımıza aksettirmeyi başardı yönetmen. Yani gözlerimizle değil, duygularımızla hissettik filmi. Sonu klasik bitiyor, devamı olabilir duygunsu da sonuna kadar aksettiriyor.

İntikam Yolu / Drive Angry
Gişe rekortmeni My Bloody Valentine 3-D’nin ardındaki ikili, Patrick Lussier ve Todd Farmer’ın yeni filmi, 69 model turboşarjlı bir Dodge Charger ‘a atlayan bir babanın, kızını vahşice öldüren ve bebeğini kaçıran şeytani tarikat liderinin peşine düşmesini anlatıyor. Cehenneme giden otobanda kanlı bir yolculuk olan Drive Angry / İntikam Yolu göz çıkaran, kemik kıran 3-D teknolojisi ile birlikte taş gibi arabaları, büyük silahları ve buruk bir mizahı beğeninize sunuyor.

Hayatım Yalan / Just Go With It
Yalan yalan üstüne ne kadar konulabilinirse bu filmde de o kadar konmuş. Yani en yakınındakini görmeden uzaktakilere destursuzca asılan, sırnaşan bir adamın gerçek aşka adım adım yaklaşması anlatılıyor. Tabii komik bir biçimde. Adam Sandler Ve Jennifer Aniston estetik cerrahi yapan iki doktor, o kadar yapaylık içinde sadece birbirlerine sığınıyorlar, iyi de yapıyorlar. Filmimiz biraz uzun ama ne olacağını bile bile izleme duygusu yaratıyor yine de… Katmanlı bir anlatım var, keyif almanız olası… İnsanlar birbirini tatilde tanır hesabı onlar da tatilin yolunu tutuyorlar, Nicole Kidman’ın da bu komedi oyununa karıştığı filmde doz diye bir şey yok, mantık yok, tabii her şey yalan olunca aramak da içinden gelmiyor insanın…

Dört Aslan / Four Lions
Chris Morris’in çok konuşulan filmi Dört Aslan aynı anda bir çok şey olabilen ender yapımlardan: hızlı akan, zeki bir komedi, İslam adına yapılan terör üzerine hicivli bir inceleme ve insan davranışlarının temellerini araştıran güçlü bir dram. Terörist dediklerimizi insanlaştırıyor. İnsanları ise özünde gülünç buluyor. This is Spinal Tap’in Heavy Metal’e, Dr. Strangelove’ın ise Soğuk Savaş’a yaptığını İslam adına gerçekleştirilen teröre yapıyor. İngiltere’nin bir şehrinde toplanan dört erkeğin gizli bir planı vardır. Her birinin motivasyonu bambaşkadır. Amaçları şehirde büyük bir eylem gerçekleştirmektir, ancak henüz bir kibriti bile sorunsuz yakabilecekleri kesin değildir. Dört Aslan, bu dört adamı kendimizden aşırı farklı yabancılar olarak görmemize izin vermiyor. Onları görmemezlikten gelmenin, veya, daha da kötüsü, içinden geldikleri kültürü toptan yabancılaştırma eğiliminin ardındaki aptallığı açık ediyor. Taraf da tutmuyor. Gerilimle espiri arasında ince bir dengede durarak, içinde yaşadığımız zamanların gerçekliğine cesur ve yepyeni bir bakış açısı getiriyor.

Vay Anam Vay: Babasının Oğlu / Big Mommas: Like Father, Like Son
FBI ajanı Malcolm Turner ve üvey oğlu Trent, bir cinayeti araştırmak amacıyla sadece kızların gittiği bir sanat okuluna girerler; ama kılık değiştirerek!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.