Vizyonda yedi yeni film (4 Mart)


Bu hafta yedi  yeni film var.  Gerçeğin Parçaları Oscar adayı olmasa vizyon şansı az filmlerden. Oirej / Kir, koruculuk sistemine eğiliyor, Kader Ajanları karanlık öykülü bir aşk filmi. 72. Koğuş haftanın yerlisi, yeniden çevrimi ve en serti! Rango bir bukalemun etrafında, bir damla sudan koparılan fırtına, Sokak Dansı ise dansla coşan filmlerden. Vahşetin Çocukları ise asker çocukları anlatıyor, orası da şiddetli bir dünya! İyi Seyirler…

Banu Bozdemir

Gerçeğin Parçaları / Winter’s Bone
Oscar’a En iyi film adaylığı ve  Jennifer Lawrence ile en iyi kadın oyuncu olarak göz kırptı ama Oscar’da gerçekleşen çekişmenin bir hayli dışında kaldı. Babası kayıp, annesi ise depresif ve içine kapanık olan Ree Dolly, ailesini bir arada tutmaya çalışır. Bu, ender karşımıza çıkan filmlerden. Sade anlatım, dolaysız görsellik ve güçlü bir hikâye. Film, başında vaad ediyor gibi göründüğünden çok daha fazlasını veriyor, giderek sizi dünyasının içine çekiyor. Ree Dolly sert yaşam koşullarına alışık, 17 yaşında ‘dağlı’ bir genç kız. Babası kayıp. Annesi orada ama en az babası kadar kayıp. İki kardeşine bakması, araziyle ilgilenmesi, para bulması, yemek yapması gerekiyor. Şimdi bir de, hapisten çıkabilmek için evi kefalet olarak kullanan babasını bulmalı. Ree, bir hafta içinde babasının mahkemeye çıkmasını sağlayamazsa evi kaybedecekler. Arayışı, Ree’yi Ozark Dağları’nın soğuk ve karanlık derinliklerine götürüyor. Çoğunlukla amatör oyuncuların rol aldığı bu filmde, gündelik hayatın zorlukları en az hikâyedeki gizem kadar ilgi çekici. Ree, kardeşleri eğlensin diye bir sincabın belirmesini beklemiyor, onlara nasıl yemek yapılacağını öğretiyor. Bu da hayvanları avlayıp derilerini yüzmek anlamına geliyor. Ancak, filmde baskın olan duygu şiddet ya da kasvet değil. Aksine, başka türlü bir duygu hakim filmde. Film, hayranlık uyandıracak derecede gerçek, belgesel formatında neredeyse. Yoğun bir eleştirel hava var filmde. İnsanların kaybettiklerinin yerine koymaya çalıştıkları şeylerin değersizliğiyle anlam kazanıyor, sade anlatım, her şeyi daha da belirgin kılıyor.

Oirej / Kir
Kir’de, ülkemizdeki Kürt sorununda önemli rol alan koruculuk sisteminin bölge halkına yaşattığı acılar anlatılıyor.
Bilge Köyü’ndeki korucuların, çoğu kadın ve çocuktan oluşan 42 kişiyi katletmesi sonrası, koruculuk sisteminin kaldırılmasını isteyenlerin haklı olduklarına dikkat çeken film, sırtını devlete dayayıp halk üzerinde terör estiren koruculuk sisteminin kirli yönlerini gün yüzüne çıkarmayı amaçlıyor.

Kader Ajanları / The Adjustment Bureau
Filmimiz yolları habire kesilen, birlikte olmaları sürekli engellenen David ve Elise hakkında. David ve Elise tanıştıktan ve birbirlerine aşık olduktan kısa bir süre sonra şapkalı bir takım adamlar çıkıyor ortaya ve ikilinin buluşmasına taş koymaya başlıyor. İşin erkek tarafı bu engellemelerin farkına varıp, hatta bir güzel tehdit ediliyor ve Elise bırakıp kendi yoluna çekip gitmesi isteniyor. İçinde taşıdığı saçma bir sırla ve Elise olmadan yaşamaya başlayan David, bir süre sonra kaderine isyan eder ve kaderine savaş açar. Kaderin şapkalı adamlar olarak karşımıza çıkması, ikilinin buluşmasını engellemek için komik yöntemler bulmaları filmi gözümüzde farklı bir yerlere taşıyor. Phikip K. Dick’in kısa öyküsünden uyarlanan film, temposu, yarattığı atmosferi ve konusuyla ‘kaderinden kaç’ duygusunu sonuna kadar veriyor, kaderci yan tuzla buz oluyor. Ben kendi adıma filmi keyifle izledim. İyiyle kötünün yer almadığı bir çatışma hali izlemek bir hayli keyif vericiydi. Matt Daman ve Emily Blunt’un kavuşamayan aşıkları canlandırdığı film Ocean’s Twelve’in senaristi Gerorge Nolfi’nin elinden çıkma… İlk yönetmenlik denemesinde bir hayli başarılı! Yani önümüze set çeken, bizim neden olduğunu bazen fark edemediğimiz bazı ayrıntıların ete kemiğe bürünmüş halini, olmazsa olmazların kaynağını göstermesi açısından gayet yaratıcı bulduğumu söylemeliyim

72. Koğuş
Orhan Kemal’in en ünlü eserlerinden biri olan 72. Koğuş, ikinci kez beyazperdeye uyarlandı. Orhan Kemal’in 1940’da yattığı Bursa Cezaevindeki izlenimlerini ‘Ahmet Kaptan’ tiplemesi üzerinden yazdığı 72. Koğuş daha önce birçok tiyatroda sahnelendi. 1087 yılında Erdoğan Tokatlı tarafından filmi çekildi. Kadir İnanır, Halil Ergun ve Tülay Arda oynamışlardı o filmde… Filmin acı damarı o koğuş üzerinden veriliyor. 72. Koğuş damar eserlerden biri sonuçta, şiirsel diyalogları, yoksulluğun en alasıyla yaşama tutunan yanıyla zaten çok etkileyici bir eser. Etkilenmemek imkansız… İlkinde daha konulu akan anlatım, burada daha çok parçalanıyor ve sahneler arası geçişler pek birbirini bağlamıyor. Daha çok parça anlatımlar olarak aklımızda kalıyor. Ama konunun etkisi, tiplemelerin gerçekliği filmi ilgi çekici bir noktaya taşıyor. Özellikle Yavuz Bingöl Kaptan tiplemesinde bir hayli başarılı. Ona eşlik eden 72. Koğuş kafilesi de. Film hapishane ortamlarının gerçekliğini, insanlar arası çatışmaları, kavgaları iyi yansıtıyor, dönem atmosferine pek girilemese de (ki 40’lı ve kıtlık yılları) yaratılan ortam öyküyü dip noktalara taşımayı başarıyor. Hülya Avşar’ın Fatma rolüyle karşımıza çıktığı filmde Songül Öden iyi oynamasına rağmen slikonlu dudaklarıyla inandırıcılık sorunu yaşatıyor, ve filmin gerçek atmosferi içinde bana göre bir hayli sırıtıyor. 72. Koğuş cesur ve emek harcanmış bir yapım, izlerken onu hissediyorsunuz en azından…

Rango
Karayip Korsanları’nda suyun içine dalan, suyun içinden çıkmayan Gore Verbinski bu kez animasyonla ve susuz bir çöle atıyor bizi. Vahşi batının her şeyi yakıp kavuran sıcağında amigo ruhuyla western ruhu birleşiyor ve ortaya içimiz kavuran bir film çıkıyor. Hayatın boşluğunda kendini sorgulayan isimsiz kahramanımız bukalemun Rango (sesiyle hayat veren Johnny Depp) birden bir dizi maceraya dalıyor, hem de Kemal Sunal saflığıyla… Bir anda yaptığı salaklıklarla önemli adam haline geliyor ve su sıkıntısı çeken bu çöl kasabasına bir damla yağmur olup yağıyor, taşıyor. Film diğer filmlere olan öykünme ve göndermeleriyle dikkat çekiyor, tiplemelerin çeşitliliği, hayvan dünyasında geçmesi ve çevreci mesajlarıyla beni için ilginç bir animasyon. Kesinlikle çocuklara göre değil, karanlık bir tarafı var, tiplemeler çok deforme… Ama bir damla suyun peşinde helak olunan macera bana bir hayli keyifli geldi, basın gösteriminde beğenmeyen arkadaşlarımız da olmuş. Ama ben karanlık yanı olan animasyonları da seviyorum. Pixar ve Dreamworks dışı bir çalışma olması da bir farklılık bence. Bir kovboy kasabasında, hayvanların dünyasında, çıkar ve düşmanlığın olduğu, suyun yaşamın özüne dayandığı bir hal var ki, daha ne olsun diyor insan. Yaratıcılık had safhada bana göre… Göre Verbinski’nin elinden çıkan, Depp’in sesiyle hayat bulan ve George Lucas’ın pek de animasyonlara yüz vermeyen firması ILM’nin efektlerinde parmağı olan bir film Rango.

Sokak Dansı / Step Up 3D
New York’ta yaşayan bir grup dansçı Moose (Adam G. Sevani) ve Natalie (Sharni Vinson) ile beraber çalışmaya başlayınca kendilerini dünyanın en iyi sokak dansçılarının karşısında bulurlar. Karşı karşıya geldikleri yarışmayı kazanan grup tüm hayallerine kavuşurken kaybeden taraf elindeki her şeyi kaybedecektir. Luke (Rick Malambri) ailesinden kalan vasiyeti korumaya çalışırken, Natalie kalbine mi yoksa mantığına mı güveneceğini bilemez. Grubun en yeni ve etkileyici üyesi Moose ise eğitimi ile tutkusu arasında bir seçim yapmak zorundadır.

Vahşetin Çocukları/ The Silent Army
Bir gece, Abu adlı Afrikalı bir oğlan çocuğu, köyündeki diğer çocuklarla birlikte, yerliler tarafından kaçırılır. Burada bir restorant işleten aşçı Eduard’ın oğlu Thomas da, yakın arkadaşı Abu’nun ortadan kaybolduğunu öğrenince onu aramak için babasına baskı yapar. Eduard, Abu’yu kimlerin kaçrıdığını ve çocuğa ne olduğunu öğrenmek için Afrika’nın acımasız dünyasına doğru bir yolculuğa çıkar ve sonunda çocuk yaştaki askerlerden kurulu ordu tarafından esir alınır, hayatı tehlikeye girer…

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.