Vizyonda yedi yeni film (18 Mart)

 


Bu hafta yedi yeni film var.  Dünya İstilası yine uzaylıları getiriyor karşımıza ve yeni bir şey söylememekte ısrar ediyor. Limit Yok, bir hapla yapılacaklar konusunda kafa buluyor, Bağlanmak Yok ‘en iyisi bağlanmak’ diyor. Press basın özgürlüğüne tekrar bakış için ideal, Çınar Ağacı kuşaklar arası çatışma hallerinden ilham alıyor. Benim Hikayem bir adamın hayatının etrafında dolanıyor köpekbalığı misali… Yürügari İbram Bodrum’a doğru bir yolculuk. İyi Seyirler

Banu Bozdemir

Dünya İstilası: Los Angeles Savaşı (World Invasion: Battle Los Angeles
Battle Los Angeles… Son yılların değişmez propagandist aksiyon paketlerinden biri. Black Hawk Dawn, War of the Worlds, çokça Indepence Day. Fikirler tehlikeli ve bayat ama İşin zanaat kısmı başarılı. İki saat boyunca sıcak çatışmanın ortasındayız. Yani yeni bir şey söylemeyen, uzaylı formlarını ve geldikleri coğrafyayı bile değiştirmeyen bir film var karşımızda. O yüzden yine aynı şeyleri söyleyip, aynı dertlerden dem vuracağız. Uzaylılar bu kadar gelişmiş bir uygarlık olmayı başarırken, biz hala niye hala duygusallıktan yana kullanıyoruz tercihlerimizi?  Duygusallıktan yana kullanıyoruz eyvallah da, bu kadar teknik davranıp sonra bu duyguyu filmin içine nasıl basıyoruz o da ayrı başarı hali. O yüzden bu filme dair beklentilerim filmin aksiyona boğulmuş dozu ve iki dakika susmayan kurşun sesleri arasında kaybolup gitti. Geriye klişelerle bezenmiş bir Hollywood filmi kaldı. Uzaylıları aynı mantık içerisinde resmetmekten bıkmadık, onlar da bizi işgal etmekten… 

Limit Yok / Limitless
Artık hepimizin mucizelere ihtiyacı var, bu anlaşıldı. Hayatı normal seyrinde yaşayamayanlar hem için hem çok cazip hem de sonrasında bağlayıcılık dozundan dolayı eleştireceğiniz bir fikir arz ediyor filmimiz. Yazarlık yapmaya çalışan ama ilham perisinin peşinde helak olan Eddie hayatın ucundan bir hap sayesinde dönüyor. Bir nevi kafa çalıştırma aracı olan hap, her başarılı insanın arkasında bir kadın vardır misali karşımıza çıkıyor ama ilişki bittikten sonraki dağınıklığı da yaşatıyor. Yani bağımlılık yaratan her şey gibi varlığı mükemmel gelirken, yokluğu kahredici oluyor. Eddie’nin yazarlığı hikaye oluyor, piyasada keskin zekasıyla bir numara oluyor… Her şey beyni zehir gibi çalıştıran bir hap sayesinde. Ama bedelleriyle. Eddie nedense onca güruh içinde şanslı azınlıktan oluyor. Film geleceğe yönelik bir bakış hali sunuyor, katmanlı ve dinamik anlatımıyla göz dolduruyor, aslında pek bir esprisi yok ama filme odaklı bir hız kazanıyoruz sanki biz de filmi izlerken. Neil Burger 2006 yapımı Sihirbazın yönetmeni aynı zamanda. Burada da bir illüzyon algısı var, zira kafanın iyi hali dünyaya sihirli gibi baktırıyor… Sonuçta filmimiz böyle, limitsiz bir hal var ama keyifli bir seyirlik… Birilerinin bizi kontrol etmesine kızmıyorsak keyif almak olası…

Bağlanmak Yok /No Strings Attached
Birbiri ardına tekrarlayan konular içinde cazibesini gittikçe yok eden anlatıma sahip filmlerden biri. Romantik komedilerin de bir orijinalliği kalmadı artık. İsteksiz tiplerin hayatın boşluğu içinde birbirine tahammül sınırlarını yoklayan filmler çıkıyor ardı ardına. İki tarafta sevmeye müsait bünyeler içinde sevmeye karşı çıkar haller içindeler. Böyle olunca bir kavuşamama hali ortaya çıkıyor, konu buradan alıp yürüyor daha doğrusu yürüyemiyor. Natalie Portman Siyah Kuğu’da ne kadar karizmatikse burada o kadar yoksun o karizmadan. Bu kadar kısa aralıklarla izlememizden kaynaklı sanırım. Asthon Kutcher yavaş yavaş erotik filmlerin tuzağına çekiliyor, bebek yüzüyle kadınların gözdesi olma fırsatını kaçırmıyor ama Portman onun yanında pek bir cılız kalıyor. Yani Portman’a romantik komedi oyunculuğu pek yakışmıyor, daha arıza roller belki… Sonuçta ortada bir sorun olmadığı gibi çözüme ulaşması da bizi tatmin etmeyen bir sonla bitiyor filmimiz. Ivan Reitman romantik komedilere imza atan bir yönetmen ama burada vasat bir konuyla hepimizi birden boğuyor… İsteyen izleyebilir ama dediğim gibi vasatlık pek bir dizboyu!

Press
Basın her zaman özgür olunması gereken ama olunamayan bir kurum oldu. Daha geçtiğimiz Pazar günü özgür basın için yollara düşmüşken, 90’lı yıllarda geçen bir film geliyor, Diyarbakır’da gazetecilik yapmaya çalışan bir avuç insanın azmine odaklanıyoruz. Antalya’da yarışma filmiydi, tam bir fikir filmi. Teknik geri planda kalıyor, fikri öne çıkartmak için özellikle yapılmış gibi duruyor. Film İstanbul merkezli gündem gazetesinin Diyarbakır bürosunda çalışan yedi kişinin ortasında dönüyor. Bir çetenin yaptıkları üzerinden haber yakalayan Faysal olayın peşine düşünce binbir zorlukla karşılaşır, hepsi tehdit altındadır. Gazetecilik için gereken habere ulaşma koşulları onlar için yoktur.  Her şey çok zordur, onlarla işbirliği içinde olan herkes tehdit alır. Film bu koşullar içinde 90’lar atmosferi yaratmaya çalışıyor pek başarılı olamasa da! Ama cesur ve naif bir dili var. Öğrenmeye hevesli Fırat’a ve büronun tek kadın çalışanı agresif Songül’e özellikle dikkat. Filmin gerçekçi yanlarından birisi de büro ortamını gayet gerçekçi yansıtıyor ve kafamızda ‘gazeteci özgür olmalı’ ışığı bir kez daha yanıyor bu filmi izlerken!

Çınar Ağacı
Handan İpekçi sinemanın muhalif ama bir o kadar da naif yanından bakan bir yönetmen. Çınar Ağacı’yla ilgili aklımıza gelen ilk şey tarz farklılığı oluyor. İnsan hayatına ve vicdanına ilişkin bir dolu sorgulama yaptıracak, zaman zaman kızdıracak ve hüzünlendirecek bir hikaye karşımızdaki. Dört çocuğunun sahip çıkamadığı yaşlı bir kadının sonunda huzurevine kadar uzanan hikayesi filmin ana hatları… Çocuklarının koyduğu kısıtlamalara karşı kahramanca savaşan, hatta bazen dozu kaçıran yaşlı bir hanımefendi ve dört çocuğunun oluşturduğu koca aile imajı biraz Ertem Eğilmez ekolü tadı bırakıyor zihinlerde. Tabii nine ve torun arasındaki kopmaz bağ da filme çok farklı bir katman kazandırıyor. Ama senaryonun zayıflığı, kalabalık aile imajının altında kalıyor. Film uzun bir süre yarattığı karakterlerin etrafında dolaşırken konuya girmekte zorlanıyor. Ama yine de bir aile dramını verdiği abartılı etkilerle başarılı kılmaya çalışıyor Handan İpekçi. Nurgül Yeşilçay’ın başrolde oynadığı, acısıyla tatlısıyla annesiyle en fazla ilişki kurduğu karakter oluyor, Nejat İşler ezik koca olarak filme dalıyor, minik oyuncu ortamları sevimli kılıyor. Celile Tolon uzun yıllar tiyatronun tozunu yutmuş bir hanımefendi olarak o yaş oyunculara yeni bir yüz getiriyor. Filmin söylemleri İpekçi tarzından biraz uzakta duruyor, daha fazla gişeyi hedeflar halde!

Benim Hikayem / Barney’s Version
Bu tam da ‘benim hikayem’ denilebilecek, herkesin hayatını akıtsak bir film çıkar edasıyla izlenebilecek, süper keyifli, aynı zamanda trajik, Paul Giamatti’nin varlığıyla daha da şenlenen bir film. Sonuçta film Mordecai Richler’in aynı adlı ve ödüllü mizah romanından uyarlama. Tümüyle Barney’nin bakış açısından, samimi itiraflara dayalı olarak anlatılan film bizi 30 yıllık dönemde ve iki kıtada, kahramanımızın uzun ve rengarenk yaşamının iniş çıkışları arasında dolaştırıyor. Barney kendi hikayesine eğiliyor çünkü hayatının çok kısa bir karanlık anı var ve o bir düşmanı tarafından tekrar sorgulanıyor, o yüzden Barney hikayesini tekrar, baştan aşağı ve her şeyiyle anlatmak zorunda kalıyor bize… Üç tane evlilik yapıyor, mutluluğu üçüncü de yakalıyor ama en yakın arkadaşı Boogie’nin esrarengiz kaybıyla sarsılıyor. Hafızası kimi zaman yanılttığı ve en hayati anlarda körkütük sarhoş olmak gibi talihsiz bir alışkanlığı olduğu için bizleri hafızasının kıvrımlarında dengesiz bir yolculuğa çıkarırken kendi hayatını başkalarına açıklamakla kalmıyor, aynı zamanda kendi kendisine de açıklıyor. Boşa giden bir hayatı olduğu gerçeğiyle dolu olan Barney’in hayatı  bence çok iyi bir film konusu… Gülme ve hüzünlenme dengesi çok başa baş giderken, karakteri çok yakınlarınızdaki birine benzetmek içten bile değil!

Yürügari İbram
Mobilet tamircisi İbram’a kayınbiraderleri bir oyun oynar ve onu istemediği bir kadınla evlendirirler… İbram ya bu evliliğe razı gelecek ya da kayınbiraderleri üç gün içinde gelip İbram’ı öldürüp, kız kardeşlerini geri alacaklardır. İbram tehditlere ve çekilen reste kulak asmaz ve son üç gününü Bodrum’da yapmadığı her şeyi yaparak geçirmek için yola koyulur…

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.