Vizyonda altı film (21 Ocak)


Bu hafta vizyonda altı yeni film var.  Büyük Sır, sırlar barındırıyor ama tatmin etmiyor. Ağaç uhrevi bir hava takınsa da doğaya bağlanıyor. Ayı Yogi, eski dostun üç boyutlu mesajı, Günah Keçisi haftanın yerlisi olarak günahı ve sevabıyla vizyona giriyor, Kutsal Damacana Dracoola berbat bir film olarak akılara kazanırken Çölde Kutup Ayısı çılgınlığın sınırlarını bir hayli zorluyor. İyi Seyirler.

Banu Bozdemir

Günah Keçisi
Bu filmin ilginç bir özelliği var. Bir porno oyuncusunu yani Şahin K.’yı anlatıyor. Hem de onun hayatından gerçekçi kesitler sunarak. Türkiye’de oto tamircisiyken Almanya’ya giderek porno sektörüne giren bu adam Ron Jeremy’e olan benzerliğiyle de dikkat çekiyor, deforme olmuş vücuduyla filme absürdlük katıyor. Bilindiği gibi Türk sinemasının seksenli yılları seks filmleriyle dolmuş taşmış, birçok oyuncu para kazanmak için bu filmlerde oynamıştı. Ama bu sektörün ‘günah keçileri’ hep kadın oyuncular olmuştu. Bu film biraz o dönemin kadınlarını da işin içine dahil ederek bir nevi günah çıkarma seansı düzenliyor. Aslında komik bir mizaca sahip olan Şahin K’nın yeteneği çok fazla ön plana çıkmıyor, film Tecavüzcü Coşkun ve Nuri Alço’yla kendi çapında zirve yapan potansiyeli çok fazla değerlendiremiyor. Bir yandan ahlakçı bir tavır takınıyor, bir yandan da onu yıkıyor bir süre sonra. Bodrum’u merkez alarak, Yunanlılara kadar uzanarak bir dostluk ve kardeşlik havası estirmeye çalıştığı yerler çok başarılı değil, keşke senaryo bir döneme, bir kişiye ve bir sektöre dalmışken daha güzel bir öykü ortaya koyabilseydi. Şahin K., rahat oyunculuğuyla filme çok şey katıyor, aslında ahlakçı bir söylemle vermeye çalıştığı mesajlar da böylece çok göze batmadan olay tamamlanıyor. Kadın oyuncu seçimi başarısız ama Sevtap Parman’ı beyazperdede görmek keyifli… Yeşilçam’dan gelen Kutsal Damacana’dan çok çok iyi olan bu filmi önyargılardan çıkarak izleyebilirsiniz!

Büyük Sır / Get Low
Konusunu okuduktan sonra iyi bir beklentiyle hatta ‘Manisa Tarzanı’ tarzı bir film izleyeceğim diye gittim ama çok da ilgimi çekmedi açıkçası. Zira başrolündeki Felix Bush’a bir gizem duvarı örülüyor, sonuna kadar bu duvar seyirciyle araya örülü gibi duruyorsa da arada çatlıyor ve siz o sırlara vakıf oluyorsunuz. Bush ormanda tek başına yaşayan, bütün kasaba halkının uzak durduğu bir adam, hatta şeytansı güçleri olduğuna inanılıyor. Sonra bir gün bu adam elinde silahıyla şehre iniyor. Elinde de bir tomar parayla. Henüz hayattayken bir cenaze töreni düzenlemek istediğini söyler. Sanki bunca yıl insanlardan uzak kalmamış gibi. Kasaba halkıyla yaşanan bu hesaplaşma geçmişe dair bir sürü olayı açığa çıkarır, olay karanlık bir kasaba hikayesine dönüşür, bazı olaylar açılır, bazıları kapanır. Bunca tantanaya rağmen filmin tatmin noktası aşağıda kalıyor, Robert Duvall iyi oyunculuğuyla filme artı katıyor hatta en iyilerinden birine ama konu bizi pek sarmıyor açıkçası… Keşke büyük sırrın açılımı da büyük ve tutkulu olsaydı diyoruz.

Ağaç / The Tree
Ağaç insana iyi gelen Aussie filmlerinden. Yani Avustralya ruhuna kendini adayan, onun doğallığı içinde var olan bir film. Şöyle ki gerçek ve hayal bir hayli başa baş gidiyor. Başrolü kaplayan ağaç heybetiyle birlikte birtakım gizemler de barındırıyor. Geçen yıl Cannes’ın kapanış filmi olan Ağaç, Otar Gittiğinden Beri filmiyle tanınan Julie Bertuccelli’nin ikinci filmi. Merakla beklendiğini söyleyelim. Otar Gittiğinden Beri, ölümü annesinden saklanan Otar’ın ailesinin yaşamına odaklanıyordu. Burada da bir ölüm vakasının ardından yaşananlar var yine. Simone sekiz yaşında, babasının ölümüyle, bahçelerindeki heybetli ağaç arasında bağlantı kuran, babasının ruhunun ağaca geçtiğini düşünen sevimli bir küçük kız. Bu kaybı herkes kendi açısından yaşıyor, bu arada ağaç genişlemeye devam ediyor. . Çocukların dünyasından, büyüklerin dünyasına hatta doğanın kendi içindeki iç dinamizmine ulaşıyor ve yaşamların değişimine tanıklık ediyoruz.  Ama çocukların anne üzerindeki tavırları, filmi zaman zaman ahlakçı söylemlere sürüklüyor. Bunu yine de naif ve sakin bir biçimde hallediyor yönetmen, o yüzden kimseyi fazla yargılamadan kucaklıyoruz. Filmin annesi rolünde Charlotte Gainsbourg, Antichrist’tan sonra yine doğanın içine, bir kayıp hesaplaşmasına düşüyor. İzlenmesinde fayda var!

Ayı Yogi / Yogi Bear
Çocukluk kahramanımız Ayı Yogi, piknik sepetlerinin peşinde arkadaşı Bobo ile pek bir mesai harcıyordu. Televizyondan evlerimize uzanan, bu kravatlı ve şapkalı değişik ayıyla yıllar sonra üç boyutlu olarak tekrar karşılaşmak güzel oldu. Öncelikle espriler çok vasattı ama fikir güzeldi. Bu midesinin sesiyle hareket eden, akıllı olduğunu düşünen ve insansı tepkiler veren Ayı Yogi çevreci bir tavır takınıyor sonuçta. Çünkü gerçek dünyanın çıkarcı açmazları içinde, devlet adamları gözlerini bu tarz alanlara dikebiliyor. Ayılarla içli dışlı olan ve onların hakkında belgesel çeken Anna, korucu Smith, belediye başkanı ve çıkarcı Jones arasında iyilik ve kötülük çatışması olarak giden film gerçek oyuncularla bilgisayar animasyonunu bir araya getiriyor. Gerçek mekanlarda, gerçek insanlarla çekilen film ormanı, hayvanları korumak için büyük bir çaba sarf ediyor. Ayı Yogi ve arkadaşı Bobo’da yaşadıkları ormanı korumak için ellerinden geleni yapıyor. Çocuklar için yeni bir karakterle tanışmak, bizler için eski bir dostla karşılaşmak güzeldi, keşke diyaloglar da biraz tatmin edici olsaydı!

Kutsal Damacana Dracoola
Bu filmi izledikten sonra ‘hayatta bu kadar kötü film olamaz’ diyecek kadar isyandayım. Kötü film izlemenin üzerimizdeki ağırlığı giderek onarılamaz oluyor. Bir vampir, bir de ona karşı gelen Kara Murat benzeri bir Türk soyunun yıllara yayılan ve günümüzde sonlanan macerası… Ben ortada bir konu var gibi anlattım ama aslında konu diye bir şey yok. Bu tarz filmler yapımcıların tamamen para kazanma amaçlı çektiği, o yüzden hiçbir şeye özenmediği (biz ne çeksek bu seyirci yiyor mantığıyla) filmlerden biri, hatta en kötüsü… Şafak Sezer’le başlayan Kutsal Damacana serisi üçüncü filmde diğer ikisini takmadan yola düşüyor ve karşımıza bambaşka, seriyle ilgisi alakası olmayan bir şey çıkıyor. Filmin yine cinsellikle seyirciyi tavlama haline yerleri topuklayarak gülen seyirciden gelen tepkide beni dehşete düşürdü. Zira bu durumlarda seyirciyi kekleriz, parayı kaparız hali gerçekçilik kazanıyor. Ama bence seyircinin kendisini bu kadar aptal yerine koyan, sadece parasına göz diken filmlere gitmemesi gerekiyor. Çünkü bu tarz filmler gişe yaptıkça yenileri de gelmeye devam edecek. Ersin Korkut ve Şahin Irmak Mutfak Oyuncuları’yla yaptıkları ismi bu filmle kaybetmezler umarım… Lütfen bu filmi izlemeyin! Dünyayı Kurtaran Adam’ın onurunu zedelemeyin!

Çölde Kutup Ayısı  / The Misfortunates
Filmi geçen yıl İstanbul Film Festivali’nde izlemiştim, çılgınlığın sınırlarını zorlayan bir film. Afişine yansıyan durumda filmde de var elbet. Film festivalde en iyi Altın Lale’yi alınca ve filmdeki çılgın ve çıplak tiplerin bir kısmı sahneye doluşunca ‘giyinik olmak’ üzerine espriler yapılmıştı. Ben kendi adıma filmin en iyi film kazanacağından emin değildim ama alınca sevindim. Sonuçta hınzır, sert ve zorlayıcı bir film var karşımızda ve mizahın tatlandırıcı etkisiyle tabii. Gunther 13 yaşında bir çocuk. Baba alkolik, üç tane amcası ise tam tırlak… Bu döet adam hayatta daha fazla tutunma noktası yaratamayınca ana ocağına geri döner. Anne klasik, kendini bu koca heriflere adayan bir anne modeli. Ama adamlar kadın kıyafetleriyle partilerde zıplayan, hep seks yapmayı hedefleyen, ağzı bozuk, alkole bağımlı, kavgacı yani ‘kaç oradan’ diyebileceğimiz tipler. Aslında tek yaptıkları küçük Gunther’e kötü örnek olmak ve onun hayatını mahvetmek! Bu iflah olmaz tipler televizyona haciz gelince tozunu alıp verirler memura… Yani hayatın içinden olmaya zorlayan bir film kendini ama yine de bir hayli absürd, komik, zırzop… Belçika yapımı film her türlü hissiyatınıza cevap verecek türden…

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.