Ya mekanlar ölüyorsa?

Son yıllarda ‘Ölmeden önce yapmanız gereken şeyler’ serisi hız kesmeden devam ediyor biliyorsunuz… Görmemiz gereken yerler, filmler, müzeler, okumamız gereken kitaplar derken upuzun bir listeyle karşı karşıya kaldık… Ne çok şey var yapmak gereken…

Banu BOZDEMİR

Ama hazır yaz mevsimindeyken ufak bir sırt çantasıyla ‘görmemiz gereken yerlere’ uzanmanın tam sırasıdır… Ama bu görmemiz gereken yerler biraz daha farklı… Biz değil, onlar ölmeden önce görmemiz gereken yerlerden bahsediyorum…

Biz insanoğlu sanıyoruz ki, sadece giden bizim ömrümüzden gidiyor… Ama bir sürü mekanın zamanın etkilerine ve insanoğlunun tepkilerine dayanamadan yok olup gittiğini görüyoruz…

Ülkemizde bu yerlerin başında Hasankeyf ve Zeugma geliyor… Hasankeyf sular altında kalacak, Zeugma ve diğerleri de… O zaman geldiğinde güzelim bir tarih sular altında kalacak, yok olacak… Yıllardır bekliyoruz, bir gün Hasankeyf’in soluksuz kalacak diye… Zeugma bir kısmı sular altında yarım yarım soluk alıyor nicedir…

İnsanoğlu modernleşme gerekçesi olarak var olan doğal ve tarihi varlıkların üzerini örtme, onları görmezden gelme yolunu seçiyor… Çoğalıyoruz ve yayılıyoruz… Ne var ki bunda? Mesela güzelim Karadeniz sahil şeridi yeni açılan yollara kurban edildi… Karadenizlinin Karadeniz’le bağı koptu… Yeşille mavinin arası açıldı… Eğer göremediyseniz, o güzellikleri bir daha geri getirme şansı yok… Bitti…

O yüzden yaz geldi diye herkesin hücum ettiği, boşa vakit harcadığı ve bir yandan da doğaya zarar verdiği batı sahillerini tercih etmek yerine yüzümüzü biraz da doğuya, kuzeye, ‘yok oluyorum’ diye yıllardır çığlık çığlık bağıran yerlere çevirmek daha anlamlı geliyor…

Hoş, batıda da görülmesi gereken o kadar güzel, kendi halinde, yerel motiflerle bezeli yerler de doğallığını kaybetmek üzere ki… Alaçatı’nın rüzgarı güzeldir, sörf yapanlar orayı tercih ederdi… Ama şimdi Alaçatı’ya gitmemek ayıp sayılıyor, ama moda kıvamında… Hala görmediyseniz tabii ki gidin…

Bir sırt çantası, bir uyku tulumu, belgelemek için bir fotoğraf makinesi yeterli bu soluğu yavaşlayan yerleri ziyaret etmek için… Onların çıkmayan seslerine ufak da olsa ses katarsınız belki… Yeşili elinden alınan, tarihi dokusu korunamayan her yere bir günlük bir ziyaret…

Fethiye Kayaköy… Ölmüyor… Zaten ölmüş… Eski boş binalar dizilmiş arka arkaya… Kendilerini korumaya çalışan insanlar gibi… Ama yine de çok estetik bir görüntüleri var… Görmeye değer… Nemrut, her geçen bir parçası daha düşüyor koca koca heykellerin… Peri bacaları her geçen gün daha fazla aşınıyor… Yani fazlalaştıkça, tüketme isteğimiz, doğaya hükmetme isteğimiz arttıkça onları ufaltıyoruz, yok ediyoruz… Farkında değiliz… En kötüsü de bu galiba…

Yok etmeye engel olamıyoruz… O yüzden sırt çantasını kuşanıp, kendi ölümünüzden çok, ölen mekanları, yok olan mekanları düşünmenin, onlara uzanmanın vaktidir şimdi…

Bunları da Seversiniz...

Yorum gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

İçinden sinema geçen yazılar…

Banu Bozdemir Kitapları

Yorumlar

  • aytekin çelik: http://www.belgesel.site Ekibi burayı çok beğendi. Kalitenizin devamını dilerim...
  • mustafa uzunyılmaz: BU BİR YORUM DEĞİL. işi ekip yerine yönetmenle yaptığımız sürece ne seyircimiz olacak ned...
  • Banu Bozdemir: Teşekkürler... :)...
  • Cengiz Bozdemir: :D güzel...
  • Mustafa BALAY: Ne acıdır ki savaş çoğunlukla kadın ve çocuklara acı çektiriyor. Erkekler bir şekilde öl...
öteki sinema

Arşiv

© 2012 Banu Bozdemir
Powered by WordPress, Endless & Sneek