‘Filmlerde duygulanmak istiyorum’

Tamirci Çırağı’nı izlediğimde bugüne kadar izlediğimiz işlerden farklı olduğunu şıp diye anladım ve ‘bana bu yönetmenin başka filmlerini getirin’ dedim hemen. Kahpe Devran da aynı tat ve kıvamdaydı. Bir de filmlerin yönetmeni Cahit Çeçen’le festivallerde tanışıp filmlerinden taşan o esprili ve dobra yanına tanıklık edince kısa film için söyleyecek farklı şeyleri olduğunu düşündüm. Çeçen Beykent Üniversitesi Sinema – tv mezunu. Hayatını film çekerek sürdürmek istiyor ama mutlu olmanın yolunu daha geniş tutuyor.

Banu Bozdemir

Nasıl başladı kısa film yolculuğu?
Okul dönemimde çektiğim beş tane kısa filmim var aslında. Ama sadece Kahpe Devran ve Tamirci Çırağı’nı festivallere gönderdim. Diğerlerini çok beğenmiyordum daha doğrusu festivallere film nasıl gönderilir bilmiyordum, zor geliyordu o tür şeyler. Beykent Üniversitesi’nde sinema okudum. İlk yıllarda festivalleri de  gözümde büyütüyordum. Üçüncü sınıfa gelince bir şeyler yapayım, ödüller kazanayım demeye başladım. (Gülüşmeler) Tamirci Çırağı’yla birlikte öğrendim festivallere film göndermeyi.

Tamirci Çırağı ve Kahpe Devran çok farklı filmler diğer kısa filmlerle karşılaştırdığımızda.
Ben İnsancık filmimi çok beğeniyorum. İkinci filmim diyalogsuz tamamen. Görüntü olarak zorlamak istedim kendimi. Adı Kemani’ydi. Hasan Gencer oynuyordu başrolünde. Asıl ben neye ilgi duyuyorum diye kendime sorduğumda İnsancık filmini çektim. Sait Faik Abasıyanık’ın ‘Birahanedeki Adam’ adlı öyküsü var. Birahaneye gidip bir adamın üzerinden tahliller yapıp öyküsünü yazıyor, dış sesler falan da var. Onu çok beğenirim mesela. Sait Faik’ten uyarlama değil de aynı mantık üzerinden ben de yazmak isterim. Ama bir yandan da sürekli fikir değiştiriyorum.(Gülüşmeler)

Bu aralar çok fazla kısa film izliyorum ve senin filmlerini izleyince farklı buldum açıkçası. Anlatım, senaryo, kurgu vs… Bir de Yeşilçam tadı var tabii… Bu fikir nasıl oluştu?
Okula ilk girdiğimizde, Tarkovski, göstergebilimsel dersler gördük. Bana zorlama ve simgesel geldi açıkçası. Boş bir kafayla girdiğin için okula doğru olan bu, ben de simgeler bulayım alan diyorsun. Her şey matematiksel. İlk filmimizle Tarkovski, Ayzenştayn oluyorduk. Zorlama, kasıntı ve kimsenin bir şey anlamadığı filmler. Sonra çekiyorsun, kendini tanıyorsun. Ben hala kendimi tamamlama sürecindeyim. Benim keyif aldığım şeyler farklı. Yeşilçam sinemasıyla, arabesk müzik dinleyerek büyüdüm ve insanlar ne olursa olsun etkileniyorlar izlediği ve gördüğü şeylerden. Dedikodu yapmayı da, kuru fasulye yemeği de seviyoruz. Her ne kadar sanat da konuşuyorsak olsak da dedikodu yapmayı da seviyoruz. Arabesklik hepimiz de var. O insanların hayatı daha fazla dikkatimi çekiyor, onları çekmekten haz alıyorum. Evrenseli yakalamak gibi bir derdim yok, yerelden istediğin tadı çıkarırsan o otomatikman evrensel zaten. Bir sanat eserinin çok hesaplanarak yapıldığını düşünmüyorum. İçinden gelir yaparsın. Hindistan’da böyle üç adamın hikayesi yapılsa ben oturur izlerim. Yurtdışına gitmedim, buranın özelliklerini biliyorum ve onlarla yaşıyorum, onları anlatıyorum. Arabesk şarkıları çok dinledim valla bu film için.

Filmdeki karakterler etrafındaki kişiler miydi?
Çevremdeki insanlardı evet. Önce kentsel dönüşümle ilgili bir şey yapayım dedim. Sonra çok dramatik ve kötü şeyler yapıldı o insanlarla ilgili. Ben izleyemedim, üzüldüm yani. Ve o kadar çok insana ulaşamadı. Evleri yıkılan insanları bu şekilde anlatayım dedim, sonra belgesel olacağı için insanlar öncesini sonrasını bekleyeceklerdir dedim. O zamanlar ağır geldi. Yoksulluğu farklı bir şekilde anlatayım dedim. Birtakım sorular sorduğun zaman adamın yoksulluğu anlaşılıyor zaten. Ekstradan açım, yoksulum demeleri gerekmiyor. Hala keyifli zamanlar geçiriyoruz o insanlarla. Dertleşiyoruz, şöyle iş tuttursak, böyle iş tuttursak diye… Şu filmler ödül alsaydı parayı kırışırdık falan dedik. (Gülüşmeler)

Ödüller kazanmadı mı peki filmler?
Ya çok az aldım ben. Bu konuda çok şanssızım. Para ödülleri değil de daha çok prestij ödülleri aldım. Bunu özellikle yaz. (Gülüşmeler) Bir anlamda beni teşvik edici bir şey. Ben bu işi yapabilirim diyorsun. En son Ahmet Uluçay umut ödülü aldım. Evet, aradığım buydu aslında. Ondan sonra da bir yere göndermedim. Yeni filmime yoğunlaşayım dedim, bu filmimden para kazanmak isterim belki! Çünkü yeni şeyler yapabilmek, düşünebilmek ve yaşamak için para gerekiyor.

Tamirci Çırağı bildiğimiz bir hikaye… Onu birebir çekmişsin nerdeyse ama o fark anlaşılıyor, tat farklılaşıyor.
Bu işi kendim için yapıyorum. Bir duygu yaratabilir miyim acaba diye? Tamirci Çırağı şarkısı beni çok duygulandırıyor mesela. Çok güzel ama çok basit ve klişe. Hepimiz etkileniyoruz, şarkıyı seviyoruz. Ben bu basit hikayeyi film olarak anlatabilirim diye düşündüm. Duygulandırmak istedim. Annem de duygulansın istedim. Sinemanın bir de show kısmını seviyorum, şaryo kullanmayı, hareketi seviyorum. Ama temelinde de dram var tabii. Yazarken özellikle eğlendirmeyi düşünüyorum. Minimal sinemayı da severim. Zeki Demirkubuz benim en sevdiğim yönetmendir. Benim filmlerimle biçim ve duygu olarak alakası yok ama çok seviyorum. Defalarca izlemişimdir filmlerini…

Gerçekçi mi buluyorsun, sevmendeki temel duygu nedir?
Evet çok gerçekçi buluyorum. Üniversitede solcuların arasındaydım. Onların bakış açısını daha dogmatik bulurum, sanata bakış açıları da, insanı çözümlemeleri de çok katıdır. İşçiyse işçidir, insan çözülmüştür çok basittir. İnsanın bu kadar basit bir varlık olduğunu düşünmüyorum. Demirkubuz’un Masumiyet filmindeki nedensizlik mesela. Kadının peşinden gitmesi, o aşk hali evet ya budur işte diyorsun. Yerellik konusu da onun filmlerinde çok hakim. O şarkılar, o mekanlar, pansiyonlar.

Uzun metraj çeksen nasıl bir film çekerdin, var mı kafanda bir şeyler?
Bir festivale gitmişti Kahpe Devran. Orada Emir Kusturica ve Jean Pierre Jeunet tarzında dediler. Birisi bir şey mi söyledi acaba diye düşündüm. Çünkü Kusturica’nın Çingeneler Zamanı ayrı bir yerdedir benim için. İnanılmaz severim. Amelie filmindeki kamera hareketleri. Şaryo ve jimijip kullanmayı çok seviyorum. Ucuz alet edevatlarla şaryo kurmayı da öğrendik. O biçimi ve atmosferi seviyorum. Kahpe Devran’da da ucuz ilkel bir şaryo kurduk yaptık. Bu tür aletler hep büyük yapımlarda, reklamlarda kullanılır denir ama bence öyle olmasına gerek yok. 250 liraya çektim. Arabalı arkadaşlar olunca çekebiliyorsun filmi. Bir dolu da mekan kullandım.

Kısa film devam edecek mi, yoksa bundan sonrası uzun metraj mıdır?
Şimdi bir tane daha kısa film çekeceğim, yönetmenliği geliştirmek istiyorum biraz daha. Uzun metraj projem yok şu anda zaten. Anlatmayı seviyorum, hikayem yok. Anlatayım diye bir hikaye buluyorum genelde.

 Onun hikayesi nasıl peki?
Hikaye çok basit ama o hikayeyi şaşaalı bir biçimde anlatma girişimi olacak. İtalyan yeni gerçekçi bizde de Yılmaz Güney tarzı gibi olacak. Tiplerin olacağı, fantastik, absürd bir film olacak. Bir tane film vardı onu da erteledim. Son Musa oynayacaktı. Bir ara haberler çıkmıştı, mezarlarda para karşılığı ağlayan adamlar var diye. Mesela bu hep fasulye yiyor. Bir gün onun fasulyesini başkası yiyor, onun fasulyesini kimin yediğine dair polisiye bir hikaye. (Gülüşmeler). Ama sonra aklıma başka bir şey geldi. O da pilavcı bir adamın hikayesi. Hatta. Hatta kurusoğan ve pilav diye ikileme yapayım dedim. Herkes üçleme yapıyor nasıl olsa! İkisini de çekip kısa filmden ikileyeyim, uzun metraj çekeyim artık dedim. (Gülüşmeler) Çok öngörülü bir insan değilim. Bu filmi de iyi çekersem uzun metraj çekeyim artık diyorum.

Bir türlü uzun metraja gelemedik ama uzun çekmek gibi bir derdin de var yani?
Evet var. Ben kendimi adlandırmıyorum. Kısa metraj olanaklarım var onu kullanıyorum, uzun metraj olanağım olunca da onu kullanırım. Kısa filmi taçlandırırlar insanlar, anlamlar yüklemeye çalışırlar. Hiç öyle bir derdim yok. Sadece sinema dilimi geliştirmeye, keyif almaya ve güzel şeyler anlatmaya çalışıyorum.

Ülke meseleleri seni filmlerinin neresinde var?
Haber çok takip etmem. Edebiyatı ve insan öykülerini daha çok severim. Siyasi kitaplar da okuyorum ama bunları film yapmayı düşünmüyorum. Mesela pilavcının köyü yakıldığı için gelmiştir ama o arada bilgi olarak kalır. Mesela Kibar Feyzo’daki bütün replikler hala güncel, hala kullanılır. Şimdi ona politik ya da toplumsalcı film değildir diyemezsiz. Ama bir yandan da bütün hikaye Kemal Sunal’ın başlık parası biriktirme hikayesidir. Hayatı olduğu gibi anlatınca bir sürü şey çıkıyor zaten.

Kültür Bakanlığı’ndan destek alabildin mi filmlerine?
Bu fonların iyi işlediğini düşünmüyorum. Sıçanlı Meyhane diye bir şey yazmıştım. Mesela başka bir senaryomun adı da Kambur Felek’ti. Nazım Hikmet’in bir şiiri vardı Kahpe Devran Kambur Felek diye. Gönderdim ama olmadı. Başka insanlara verdiler, cv’me de güveniyordum aslında. Yani ben o aldığım parayı gerçekten de filme harcayacağım. Ben iki bin liraya da film çekerim, ama on bin liraya canavar gibi filmler çekerim. Sebeplerini de açıklamıyorlar neden vermediklerini. Daha milli konulardaki senaryolara vermişler. Uzun metraj çekmek istiyorum ama ona buna yalakalık yapacaksam çekmek istemem açıkçası. Uzun metraj çekip kendimi de sınamak isterim açıkçası.


Yapımcılardan bir ilgi var mı peki?
Yok ama yönetmenlerden var devam etmemiz için bizi gazlayan. İlksen Başarır, İnan Temelkuran’la görüştük. Jürilerin kararı etkili oluyor. Projeyi hazırladım iki günde gönderdim ne yapacağım kenarına süsler mi çizeceğim? Bazıları bütün filmin storyboard’unu çiziyor. Niye öyle yapıyorsa? Ben çizemiyorum mesela öyle? Bana para vermeyecekler mi yani? Benim tanıdığım yok, filmimi (Kahpe Devran) nasıl tepki alır diye gönderdim ama izleyici tepkisi yetiyor bazen. Yurtdışı festivalleri değil ama buradan birisinin tepkileri beni daha mutlu ediyor. Mesela Cannes’da ödül alma niyetin varsa, o ödülü alana kadar mutsuzsun sürekli.

Sen sinemadan para kazanmayı umut ediyor musun?
Evet istiyorum. Ben bir kısa film çektiğinde bunu yapımcılar görsün isterim. Belki kafalarında benim dizi çekeceğime dair fikirler oluşur. Bir dizi yönetmeni bölüm başına 15-20 milyar paralar alıyor. Gider o parayla film çekerim. Ben öyle aç gözlü birisi de değilim. Diziyi bitirmeden uzun metraj için gerekli parayı biriktirince gider çekerim filmimi. Zeki Demirkubuz ya da Nuri Bilge Ceylan’ın yapımcıları gibi yapımcılarım olsa ben dizi çekmem. Uzun uzun düşünür, kitap okur ve gezerim. (Gülüşmeler) Evet rahat bir yaşamı severim yani. Her şeyin, her yaşadığının insana bir duygu kazandırdığını düşünüyorum.

Başka beğendiğin kısa filmciler kimler?

Serhat Karaaslan var Bisiklet filminin yönetmeni. Onu beğeniyorum basit ve İran sineması tarzında çekiyor. Kendisiyle filmler, sinema aracılığıyla tanıştım ama muhabbetini seviyorum her şeyden önce. Arkadaşız artık. Ama sevdiğim çok arkadaşım var.

Destek oluyor musunuz birbirinize peki?

Evet, çünkü senin de onlara işin düşüyor. Ne olursa olsun menfaatten dolayı bile destek olursun birbirine. (Gülüşmeler)

Kısa filmin yıllarda tarz değiştirdiğini düşünüyorum. Yani mesela Kürt kısa film örnekleri görüyoruz ve de başarılı örnekler. Birebir o coğrafyada geçen ya da o coğrafyadaki duyguları anlatan. Eskiden yoktu bu tarz örnekler…
Ben de Kürdüm ama o politik, toplumsal gerçekçi yönetmen tavırlarını sevmiyorum. Yine örnek vereceğim ama Çingeneler Zamanı’nı ben de farkındalık yarattığı için sevmiştim. Ya da Kazım Koyuncu’nun müziği Lazlara karşı bir ilgi uyandırdı ben de. Kürtler’de başka bir şey var. Savaşın da gerçekliğinden yola çıkarak hep acı, askerler, top, tüfek çekiyorlar. Bir kere de aşk hikayesi anlatmayı deneseler keşke. Kürtler çok komiktir mesela. Köylerde falan kimse siyaset konuşmaz. Tarlasından bağından, düğünlerden falan konuşurlar. Konuşmalar arasında çıkar zaten o anlatılmak istenen diye düşünüyorum. Boş bir alan orası, Kürt sinemacı diye sivrilmek daha kolay. Benim entelektüel dilim Türkçe. Kahpe Devran’daki mizahi bir dille Kürtçe yazamam mesela. Özellikle Kürt olmaktan faydalanıyormuşum diye kaçındım. Ama Kürtçe bir uzun metraj çekme hayalim var. İleride fırsat bulursam oralarda da yaşarım. Bölgenin yaşantısına uygun komik ve absürd bir film çekmek isterim.

Son sözler…
Beğenilmek çok güzel… Bu bana yetiyor. Ama oyuncu olmak hayalim de vardı. Bunu söylemiş olayım. (Gülüşmeler) Brecht etkileri vardır mesela benim filmlerde, kameraya bakarak konuşur oyuncular ve film olduğunu belli ederler. Ben duygulanmak istiyorum, matematiği sevmiyorum sinemada. Samimiyet istiyorum. Ben yaptım, sen ne anlarsan tarzı işleri sevmiyorum. Büyük lafları da sevmiyorum. Bazı yönetmenler ‘şunu da koymasaydım çıldırırdım’ diyorlar. Gerçekten büyük geliyor bana. İzleyici sevmeyince de zaten seyirci önemli değil diyorlar. Kısa film bile çekmek zorken uzun metraj çekerek seyirciyi umursamıyorum diyemezsin.


İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.