Aşk bir sanatsa, denemek lazım!


Bu bir tutam aşk /seks tadındaki romantik komedilere bayılıyorum. Bir kişinin ya da bir çiftin hayatlarının peşine takılmaktansa çoklu hayatların peşinde dolanmak, şimdi köşeden hangi ilişki çıkacak diye beklemek en azından daha heyecanlı kılıyor filmi. Tabii bazen üçlü yollara sapan ilişki halleri de!

Banu Bozdemir 

Love Actually / Aşk Her Yerde bizi neredeyse on tane kısa filmin ve onlarca karakterin hızla akan, kah hüzünlendiren kah güldüren hayatlarının içine atmıştı. New Year’s Eve / Yılbaşı Gecesi de yılbaşı ve yalnızlık üzerinden bir araya toplamaya çalışmıştı insanları. Bir sürü ünlü oyuncunun eşlik ettiği kesişme öyküsü… Tabii bu anlamda He’s Just Not That Into You / Erkekler Ne Söyler Kadınlar Ne Anlar’ı da unutmamak gerek!

Her ilişki kendi gerçeğini yaratır gerçeğinden yola çıkan L’Art d’aimer / Aşk Sanatı’nda tam bir Fransız bakışı olduğunu söylemek mümkün. Kadın erkek ilişkileri bana göre bir çıkmazla başlıyor, sonra toparlanıyor ve sonrasında yine bir çıkmaza sürükleniyor. Aşk Sanatı yalnızları buluşturmaya, yalnız olmayanları sorgulamaya çalışan, kadın ve erkek kimyasının açmazlarında fazlasıyla deney yapan bir yapım.

Yönetmen Emmanuel Mouret biraz da insanoğlunun korkularından ve bastırılmışlığından ilham almış, tabii bir de güvensizliğinden. Hayat bir kesişmeler bütünü olsa da çoğu zaman insanoğlu yoluna yalnız devam ediyor. Mouret insanları birleştirmek ve bir arada tutmak konusunda ısrarcı davranıyor. Örneğin Emmanuelle sevdiği adama başka adamlara da ilgi duyduğunu itiraf ediyor. İtirafı işe yarıyor ve o rahatlık onu tekrar sevdiği adama yöneltiyor.

 Gerard Depardieu’nun kızı olan Julie Depardieu’nın canlandırdığı İsabelle ise hayattan ve erkeklerden elini eteğini çekmiş, entelektüelliğin farkında olunmazlığına saplanmış bir yalnız! Karanlık bir odanın gizeminde bilinmez bir ilişkiye sürükleniyor. Achille öpüşmek isteyen ama güvensizlikten dolayı öpüşemeyen kapı komşusunu ikna etmenin derdinde. Bu bölüm bir hayli komik. Kadının saf ve zeki halleri değişik bir çarpışma eşiğinde burada! Vanessa çocukluk aşkıyla olan ‘aynılık’ çemberini kırmak isterken farklı bir batağa saplanıyor ama neyse ki çocukluk aşkı ona hala aşık! Amelie ise, kendisine aşık olan dostunu kaybetmemek için değişik bir yol deniyor ve başarılı da oluyor.  Yönetmen Mouret oyuncu kimliğine burada da bir rol yazmış ve tutku ve aşk arasında bir yerlere sıkıştırmış karakterini!

Filmi başında aşkın müziğini arayan Laurent vardı, film aşkın bir müziği olsa nasıl olurdu diye soruyor ve Laurent bir besteci olmasına rağmen aşkın müziğini bulamıyor. Yaklaşıyor, etrafında dolanıyor ama tam ezgiye ulaşamıyor. Aşkın mutlaka tek bir müziği yok, işte filmde bu önermeden yola çıkıyor. Tek bir ilişki modeli yoktur, binlerce versiyonu vardır! Herkes kendisine uyanı, hatta tesadüflerle kapısına gelip dayanan bir modeli de alıp denemeli diyor ki, komedi de bunun tuzu biberi! Film aslında modern ilişkiler yumağını sarıyor kendince ama mekanların, karakterlerin ve filmin atmosferinin yarattığı değişik bir tarihi doku var ki, o da ilişkilerin tüm zamanlarına vurgu yapar gibi! Başka ilişkilerin nasıl olduğunu gözlemlemek, bu arada duygulanıp çokça gülmek isteyenlere tavsiyemdir!

1 yorum

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.