Çocuklara kıymayın efendiler!

21004318_2013050816222661.jpg-r_640_600-b_1_D6D6D6-f_jpg-q_x-xxyxx

İstanbul Film Festivali’nde özellikle roman uyarlamalarının izini sürerken rastladığım What Maisie Knew / Arada Kalan altı yaşındaki bir kızın tercihleri sorulmadan etrafında yaşanan anne – baba sorunsalı / boşanması anlatılıyor. Scott McGehee ve David Siegel’in birlikte çalıştıkları beşinci filmlerinde iki şey dikkat çekiyor.

Banu Bozdemir 

Birincisi filmin Henry James’in 1897 tarihli romanından uyarlanmış olması. Hikayenin aslını okumadığım için günümüze dair nasıl bir değişim geçirdiğini söylemek (mutlaka ufak tefek değişimler olmuştur) güçleşiyor ama filmin geneline baktığımızda başarılı olduğunu söylemek mümkün. Bir diğer dikkat çeken şey ise hikayeyi altı yaşındaki küçük Maisie’nin gözünden anlatması… Ve onun filmin içinde doğaçlama davranmasına izin verilmiş olması! Onata Aprile de büyük bir başarıyla hakkını vermiş rolünün…

Tabii film izlerken başka filmlerin de izleri beliriyor kafanızda, Kramer Kramer’e Karşı tam anlamıyla bu öyküye denk gelmese de ebeveynlerin çocukları ne kadar tanıdıkları ve onlarla iletişim kurma konusunda ne kadar yol aldıklarını gösterme açısından başarılı bir filmdi, onun grafiği ebeveynlik mücadelesi verme açısından yükseliyordu, oysa ki Arada Kalan da Maisie gerçek anne babasının ellerinden üçüncü şahıslara kayacak kadar yalnız ve başıboş kalıyor… Ve bunu o masum gözleriyle öyle güzel anlatıyor ki…

Noah Baumbach imzalı Mürekkep Balığı ve Balina’da boşanma sürecine girmiş bir ailenin umursamaz tavırlarıyla çocuklarının yaşadığı savrulmayı anlatıyordu, farkına vardıklarında geç olanı dönüştürme gayreti ve başka bir gerçekliği işaret ediyordu. Arada Kalan’ın ‘dönüştürmeye çabalama’ kafasına da uygun aslında. Film asla Moonrise Kingdom kafasına girmiyor ama film, çocukların memnun olmadıkları ebeveynlerini rollerini çalan çocuklardan çok, anne ve babasının git gelleri arasında sadece duran ve izleyen bir çocuğu anlatıyor. Ve o rolleri kendi seçtiği insanlara yüklüyor. Ne bir ağlama, ne bir isyan ne bir sızlanma. Tabi ki bu durum anne ve babanın çocuklarını yok saymasını gerekli kılmaz ama bizim küçük Maisie de sanki bu saklı kalma, görünmeme halinden mutlu!

arada_kalan_filmini_izle

Babası bakıcısıyla çekip gittiği için Maisie,  babasına gittiğinde aslında çok da yalnızlık çekmiyor, çünkü annesinden çok kendisiyle ilgilenen bakıcısıyla birlikte. Orada da bakıcının babasıyla samimiyeti dikkatini çekiyor. Anne yıllar önce yaptığı vokalistlik işine dönmek istiyor, bu arada genç bir sevgili yapıyor ve annenin turnede olduğu zamanlarda ‘yeni baba’ Lilcoln Maisie’nin yanında kalıyor. Maisie her şeyi gören ama susan ve yargılamayan küçük bir bilgelik anıtı gibi dikiliyor karşımızda. Yalnız kalışlarının ve büyükler dünyasında topaç gibi sürüklenişinin dozu arttıkça seyirci olarak siz de kıpırdanmaya başlıyorsunuz. Şimdi ne olacak diye? Maisei’nin verdiği tek tepki bazı yerlerde onun için verilen kararlara durmak oluyor! Sessizce duruyor ve tepki koyuyor!

Bakıcı Margo ilk başta baştan çıkarıcı tavırlarıyla babaya yakın, Maisie’ya uzak bir durum arz ederken gelinen noktada anne, sorumsuz, işsiz bir sevgili olan Lilcoln ise gelinen noktada bir babaya dönüşüyor. Zaten yönetmenlerin tercihi de filmin yan karakterleri gibi duran Margo ve Lilcoln’un ana karakterlere, gerekirse Maisie için ideal ebeveynlere dönüşmesi… Bu ikili yönetmenlerin anlatımına, hikayenin rahatlamasına, kötü bir örneğin karşısına iyi örneği koymaya kadar gittiği, bir nevi bir deney içerdiği için başarılı bir yöntem gibi duruyor.

21004314_20130508162225656.jpg-r_640_600-b_1_D6D6D6-f_jpg-q_x-xxyxx

Julianne Moore yine farklı bir rolde ve muhteşem bir performans sunuyor. Don Jon / Kalbim Sende filmindeki farklı performansını çok sevdim, ilerleyen yaşına rağmen cesur ve farklı rollerin peşinde olmasını takdir ediyorum! Bunu da not düşeyim dedim araya! İdealleri uğruna kızından uzaklaşan, kocasıyla yaşadığı didişmenin her zerresini etki kıvamında çocuğuyla paylaşan bir anne o. Kitabın yazıldığı yılları düşünüyorum da kendini bulmak isteyen kadının isyanı, yapmaya çalıştıkları bir nebze daha anlamlı gelebilirdi kulağa. Kırsalda / derken New York’un batı yakası, bir çocuğun yalnız kalması daha doğaldır ama şehirde taşınması gereken bir yüke dönüşebilir! Filmde bunun altını çiziyor zaten, çocuk en azından bir süre sizden ayrı bir nesne değildir!

Susanna filmin sonlarına doğru kızını almaya geldiği sahnede anlıyor aslında hayatın bir dengesi olması gerektiğini. Margo, Lilcoln (Susanna’nın sevgilisi) ve kızı Maisie arasında önce anlamadığı ama sonra Maisie’nin ona gösterdiği bir aile bağı kurulduğunu, onun o kadar dışında kaldığını gözyaşları içinde fark ediyor. İki turne arası kızını görmek isteyen kadının dramı uzun bir sahneyle, yönetmenlerin özellikle kat kat artırdığı duygu dozuyla sonuca ulaşıyor. Herkesin dozu artsa da Maisie yine sakin, olgun ama acıtıcı tavrıyla annesine ders veriyor. Yönetmenlerimiz Hollywood kalıplarında bir hikayeyi iyi bir anlatıcı kıvamında seyirciye ulaştırmayı başarıyorlar, bunun için duygu sömürüsü yapmaları, abartılı sahneler, duygu selleri ve hezeyanlar kullanmaları gerekmemiş. Arada Kalan’ın başarısı da bu sanırım. Her duygu yettiğince veriliyor, fazlasına gerek duymadan da bir duygu seli yaratılabileceğini gösteriyor Scott McGehee ve David Siegel.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.