‘Emek sinemasının yeni hali’ falan değil!

Kalabalık bir film haftasının ortasına dalış yapmadan önce Grand Pera denen oluşuma bir göz atalım. Israrla ‘Emek sinemasının yeni hali’ diye lanse edilen salon, Emek sinemasının yeni hali falan değildir, orası bambaşka bir yerdir artık.

Banu Bozdemir 

12 Mart 2013’de yapımına başlanan Cercle D’orient binasının restore edilmesine elbette bir şey demiyoruz ama içinde Emek başta olmak üzere İpek, Rüya sinemalarını ve İnci pastanesini de dışarı kusan restore sistemini algılamak da elbette zorlanıyoruz. Geçenlerde güzelim Narmanlı Han’ın sözde restoresine kurban kesimiyle başlandı. Bu kafaları anlamak da o kadar zorlanıyoruz ki o yüzden sürekli tekrarlıyoruz içimiz yanarak! Taşımak, restore etmek gerçekte de bu iktidar döneminde anlamsızlaştı. Geçenlerde 98 yıllık zeytin ağacı toprağından, köklerinden koparılarak Antalya Expo alanının ortasına dikildi. Bir ağacın yüz yıllık toprağıyla ne bağı olabilir ki zaten? Fuar alanında fotoğraf çekme alanı olsun biraz da! İşte Emek Sineması’nın akibeti de bu oldu. Taşımış gibi yapılarak sevimli gözükmeye çalışıyorlar ama taşınan sizin egolarınız, değer bilmezliğiniz ve şatafata olan düşkünlüğünüz ve rant merakınız olabilir mi?

grandpera

Madem Emek’i bu kadar seviyor ve önemsiyordunuz, ayrı bir girişle yerinde bırakarak, yani yerinde restore etmek mümkün değil miydi? Değildiyse şimdiki sinemaya Emek demeyin bari. İki tane kenar süsünü yapıştırmakla olmuyor taşımak. Adam gibi çıkıp yıktık, yenisini yaptık deyin, eylem konusunda bu kadar söz dinelemez olup, söz konusunda nasıl bu kadar laf cambazı olabiliyorsunuz insan şaşıyor inanın! Zaten İstanbul’un her yanına ucube gibi binaları diktiniz, şehrin dokusunun içine ettiniz bazı şeyleri olduğu gibi bırakın bari! Emek yerinde restore etmeniz gereken bir değerdi beyler! Ne desek boş sizlere!

Diriliş ve yükseliş!

Gelelim haftanın filmlerine, Oscar yarışına giren vizyon eteklerindeki filmleri tek tek ortaya saçmaya devam ediyor. Gelelim Oscar yarışında ön sıralarda olan ve Leonardo Di Caprio’nun neredeyse kader filmi gibi lanse edilen The Revenant / Diriliş’e… Diriliş’le bir kez daha görüyoruz ki, bir filmin görsel olarak güçlü kuvvetli olması kafalardaki senaryo algısının önüne geçiyor. Tabi öyle olan birçok film var ama bunu Diriliş için söylemek filme haksızlık gibi duruyor. Filmin beyaz adam ve Kızılderililer arasında geçen kıyasıya mücadelesi bile çok iyi bir arka plan veriyor. Doğada, kendi içinde ve karşı tarafla, herkesin vicdanını üstüne basa basa sorgulayan film için sadece görsellikten ibaret yorumu yapılamaz, bu filmin yaratmaya çalıştığı algıyı görmezden gelmek olur. Bu intikamla bezenmiş hayatta kalma hikayesini şehre uyarladığımızda belki o kaotik şehir ortamında karşımıza çıkan öykü için yavan demezdik ama karla uçsuz bucaksız görsel bir algı yaratan film için yavan demek ne kadar da kolay oluyor. Oysa Hugh Glass’ın tipik Amerikalı karakterinin ardında yerlilerin yaşam alanlarını nasıl da pervasızca talan ettiklerinin farkındalığı, ezikliği ve bir yandan da çaresizliği var. Muhteşem doğa görüntüleri ancak bu hayatta kalma hikayesine el atan replikler olabilir. Yani görsellik öylesine konmuş bir dal değil oraya, insanoğlunun doğaya göstermediği, sakındığı bir yanına da bir hayli iyi işaret ediyor. Dicaprio ise yarı insan yarı doğayla bütünleşmiş bir varlığı gayet iyi ifade ediyor, bekleneni fazlasıyla sunuyor. Inarritu’nun eline sağlık diyelim kısaca…

maxresdefault

Çılgın ve bıçkın!

Dirty Grandpa / Çılgın İhtiyar’ı izlerken sıkça ‘vay’ dedik, nasıl demeyelim. Sürekli baba rollerinde, gergin bir şekilde karşımıza çıkan Robert De Niro bu kez karısını kaybettikten sonra hayatını yaşamaya soyunan çılgın ve de çapkın bir dedeyi canlandırıyor. Film 18+ sınırlarında bedenden taşan seksapelliğini sözcüklerle de destekleyen gayet sünük bir hikaye. Hikaye yanlış bir evlilik yapmaya doğru hızla yol alan torununu (Zac Efron)  kendisiyle birlikte zorunlu bir yolculuğa çıkartan Dick’in şaşırtan macerasına odaklı bir komedi.  Ülkecek muhafazakar olmaya gittiğimizden midir nedir vizyon algımızda da bir gariplik olmuş. Filmin müstehcenliğinden hem hoşlandım hem de nasıl vizyon yolu bulmuş diye sormadan edemedim. Bunu bize sorduranlar utansın! Filmin konusu çok aşağılarda onu kabul ediyorum ama kendi içindeki cinsel cesaretini fazlasıyla da destekliyorum. Hele de yaşlansa da kendisine sınır koymayan De Niro’yu tebrik ediyorum. Tebriklerimin arttığının da farkındayım. Yani bolca seks iması barındıran, hatta kendi içinde absürd bir akış yaratan filmi ülkenin muhafazakarlaşan yapısı karşısında savunmaya alıyorum!

Dirty Grandpa’dan Youth’a geçiş yapmak, karşıya üçüncü köprüden geçiş yapmak kadar yürek yaralayıcı ama gençlik iksirine özlem duyan ki ayrı yaşlı güruhla, iki ayrı filmde karşılaşmak o denli iyi. Youth / Gençlik adı üstünde gençliğe ve afişe taşınan haliyle güzelliğe özlem. Ama çıta öyle bir yüksek ki güzellik kainat güzeliyle ifade buluyor. Film güzelliğe kucak açarken bir yandan da biten bir ilişkinin acısını da yanında tutarak acı – tatlı hayat kıvamında bir algı yaratma derdinde. Orkestra şefi Fred Ballinger ve orkestra şefi Mick Boyle üzerinden bir ikinci bahar yaratma kıvamındaki öykü hüzünle karışık bir özlem dünyası yaratıyor, yaşlılık üzerinden gençliğe bilgece bir bakış sunuyor ama kainat güzelin de araya sıkıştırmayı ihmal etmiyor tabii!

denrio

Şafakla bitenler!

Şafakla Dönenler, öyle iddialı bir isim ki, sanki bir aksiyon, bilimkurgu vs. tadında bir beklenti yaratıyor. Filmi iki yıl önce İstanbul Film Festivali’nde izlemiştim. Murat Eroğlu’nun yazıp yönettiği film De Sica’nın ünlü filmi Bisiklet Hırsızları’nı referans olarak veriyor ama ne yazık ki orada yaratılmak istenen eleştirel düzeye kesinlikle erişemiyor. Yani bir sebze halinde yük taşıdıkları yitme arabalarını kaybeden baba ve oğlun arayış hikayesine bir temel yaratılamadığı için, gece boyunca sebze halini arşınlayan bir baba ve oğlun dolaşması olarak akılda kalıyor. Oysa hikayeye katılacak bir temel, en azından referans alınan Bisiklet Hırsızları’na biraz yakınlaştırabilirdi konuyu. Ama bu haliyle uzatılmış bir kısa filmden başkası değil. Şafakla elleri boş dönenler, aslında şafakla bitenler kıvamında yansıyor perdeye.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.