Güzeller çirkinler, hep beyazperdedeler!

Güzel ve Çirkin… Jeanne-Marie Leprince de Beaumont’un genç kız ve canavara dönüşmüş bir prensi konu edinen masalı sinemanın ilgisiz kalamadığı, benzer versiyonlarla birçok kez çekilen bir sevgi hikayesi… Hikayenin özü adı Belle adlı bir kızla bir canavarın aşka dönüşen macerasını anlatıyor. Bu kez yönetmen koltuğunda Kurtların Kardeşliği ve Sessiz Tepe gibi başarılı ‘ortam’ filmlerine imza atan Christophe Gans oturuyor. Filmini ilk kez 1946 yılında çeken Jean Cacteau’ya ithaf ettiğini söyleyen Gans film için daha önce izlenmemiş bir yolu keşfettiklerini söylüyor.

Banu Bozdemir 

Ülkenin bizi sürüklediği gerçeklik algısının tam da ortasında kaldığımızdan mıdır nedir La Belle et La Bête / Güzel ve Çirkin’i tam bir sığınma duygusuyla izledim. Gerilim unsurunu ortamın içine iyi empoze etmeyi başaran yönetmen klasik bir masaldan bir gerilim hikayesi yaratmayı başarmış diyebiliriz. Ama bu demek değil ki film gotik çizgilerle harmanlanmış, karanlık atmosferiyle öne çıkan bir film. Aksine masalsı dengeyle sürekli yer değiştiren fantastik bir ortam yaratılmış ki, neredeyse filmin tek bir karesini boş geçmiyorsunuz. Bu anlamda biraz Kurtların Kardeşliği’ni andırdığını söylemek mümkün.

La-Belle-et-La-Bête-Photo-Film-Christophe-Gans-01

Film hikayeye dışarıdan bir göz olarak bakmayı tercih ediyor önce. Yani bir anlatıcı iki tane çocuğa bu masalı okuyor, anlatıyor ve o anlatımla birlikte biz de filmin içine sızıyoruz. Üç kız, üç erkek ve bir babadan oluşan ailemiz zenginliklerini kaybedince kırsalda yaşamaya başlıyor. Külkedisi benzeri ablalara sahip olan Güzel taşrada, doğanın içinde yaşamaktan pek memnun. Ama şımarık ablaları şatafattan başka bir şey düşünmedikleri için çok mutsuzlar. Güzel’in iyi kalpli babası kızlarını mutlu etmek ve kıyıya vuran gemisindeki son malları almak için şehre iner ama büyük hayal kırıklığı yaşar çünkü malları yağmalanmıştır. Dönüşte ormanın sakladığı şatoya yolu düşer Çirkin’le tanışır. Yaşlı adamın altınları, mücevherleri almasına bir şey demeyen Çirkin, kızı Güzel için bir gül kopardığında kıyametler kopar. Babasının yerine kendisini feda eden Güzel ve Çirkin’in macerası da bilindiği üzre böyle başlıyor.

la-belle-et-la-bete-vincent-cassel

Güzel ve Çirkin yarattığı atmosferle biraz Catherine Hardwicke imzalı Kız ve Kurt’u andırsa da (ki onun da Alacakaranlık öykünmesi bir hayli fazlaydı, ilkini Hardwicke çektiği için olabilir tabii) kesinlikle ondan kat kat başarılı. Kız ve Kurt’un ormanda geçen sahneleri bir kulübenin etrafında dönüyormuş algısı yaratmıştı burada ise orman tüm gizemi, güzelliği ve yaratıcılığıyla dikkat çekiyor. (Amanda Seyfried ve Lea Seydoux sarışınlığının ise kurtlar ve canavarlar nezdinde sorgulanması gerekiyor sanırım) Bu da yönetmenin daha önceki filmlerinde yarattığı ilhamı bu filme de rahatça taşıdığını gösteriyor. Zaten sinemaya defalarca uyarlanmış bir masalın bir kez daha izlenebilmesi için ‘çarpıcı’ hatta ‘büyüleyici’ olması gerekiyor ki, filmin bu tanımlamalara yaklaştığını söylemek mümkün…

Güzel ve Çirkin’i atmosferine yapışmış bir halde izlerken masalların birbirine ne kadar yakın olduğunu bir kez daha düşündüm. Şımarık kız kardeşleri Külkedisi’ne, sevginin gücüyle dönüşen sevgiliyi Pamuk Prenses’e benzettim. Ama dediğim gibi Gans hikayeyi sadece bir çocuk masalı olmaktan başka noktalara taşıyor. İyilik ve kötülüğün sürekli çatışma halinde olduğu hikayede yönetmen kötülüğü kibirli Canavar’ın elinden alıp para ve hırs peşinde dolaşan bir çetenin ellerine veriyor. Filmin gerilim unsuru da daha çok çatışmadan çıkıyor.

La-belle-et-la-bete_scalewidth_630

Filmde eleştireceğimiz nokta belki güzel ve çirkinin arasındaki aşkın yeşerme halinin biraz üstünkörü tutulması… Güzel şatoyu, ormanı ve etrafı kolaçan ederken aslında Çirkin’in geçmişine ait bir sürü bilgiyle karşılaşıyor. Burada prensin yani Çirkin’in ala geyik tutkusunu Cüneyt Arkın’ın oynadığı Ala Geyik filmindeki tutkuya benzettim. Geyiklerin peşine takılıp giden iki adamın sonu da hayırlı olmuyor. Buradan da Yeşilçam filmini anmış olalım. Sonuçta Güzel ve Çirkin iyi bir masal dünyasına sığınma sağlıyor, yarattığı güzel atmosferle sizi filmin içine bir adım daha çekiyor ve bu bildik masalı bir kez daha dinlemeyi vaat ediyor. Lea Seydoux konusunda çok emin olamasam da kurt adam rolünde Vincent Cassel’in iyi bir seçim olduğunu düşünüyorum. Dünyanın gerçek algısından kaçıp biraz masallar dünyasına sığınmak için kesinlikle tercih edebilirsiniz…

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.