‘İnsan elinde avucunda ne var ona bakmalı’

Son zamanlarda oldukça popüler olan Barış Kılıç ile ilk sinema filmi Seni Seviyorum Adamım ve devam eden dizisi Güllerin Savaşı’nı konuştuk. Tabii sinema ve dizinin oyuncunun bünyesinde yarattığı farklılıkları da…

Banu Bozdemir

Seni Seviyorum Adamım ilk sinema filminiz. Bugüne kadar dizilerle karşımıza çıktınız ama sinema filmi her zaman daha değerlidir oyuncular için, sizdeki anlamı ne oldu?

İlk sinema filmim evet, daha önce dizilerin haricinde The Touch isimli çok güzel bir kısa filmde oynamıştım. Hem ilk olması hem de beklememe değen senaryosuyla çok özel bir film oldu. İnanılmaz bir heyecan var içimde. Filmin her evresi başka bir heyecan yarattı ben de. Senaryo ilk geldiğinde içinde inanılmaz bir değişim oldu. Hazırlık aşamasında başka bir heyecan. İlk set günüm daha fazla duygulara, heyecanlara sebep oldu. Günün sonunda da filmi bitirmiş ve elimizden geleni yapmış olmanın verdiği bir huzur oldu. Şu çok özel bir şey. Bir film yapıyorsunuz. Dizi piyasası suya yazı yazmak gibi. Her hafta 90 dakika ciddi bir koşturmacayla çıkarmış olduğunuz bir bölüm var ve onu bir sonraki haftaya devamlılık anlamında taşımak zorundasınız. Sinema filminde 90 dakikada bir senaryonun başına, ortasına ve sonuna tanıklık ediyorsunuz. Ve bunu insanlara sevdirmek ve izletmekle karşı karşıya kalıyorsunuz. Umarım vermiş olduğumuz emek, işe karşı gösterdiğimiz samimiyet ve hassasiyet seyircilere de yansır. Umarım onlar da kendilerinden bir parça bulurlar.

unnamed

Filmde Yeşilçam filmlerinin tadı var , hatta filmin tanıtımı da böyle galiba?
Evet Yeşilçam filmlerini insanlar hep başka bir gözle izler. Biz de Yeşilçam filmleriyle büyüdük, o filmler ağızda çok farklı tatlar bırakır. Yeşilçam meyvenin özüdür. O gerçek lezzet ve doğallıktır. Her şey gerçeklikten ibarettir. Bizim çıkış noktamız da bu oldu. Senaryosu da içimizden çıkan bir hikaye. İçimizden çıkan bir hikaye olduğu için de buna Yeşilçam tadında bir film dedik. Günümüzdeki maliyetli, büyük prodüksiyonlu işleri karşılaştırdığımızda Yeşilçam filmlerinin hala ilk defa izleniyormuş gibi bir heyecan veriyor bize. Bu da filmin hedefini bulup izleyicisiyle buluştuğu anlamına gelir. Biz de Yeşilçam’ın bu kısmıyla ilgilendik, Naif, tatlı ve çok doğal bir aşk hikayesi. Aşk hayatımızda çok yer kaplayan, kimileri için hiç kaplamayan ama onun özlemiyle yaşayan bir olgu. Dolayısıyla aşkın bize ne verdiğini herkes farklı yorumlar. İki tane genç insanın hiç beklemedikleri bir anda karşılaşmaları neticesinde doğmuş olan bir hikaye.

Filmde dizideki karakterlerinizden biraz farklısınız. Şehirde yaşamak yerine şehirden kaçmış bir erkeği canlandırıyorsunuz? Sizin için hangisi daha cazip?
İnsan hayatında çok farklı evreler geçiriyor. Hissiyatları, hayattan aldığı lezzetler çok farklı oluyor. Günümüz koşullarında şehirde insanların yorulmaması, bezmemesi imkansız. Evden çıkıp akşam başınızı yastığa koyana kadar ciddi bir koşturmaca içinde kalmak zorundasınız. Hayatınızı sürdürmek için. Gün geliyor, insan kendini dinlediği vakit bu gelip geçici hayatta ne kadar yorgun ve belki de ‘gereksiz’ bir koşturmanın içinde olduğunu anlıyor. O zaman da sakin bir yere dönmek, içine ve özüne dönmek bir düşünce gelişiyor. Bu karakter de mesleğini zamanında üste seviyelere taşımış, para pul her türlü zevki tatmış ama günün sonunda kendisini sorguya almış bir karakter. O yüzden o kadar ‘güzellikleri’ bırakıp kendisini sahil kasabasında herkesten uzak bir yaşama yelken açma cesareti göstermiş biri. Ama hayat o kadar enteresan ki bu kararı verdiğiniz anda bile sizi orada neyin karşılayacağı hiç belli değil. Herkesten koptuğu bir noktada belki de hayatının en önemli günlerini yaşamaya başlıyor. Bu bir tesadüf ama sakin kalmaya karar verdiği anda hayatının en fırtınalı günlerini yaşamaya başlıyor.

130920141234483414151_2

Diziye gelirsek, Güllerin Savaşı’nda biraz arada kalmış bir adam gibisiniz. Kurnazlık ve masumiyet çizgilerini taşıyan kadınların savaşının ortasındasınız…
Kurnazlık ya da masumluk her insanın parçası olan nesneler. Bir insana salt kurnaz ya da masum demek bu karakteri dışarıdan tek yönlü görmekle alakalı bir şey. O masum dediğiniz insanın menfaatlerine karşı geldiğiniz vakit o da bambaşka bir şeye dönüşebilir. Bizim hikayemizde iki kadın arasında kalmış bir erkekten ziyade iki kadının birbirine karşı hayatını kabul ettirme savaşı var daha çok Gülruğ tarafında. Gülfem’e varlığın kabul ettirmeye çalışıyor. Ömer ikisinin arasına dahil olan bir karakter. Dışarıdan başarılı, gösterişli, albenisi olan bir karakter olmasına rağmen bir sürü duygusal boşlukları olan bir karakter.. Manevi boşluktan kaynaklanan zafiyeti yüzünden o da tutunacak bir dal arıyor. Ömer de kendi içinde bu savaşı veriyor. İki tane gülün savaşı değil yani arada dikenler var, kendini kabul ettirme savaşında olan başka karakterler de var.

Dizi de izlenen bir dizi zaten bu yüzden…
Evet iyi gidiyoruz, biz bu işe başlarken hep şunu konuştuk. Yapımcı, yönetmen ve oyuncularla. Bir dizinin tutup tutmamasının kriterleri oluyor. Biz şu sözü verdik birbirimize. Yaptığımız işte, oynadığımız karakter de dürüst olursak bu iş başarıya ulaşır diye konuştuk. Bu arada kalkan diziler de var ama kötü oldukları için değil. Bir dizinin başarı ya da başarısızlığını reyting cihazına bağlamak yanlış zaten. Sadece yerini bulmaya, seyircinin algısın dışında kalmış bir hikaye olabilir. Ama oyunculuklara ve emeğe baktığımızda hepsi bir yeri hak ediyor. Biz bu işlerin arasında kalan ve her hafta belli bir ivmeyle yükselen bir işiz. Biz de çok emek verdik bu işin insanlar tarafından sevilmesi için.

unnamed (1)

Yakışıklı bir oyuncusunuz. Sizi oyuncu olmaya iten görünüşünüze yapılan övgü mü, yoksa çocukluktan beri aklınızda olan bir şey miydi oyunculuk?
Herkesin bir hayali, ideali vardır. Yapmak istediklerime baktığımda şuna baktım, benim avucumda ne var? Neleri yapabiliyorum. Küçüklükten beri cevabını vermeye çalıştığım sorular hep bunlardı. Bu bir hayal değildi ama hissettiğim bir şey vardı. Derinden hissettiğim. Bunu da hep söylerim. Ciddi bir kalabalığa hitap etsem ne derdim diye düşünürdüm küçükken. Politikacı mı olacağım acaba derdim. Ya da sporla çok ilgileniyordum o sıralar ünlü bir futbolcu mu olacağım acaba diye düşünürdüm. Ama bunun yansıması üniversite yıllarında oyunculukla oldu. Kalabalıkla iletişim kurma şansını o zaman elde ettim.

Ünlü ve popüler olmanın sizde ki anlamı nedir?
Bunun bir anlamı var elbet ama insanın egosunu (olumlu taraftan bakarsak) yükselten bir durumdur. Kişi bu durumu kişisel zevklerine sınırlarsa o zaman günün sonunda hüsranla karşılaşabilir. Bu ün ve popülarite insanın bu durumu başarıyla sürdüreceğinin garantisini vermiyor. Dolayısıyla bunu sürdüren çok fazla insan yok gördüğümüz kadarıyla. Karşı taraftan aldığınız övgüleri yine karşı tarafa daha iyi sunabilmek için kullanabilirsek bunun son derece faydası var. Ben hiçbir zaman tanınıyor olmayı aleyhime kullanmadım. Bu çünkü önemli ve zor kazanılan bir durum. Ama kolayca da kaybedilecek bir durum. Ben eğer ünlü olmaktan mutsuzsam bir gün bile durmam, mesleği anında bırakırım.

Bir dergi röportajında pek çok hayat yaşadım demişsiniz. Bunlar deneyimler sanırım ama bunlar devam edecek mi? Pek çok hayat neye denk düşer?
Küçüklüğümden şimdiye gelene kadar çeşitli maddi manevi geçişlerim oldu, zorluklarla büyüdüm. Şimdi düşünüyorum ilkokula başlayan beş altı yaşındaki halinle kafa olarak aranda ne fark var desen zerre kadar fark yok derim. Ama gelmiş olduğum noktada çok fark var. Şunu hep otokontrol olarak içimde benimsemeye çalıştım. Günün ortasında hangi karaktere bürünürsen bürün bu hayatta iyi insan olmak, duyarlı ve faydalı olmak, ruh sağlığı yerinde bir insan olmak adına ne gerekiyorsa onu yapmalıyım diye düşündüm. 20’li yaşlarımda zevklerim başkaydı ona göre yaşıyordum, sonra hayatım değişti, insanlar beni başka yerlerde görmeye başladı ama ben hep aynıydım. Mutlu uyanabilmeye çalışan biriyim, öbür türlü bankada milyarların var ve mutlu uyanamıyorsan geçmiş olsun!

Kendinizi izler misiniz?
Diziyi izlemeye pek fırsat olmuyor genelde sette oluyorum. Ama izliyorum. İnsan kendisini izlemeyi pek sevmez herhalde. Kendimi çok eleştiriyorum, bundan da vazgeçmek istiyorum. Çünkü kendime de haksızlık ediyorum bazı zaman. Ama inandığım ve yapmaya çalıştığım tek bir şey var, samimi yapmaya çalışıyorum. Ben gerçekliğe çok yakın bir adamım.

baris-kilic-1

Sosyal medyayla aranız nasıl?
Teknolojiyle aram on üzerinden üç dörttür. Sosyal medyayla son zamanlarda haşır neşirim. Olumlu anlamda kullanmaya çalışıyorum. Yaptığım işin karşılığında insanlar iletişime geçmek istiyorlar. Onlara sesimi duyurabilmek, düşüncelerimi paylaşabilmek, onların sesini varsa eleştirilerini duyabilmek adına önemli benim için. Olumlu ya da olumsuz. Bu tür eleştirileri almaya açık birisiyim.Bunları ilk ağızdan duymak  adına ben sosyal medya kullanıyorum.

Son olarak neler söylersiniz?
Filmle ilgili tek bir şey diyeceğim. Filmi beğenir ya da beğenmezler ama şundan emin olsunlar tüm samimiyetimizle, hissiyatımızla ne anladıysak onu sunmaya çalıştık. Bir tek alt metni yok filmimizin. İzleyenler kendi hayatını irdeleme fırsatı bulacak. Yapamadıklarının peşinden koşmak yerine elinde avucunda ne var buna bakmayı tercih edecekler.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.