İran sineması: Gerçeğin en farklı acısı!


1979 yılında gerçekleşen İran devrimi, sinemanın yönünü ana hatlarıyla çiziyordu aslında. Humeyni sinemasız bir hayat düşünemediği söylüyordu söylemesine ama kameranın vizörünü fazlaca çeviriyordu kırsala, çocuğa kısacası kadından uzak her yere… ‘Biz sinemaya karşı değiliz, fahşaya karşıyız’ diyordu… Yani zinaya, fahişeliğe, bayalığa ya da bütün anlamıyla kadına…

Banu Bozdemir

Geçmiş zaman bu ya, Humeyni’nin sinemaya hepten karşı olmasını bir filmin engellediği söylenir. Dariush Mehrjui’nin 1969 yapımı İran Gav / İnek filmi… İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin İran Yeni Dalgası’na geçişi olan bu film Venedik’te ödül almış, ineğine bağlı bir adamın, o öldükten sonra kendisini inek gibi hissetmesini anlatan, minimal, pastoral bir yapımdır ve İran sinemasının önünü açar… Açabildiği kadarıyla… Propaganda ve aynı zamanda sansür amacıyla kullanılan sinema, kadını gör(e)mediği için çocuklara yönelmiş, saf, naif ve görsel açıdan zenginliğe vurmuştur kendini… İran sineması gerçekliğini arayan, buldukça daha cesurlaşan, minimal tatlardan vurucu hikayeler yaratan, sansürlü olmanın acısını daha geniş alanlarda çalışma imkanı yaratarak kırmaya çalışan bir sinema. İran sinemasına yönetmenler üzerinden bakmayı seçtik ve bir kez daha fark ettik ki isimleri farklı farklı yazılan ve telaffuz edilen başka bir ülke sineması daha yok!

Abbas Kiorastami
İran sineması deyince ilk akla gelen isimlerden. İran sinemasının yönünü belirleyen, İran yeni dalgasının içinde yer alan, mesleğe kısa filmlerle başlayan ve çokça kısa filmler çeken bir yönetmen. Arkadaşımın Evi Nerede İran sınırlarından taşan, bir çocuk üzerinden yürüyen minimal bir filmdir. Ülke sorunları, çocuk kahramanlar, doğa, yaşam sorgulaması, kader, ahlak Kiarostami’nin 2000’lere kadar gündeminde oldu. Ve Yaşam Devam Ediyor, Zeytin Ağaçlarının Altında ve Kirazın Tadı bu minvalde ilerleyen filmlerdi. 2000’lerde şehre geçiş sağlayan Kiarostami arabaların içinde geçen, kadın bakış açısına yönelen, diyalog yoğunluğu ve yoksunluğunu aynı oranda harmanladığı filmlere imza attı. Kadına ve sohbet etiği on kişiye dair, sosyal bir söylemi vardı filmin. Şirin’de Ferhat ile Şirin hikayesinden İranlı tiyatrocuların özgün yorumlarını kapsayan bir filmdi. Yönetmenin son filmi Aslı Gibidir tamamen uluslararası standartlara sahip, Juliette Binoche başrolde, bir aşk hikayesi… Herhangi bir yerde, herkesin başına gelebilecek bir hal diyor Kiarostami filmi için… Kiarostami’nin kendine has bir tarzı vardır, mükemmeliyetçi ve inatçıdır, ülkesini iyi tanır, belirsizlik hamlesini iyi yapar, minimal basitlik onda karmaşıklıktır aynı zamanda. Gerçeklik onun sanatından beslenir… İran sinemasının en önemli adamıdır, çömezlere yol açıp, festivallerde bir İran sineması dalgası yaratmıştır.

Mohsen Makhmalbaf
İran sinemasının bir diğer mihenk taşı. O da İran yeni dalgasıyla sinemaya giriş yapmıştır. Filmleri bireylerden topluluklara uzanır, günlük yaşam, çocuklar, politika onun filmlerinde de minimal bir ezgiyle buluşur. Onun uzun sinemasal yolculuğu 1982 yılında çektiği ‘Nasouh le Repentant’ ile başladı. Onun politik yönü Boykot’la anlam kazandı, ‘acımasız olanın kendisi değil sinema’ olduğunu söylediği Selam Sinema, sinema ve insan psikolojisinin uçları üzerine belgesel bir güzelleme, genelleme… 1996 yapımı Gabbeh / Halı, Makhmalbaf sinemasında daha fantastik bir çizgide durur, halıdaki desen canlanır… 2001 yapımı Kandahar yönetmenin en ses getiren filmlerinden. Afganistan’da yaşayan ve kendini öldürmeye kararlı kız kardeşine ulaşmak için Kanada’dan yollara düşen Nafas’ın yolculuğu… Belgesel, düşler ve panorama… Sessizlik / Sokout  yönetmenin içinden gelen kopup gelen bir çığlık adeta… Gözleri kör bir çocuk üzerinden iç sesimize, dünyamıza uzanıyor yönetmen… Metoforik bir anlatımı seçen Makhmalbaf Sex ve Philospohy / Seks ve Felsefe’de kadın ve erkek ilişkilerini, kadının ve erkeğin ayrı ayrı kendini sorgulamasının üzerine gidiyor yani İranlı sinemacıların çoğu gibi sonradan rahatlıyor kamerasının yönünde…  Yönetmenin Bir Zamanlar Sinema filmi ise ironik ve komik diliyle bir Şarlo anması yapıyor. Ülkenin Şarlo’ya benzeyen ilk sinemacısı ile, onun gösterdiği filmdeki bir kadına tutulan Şah’ın, İran sinemasının tarihini kat eden şaşırtıcı ve fantastik yolculuğunu sunuyor. 1990 yapımı Yakın Plan ise, Mohsen Makhmalbaf adını kullanarak zengin bir aileden para sızdırmaya kalkan ve sonrasında tutuklanan bir adamın gerçek öyküsünü anlatıyor. Makhmalbaf olmak belki de o kadar kötü bir şey değil! Karısı ve iki kızı da yönetmen…

Cafer Panahi
Yakın bir zamanda İran’ın şimdiki politikasına ve bakış açısına yakalanan bir sinemacı. Yasaklı, vize problemleri yaşayan, tartaklanan ama yılmayan bir sinemacı… Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın Haziran 2009’da yeniden seçildiği Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından başlayan gösterilerle ilgili bir film hazırlamakla suçlanan ( ve neredeyse iki ay hapis yatan) yönetmen yeni dalganın etkili bir diğer ismi. Yönetmenin 1995 yapımı filminde kamera küçük bir kız çocuğunun üzerinde ister istemez. Onun tek başına hayatla tanışması üzerine güzel film. Ayna, Altın Lale alan bir yapım ve küçük bir kızın tek başınalığı üzerinden gidiyor yine… Bu kez tek başına olma trajik oluyor, küçük kızın kamera önünde sabrı sınanıyor, film gerçek ve kurmaca arasında gidip geliyor… Altın Aslan ödüllü Daire, ülkesinde yasaklandı, kadınların dünyasına cesurca uzandı. Kadınların gözünden yaşanan bir kısırdöngüyü anlatan, çıkışsızlığa uzanan, kadın olmanın zorluklarına değinen film gerçekten de çarpıcı. Kanlı Altın zengin ve yoksul ayrımına bir emekçi üzerinden bakıyor, yıkıcı boyutu işliyor, yasaklanması tarzını iyice biliyor Panahi’nin… Yönetmenin son ve ödüllü filmi Offside yine kadın ve erkek üzerinden bakıyor ve ironiyi konuşturuyor. Kadınların canı futbol maçı izlemek isterse sorusundan yola çıkıyor ve çözümü de ona göre sunuyor… Panahi İran’ın içinden kadına ve çocuklara bakmaya çalışan yasaklı bir yönetmen…

Majid Majidi
İran sinemasının politik kanadını temsil eden yönetmen diyebiliriz. Emek ve emekçi kavramı, sanatsal ve dini döngüler filminin başlıca unsurlarıdır… En çok bilinen filmi Cennetin Çocukları bir ayakkabı üzerinden dönen mahrumiyeti ve ihtiyaç olgusunu anlatır. Öyle ki kaybolan ayakkabı yüzünden çocuklar okula vardiyalı gitmek zorunda kalır. Bir diğer film Serçelerin Şarkısı ise işitme cihazı üzerine kurulu. Hayati değer taşıyan bu küçük nesne, suya düşünce ailenin bütün dengesi bozulur, babanın para kazanmak için yapmadığı iş kalmaz. Baran şantiyede geçer, kaçak işçi sorunu, iş kazaları yine sonraki olayları etkileyecek detaylar olarak kullanılır. Ama ayağı kırılan babasının yerine geçen Afgan kızının hikayesiyle başka yöne kayan filmin içindeki aşk bütün olumsuzluklara set çeker adeta. Cennetin Rengi’nde babasının gönül gözü olan kör bir çocuğu, Baba’da ise üvey baba – oğul ilişkisini anlatır, Majid Majidi sineması bir nevi Yılmaz Güney havası yaratır beyazperdede…

Bahman Ghobadi
Ülkemize sıkça gelip giden, en son Antalya Film Festivali’nde uluslar arası yarışmanın jüri başkanı olan Ghobadi daha çok Kürt kimliğiyle ön plana çıkıyor. Antalya’ya geldiğinde filminde oynatmak için Türk oyuncu bakan yönetmenin sınırda geçen filmi Sarhoş Atlar Zamanı çocukların sinemadaki gücünü bir kez daha ortaya koymuştu. Bu filmle birçok ödül kazanan yönetmen Samira Makhmalbaf’ın etkili filmi Kara Tahta’da tahtasını sırtında taşıyan öğretmeni oynamıştı. Yine savaşı, yoksulluğu ve acıyı çocuklar üzerinden anlatan bir film Kaplumbağalar da Uçar… Mayınlarda yiten organlar, yaşamlar çocukların yaşama tutunma gayretleri, etkili sinema dili… Yarım Ay yurtsuzluk kavramının Ghobadi’de karşılık bulmuş hali, müzikle besleniyor sıkça… Yönetmenin müzikle beslenen bir diğer filmi ise Gomgashtei dar Aragh / Annemin Ülkesinin Şarkıları. Bir grup İranlı Kürt müzisyenin İran-Irak savaşı sırasında bulmaya çalıştığı sihirli sesli şarkıcı üzerine esprili bir yol filmi. Ghobadi’de ülkesinin, geleceğinin ve çocukların peşinde başarılı bir sinemacı.

Behram Beyzai
Bir polis sorgusu sonrasında ‘filmlerinizle ilgili soru sordular mı’ diyen basın mensuplarına ‘onların benim film yaptığımdan haberleri yok’ diye karşılık veren, uzun süre yasaklı kalan yönetmenlerden. Bir kadın yönetmen olmanın gücüyle kamerasını güçlü kadınlara yöneltti çoğunlukla. 1975’te Yabancı ve Sis Cannes’da gösterildi, Karga kaybolan bir kızdan yola çıkarak, kadının yerini sorguladı toplumda ve her yerde. Yönetmenin önemli filmlerinden biri Küçük Gariban Bashu İran ve Irak savaşı zamanında geçiyor. Kocası savaşta olan Ney ile bahçesine saklanan Bashu’nun hikayesini anlatıyor. Dil farklılığı ve çevresel baskıları ortadan kaldıran Ney’in cesur halidir perdeye yansıyan. İran sinemasının kadın ve çocuk yönü burada da ön planda.  Misafirler daha fantastik boyutları olan, kadınların gerçek istek ve fikirlerinin toplumsal dayatmalara kurban gittiği yönünde. Düğün ve cenaze, acılar ve mutluluklar birbirine karışır bu filmde…

Rakshan Ben-i Etamed
Adı  Tahnimeh Milani ve Samira Makhmalbaf ile İran’ın en çok kadın yönetmenleri arasında geçer. Batı dünyasının yakından tanıdığı bir isimdir, daha çok kentli kadınları anlatır filmlerinde. 1995 yılında çektiği  Rousari-abi / Mavi Çarşaflı filmi, başroldeki kadını ayaklarının çıplak görünmesi nedeniyle dört ay gösterim izni alamamıştır. Sonra o sahne çıkarılmış ve en çok izlenen filmlerden biri olmuştur. Konusu yaşlı yalnız bir adam ve genç bir kadının aşkı üzerine… Mayıs Kadını, çalışan, boşanmış ve oğluyla yaşayan bir kadının tekrar evlenme isteğinin takıldığı zorlukları anlatıyor. Zorluklardan birisi de oğludur. Film sıkışmış bir kadının çıkış yolunu bulma isteğini anlatıyor. Gilaneh savaş sonrası çaresizliği, yaşlı bir kadın üzerinden veriyor bu kez. Şehrin Teni Altında ise yoksul bir ailenin yaşama tutunma hallerini bir hayli dramatik anlatan bir film.

Amir Naderi
1946 doğumlu Amir Naderi’yi uluslararası üne kavuşturan Koşucu, yarı otobiyografik bir film. Terk edilmiş bir gemide yaşayan, okuma, yazma bilmeyen, hiperaktif bir çocuğun koşma, öğrenme, yolculuğa çıkma tutkusunu anlatan, etkileyici sahnelerle dolu filmde, fiziksel öğelerin kullanımı kimi zaman öykünün önüne geçecek kadar temel bir izleğe dönüşüyor. Kiarostami’nin, “İran onu kaybetti, umarım bizim kaybımız Amerikan Sineması’nın kazancına dönüşür” dediği Naderi, on yılı aşkın bir süredir Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşıyor.

Bahman Farmanara
Ülkesini yaşayamayan yönetmenlerden biri de Farmanara’dır. Müzik ve sinema üzerine eğitim aldı, ülkesine dönüp film çekti ama sansür hemen arkasından geldi. İlk uzun metrajlı filmi Khaneye Ghamar Khanum’u çekti ama filmleri sansüre uğradı, gösterime girmedi… Hatta filmlerinin kayıp olduğunu söylenir. 1980’de Kanada’ya yerleşti, film dağıttı, film çekmedi uzun yıllar. Ta ki İran yönetiminden izin alarak Kafurun Kokusu Yaseminin Rahiyası’nı çekene kadar… Filmde ülkesinde film çekemeyen bir adamın ruh hali vardır, ruh hali onu ülkesindeki cenaze törenleri üzerine bir belgesel çekmeye iter ve ülkesinin farklı bir yanını görür… Farmara’nın filmin başındaki şu sözü yasaklı bir yönetmenin ruh hali olarak gerçekten de dikkate değer… ‘Ölümden korkmuyorum. Beyhude geçen bir hayattan korkuyorum’ der yönetmen…

Samira Makhmalbaf
Mohsen Makhmalbaf’ın 80 doğumlu kızı. Sinemaya babasının çektiği Bisikletçi filmiyle oyuncu olarak başladı. 17 yaşında ilk filmi Elma’yı çekti, uluslar arası arenada tanınması hemen arkasından geldi. 11.09.01 filminin 11yönetmeninden biri oldu, olayı bir dünya sorunu olarak ele aldı. Karatahta’da öğrencisini arayan öğretmenin hayatını anlattı. İran’da kadın olmanın zorluklarının yanı sıra Ortadoğu’daki kadın ve çocukların sorunlarını da es geçmedi. Öğleden Sonra Saat Beş filminde okuyup büyük bir devlet kadını hayalleri kuran Nogreh’yi anlatıyor. Mizah ve şairane anlatım da peşinden geliyor. Son filmi İki Bacaklı At yoksulluğun en derinden hissedildiği bir ortamda geçiyor. Mirvais sakat bir çocuğun atı olup onu taşımaya başlar ama işler umduğu gibi gitmez, küçük patron onu zorlamaya başlar. İki çocuk arasında yaşanan farklılaşma beyazperdeye etili bir biçimde yansıyor. Makhmalbaf bugüne kadar filmleriyle birçok ödül aldı, jüri üyesi oldu.

Tahmineh Milani
1960 Tebriz doğumlu kadın yönetmen dört kez idam istemiyle yargılanıp, ülkesinden ayrılmayan ve film çekmeye devam eden bir yönetmen. ‘Kadın erkek eşitliğine inandığım için film yapıyorum’ diyen yönetmen zor olanı sürekli deniyor ve kadınların sıkıntılı iç dünyalarını anlatmaya çalışıyor. Nimeh Panhan / Gizli Yarım adlı filminde 1979 olaylarını anlattı, karşı devrimcileri desteklediği iddiasıyla ölüm cezası aldı, Coppola ve Scorsese savunmasına yardımcı oldu, salındı ama hakkındaki suçlar hala devam ediyor. 1990’da çektiği Ah Masalı onu dünyaya feminist bir yönetmen olarak tanıtan filmi oldu, Yine Ne Yaptın Milani’nin baskılara boyun eğmeyen yapısını, Beşinci Tepki kadınların aile ve toplum baskısına karşı verdikleri tepkiyi anlatıyor. İstenmeyen Kadın ise birlikte görülen evli olmayan çiftlerin başlarına gelenler ve kadınların tek başına hareket edememeleri üzerine… Milani cesur anlatımıyla dikkat çeken, feminist ve güçlü bir kadın yönetmen.

Hana Makhmalbaf
Mohsen Makhmalbaf’ın 1988 doğumlu küçük kızı. Bir aile mesleği olan yönetmenlik onun da yeteneğini ortaya koyuyor. Utanç , küçük Baktay’ın okula gitmek için neler yaptığını anlatıyor. Senaryosu yönetmen olan annesi Marziye Meşkini tarafından yazılan film, gerçekten de etkili anlatımıyla kadın olmanın, küçük bir kız olmanın, erkekler tarafından ezilmenin altını belirgin bir biçimde çiziyor. Yani yeni ve eski nesil sinemacılar İran ve kadın gerçeğini hala çözümsüz bir alan olarak sinemaya yansıtıyor.

Mania Akbari
1974’te İran’da doğdu. Sanat yaşamına 1991’de resimle başlayan Akbari, İran’da ve yurtdışında sergilere katıldı. 2000’de sinemaya görüntü yönetmenliği yaparak başladı ve yönetmen asistanlığı yaparak devam etti. 2002’de Abbas Kiarostrami’nin On adlı filminde başrol oynadı. 2003’te çekilen Crystal adlı belgeselin yönetmenlerinden biri olan Akbari, yine aynı yıl dört tane video art işi çekti: “Benlik”, “Baskı”, “Günah” ve “Kaçış”. 20 Parmak, Akbari’nin ilk uzun metraj çalışması. O da ülkesinde gösterime giremedi. Ülkesindeki filmlerin neye göre yasaklandığını bilmediğini söylüyor. 20 Parmak ülkesinin koşullarına çok cesur bir film, dijital kamerayla çekilmiş ve yedi çiftin namus, bekaret, zina ve eşcinselliğe bakış açısını anlatıyor… Ve anında da yasaklanıyor!

Marziye Meşkini
“Film yapmanın insanlığın acılarını bir nebze olsun hafifletmenin bir yolu olduğunu öğrendim” diyen yönetmen Mohsen Makhmalbaf’ın eşi. Meşkini’nin ilk uzun metrajlı çalışması olan Kadın Olduğum Gün üç farklı yaş grubundaki kadınların isteklerini, yaşadıkları toplumsal baskıları ve çatışmaları anlatıyor. 2003 yılında Afganistan’da çekilen Şaşkın Köpekler Meşkini’nin ikinci uzun metrajlı filmi. Çocukların bir köpeği sahiplenmesini anlatan film, savaşın insanlar üzerindeki ezici baskısını, politik bir dille anlatıyor.

 

3 yorum

  1. Hana Mahmalbaf’ın bir filmi o. haklısınız Cafer Panahi’nin adının altına denk gelmiş… Çok güzel bir filmdir, vizyona girmişti, festivallerde gösterilmişti. Ama şimdi bilemedim…

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.