İstanbul Film Festivali 30 yaşında!

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen ve festival sponsorluğunu 7 yıldır AKBANK’ın üstlendiği İstanbul Film Festivali’nin otuzuncusu, 2-17 Nisan tarihlerinde yapılacak. Geçen yıl 150 bin izleyiciyle yine Türkiye’nin en büyük sinema etkinliği olan İstanbul Film Festivali’nin programı her zaman olduğu gibi oldukça zengin.

21 bölümde 230 filmin gösterileceği Festival, otuzuncu yılına özel retrospektif bölümlerin yanı sıra, ocak ayında Sundance ve şubatta Berlin film festivallerinde dünya prömiyerlerini yapan yepyeni filmlerden, Uluslararası Altın Lale, Ulusal Altın Lale ve FACE İnsan Hakları yarışmalarına, belgesellerden çocuk filmlerine kadar geniş bir yelpazeye uzanan programıyla izleyicilerle buluşacak.

30 yıldır İstanbullu sinemaseverleri dünya sinemasının en seçkin filmleri, yıldız oyuncuları ve usta yönetmenleri ile buluşturan İstanbul Film Festivali her zaman olduğu gibi sinemayla dolu iki hafta vaat ediyor.

30. İstanbul Film Festivali, 1 Nisan Cuma akşamı Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapılacak açılış töreniyle başlayacak.

FESTİVAL BİLETLERİ NE ZAMAN, NEREDE?

İstanbul Film Festivali biletleri 19 Mart Cumartesi günü satışa çıkıyor. Sinemaseverler biletlerini Beyoğlu’nda Atlas ve Beyoğlu, Kadıköy’de Rexx sinemalarında açılacak gişelerden ve Biletix kanallarından satın alabilecek.

Bu yıl da izleyicilerine çok uygun fiyatlarla film izleme olanağı sunan festivalde bilet fiyatları, tam 12 TL, öğrenci ile 65 yaş ve üstü sinemaseverler için 8 TL olacak.

Hafta içi gündüz seansları ise yalnızca 4 TL. Akbank Galaları’nın bilet fiyatları 15 TL. Festivalin Türk Sineması bölümünde yer alan filmler için de bilet fiyatı tüm seanslarda yine 4 TL. 30. yıl şerefine, 19 Mart-1 Nisan arasında 30 ve üzerinde bilet satın alacak sinemaseverler için %10 özel indirim uygulanacak.

Lale Kart sahipleri her zaman olduğu gibi yine biletlerini öncelikli ve indirimli almaya devam ediyor. Üniversite ve lise öğrencileri için geçtiğimiz yıl başlatılan PasoFilm! Kartı bu sene de festival boyunca özel avantajlar sağlamaya devam edecek. Festival Sponsoru AKBANK’ın Axess kart sahipleri ise (hafta içi gündüz seansları ve Türk filmleri hariç) Festival boyunca satın alacakları biletlerde %20 özel indirimden yararlanacak.

FESTİVAL SİNEMALARI

Festivalin gösterimleri Beyoğlu’nda Atlas, Beyoğlu AFM Fitaş 1 ve 4, Beyoğlu, Nişantaşı CityLife (City’s), Pera Müzesi sinemaları ile Kadıköy’de Rexx sineması olmak üzere toplam 7 salonda yapılacak.

FESTİVAL’İN BASIN VE KONUK AĞIRLAMA MERKEZİ

30. İstanbul Film Festivali’nin basın ve konuk ağırlama merkezi bu yıl da Akbank Sanat olacak. Teknosa, festivale akredite olan tüm basın mensuplarına açık olan Basın Merkezi ve festivale gelen konuklar için hazırlanan Konuk Ağırlama Merkezi’ne teknoloji desteği vermeyi bu yıl da sürdürüyor.

FESTİVAL’İN SİNEMA ONUR ÖDÜLLERİ

İstanbul Film Festivali’nin Sinema Onur Ödülleri bu yıl Türk Sineması’na imzasını atan dört büyük isme veriliyor: Yönetmen Yusuf Kurçenli, görüntü yönetmeni Ertunç Şenkay ve Türk Sineması’nın unutulmaz isimleri Metin Akpınar ile Zeki Alasya. Sanatçılara ödülleri 1 Nisan Cuma akşamı Lütfi Kırdar Sergi ve Kongre Sarayı’nda yapılacak Açılış Töreni’nde takdim edilecek. Yusuf Kurçenli’nin benzersiz filmlerinden Karartma Geceleri ve Zeki Alasya ile Metin Akpınar’ın başrollerinde oynadığı Zeki Ökten imzalı Güle Güle de festival kapsamında gösterilecek.

Son filmiyle, şubat ayında Berlin Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü kazanan, yapıtları ve yaklaşımıyla başta Gus Van Sant olmak üzere çağdaş ve bağımsız sinemayı etkileyen, “sinemanın filozofu” Béla Tarr da festivalin Açılış Töreni’nde Sinema Onur Ödülü’nü almak üzere İstanbul’da olacak. Usta yönetmenin son filmi Torino Atı da festival programında Dünya Festivalleri’nden bölümünde yer alıyor.

İstanbul Film Festivali’nin 30. yılını kutlaması vesilesiyle arşiv niteliği taşıyan özel bir kitap hazırlandı. “30: 20 Yönetmenden 30 Yıl” adlı kitapta, festivalin kişisel tarihimizde oynadığı rol, festivalle büyümüş, sinemayı bu festival sayesinde keşfetmiş 20 yönetmenin gözünden anlatılacak. Kitapta, sinemamızda son dönemde uluslararası başarılara imza atmış bu yönetmenlerin, İstanbul Film Festivali’nde izlediği ve etkisinde kaldığı birer film üzerine yazdıkları yazıların yanı sıra, yerli ve yabancı film eleştirmenlerinin, bu yönetmenlerin sinema sanatıyla seçilen film arasındaki bağlantıyı konu alan değerlendirme yazıları ve festivalin otuz yıllık serüveninin anlatıldığı söyleşiler yer alıyor.

Fotoğrafçı Muhsin Akgün tarafından, 20 yönetmenin Beyoğlu’ndaki Emek, Atlas, Beyoğlu, Sinepop ve Yeşilçam sinemalarının farklı yerlerinde çekilen fotoğrafları ise hem kitapta yer alacak hem de 19 Mart Cumartesi gününden itibaren Festival bitimine kadar Atlas Pasajı’nda sergilenecek.

Sinemaseverler için benzersiz bir kaynak ve festivalin 30 yılına dair bir rehber olacak bu kitap, festivalin ilk günü olan 2 Nisan Cumartesi tarihinden itibaren Festival mekânlarından ve İKSV Tasarım Mağazası’ndan temin edilebilir.

30. Yıl Özel Bölümü: “Film Gibi 30 Yıl”

Festival programında, Festivalin 30 yıllık geçmişinde gösterilen filmlerden özel bir seçki de yer alıyor. 19 yönetmenin Festivalin 30. Yıl kitabı için seçtiği 19 film, festival programında özel bir bölüm kapsamında izleyicilerle buluşuyor. Festivalin büyüttüğü 19 yönetmenin hazırladığı bu bölümle sinemaseverler de bu yönetmenlerin İstanbul Film Festivali’nde keşfettiği, tanıdığı usta yönetmenlerin filmlerini bir kez daha izleyebilme fırsatı yakalayacak. Festivale altı yıldır destek veren Digiturk, bu yıl “Film Gibi 30 Yıl” bölümüne Moviemax Festival kanalı ile sponsor oldu.

“Film Gibi 30 Yıl” bölümü kapsamında gösterilecek filmler şunlar:

 

  • Çığlık / Michelangelo Antonioni (Zeki Demirkubuz’un seçimi)
  • Güz Sonatı / Ingmar Bergman (Yeşim Ustaoğlu’nun seçimi)
  • Yaban Çilekleri / Ingmar Bergman (Pelin Esmer’in seçimi)
  • Kötü Kan / Léos Carax (Durul ve Yağmur Taylan’ın seçimi)
  • Keyif Evi / Terence Davies (Çağan Irmak’ın seçimi)
  • 8½ / Federico Fellini (Uğur Yücel’in seçimi)
  • Edmond / Stuart Gordon (Ümit Ünal’ın seçimi)
  • Dantelci Kız / Claude Goretta (Handan İpekçi’nin seçimi)
  • Narayama Türküsü / Shohei Imamura (Kazım Öz’ün seçimi)
  • Mavi / Derek Jarman (Aslı Özge’nin seçimi)
  • Cennetten De Garip / Jim Jarmusch (Mahmut Fazıl Coşkun’un seçimi)
  • Çöl İşaretçileri / Nacer Khemir (Tayfun Pirselimoğlu’nun seçimi)
  • Rüzgâr Bizi Sürükleyecek / Abbas Kiarostami (Seyfi Teoman’ın seçimi)
  • Öldürme Üzerine Küçük Bir Film / Krzysztof Kieslowski (Reis Çelik’in seçimi)
  • Shoah / Claude Lanzmann (Derviş Zaim’in seçimi)
  • Bataklık / Lucrecia Martel (Reha Erdem’in seçimi)
  • Kanlı Düğün / Carlos Saura (Serdar Akar’ın seçimi)
  • Mefisto / Istvan Szabo (Hüseyin Karabey’in seçimi)
  • Andrey Rublev / Andrei Tarkovski (Semih Kaplanoğlu’nun seçimi)

Bölüm kapsamında Derviş Zaim’in seçtiği, bir anıt niteliğindeki Shoah filminin yönetmeni Claude Lanzmann, özel bir söyleşiyle Festivalin konuğu da olacak. The New York Times’ın deyimiyle “dünyanın Holokost’a bakışını değiştiren” isimlerden Claude Lanzmann, 10 Nisan Pazar günü saat 14.00’te Salon’da özel bir söyleşi verecek.

30. YIL BLOGU: FİLMGİBİ30YIL.COM

Festivalin 30. yılına özel sürprizlerinden biri de geçmişten günümüze tüm festival seyircilerini buluşturan “Film Gibi 30 Yıl” blogu oldu. www.filmgibi30yil.com adresinden şubat ayında yayına başlayan
30. Yıl blogunda, festival severler festivalle ilgili anılarını paylaşıp, eski biletlerinden fotoğraflarına birçok hatırayı sergileme, festival sayesinde edindikleri arkadaşlardan, dinleme fırsatı buldukları yönetmenlerden, keşfettikleri filmlerden bahsetme fırsatı buldu. Büyük ilgi gören festival blogu, takipçilerini festival anılarını tazelemeye davet ettiği kadar, onlara sürpriz hediyeler kazanma imkânı da sunuyor. Festival sonuna kadar yayında kalacak olan 30. Yıl blogunda, 30 yıl boyunca hayatlarımızın sinemayla nasıl zenginleştiğini bu kez, ilk gününden beri inanılmaz destekleriyle İstanbul Film Festivali’nin bugünlere gelmesini sağlayan sadık izleyicilerinin ağzından dinleyeceğiz.

30. YILA ÖZEL BİR DÜNYA PRÖMİYERİ:

CLAIRE DENIS VE TINDERSTICKS “SİNE-KONSERİ”

İstanbul Film Festivali, 30. yılında sinema ve müzik dünyasının önde gelen iki ismini bir araya getiren benzersiz bir projeye de ev sahipliği yapacak. Fransız sinemasının en özgün auteur yönetmenlerinden Claire Denis ve filmlerinde sık sık beraber çalıştığı İngiliz rock grubu Tindersticks’i aynı sahnede buluşturacak Tindersticks: Claire Denis Film Müzikleri 1996-2009başlıklı konserin, dünya prömiyeri 30. İstanbul Film Festivali kapsamında, 11 Nisan Pazartesi akşamı saat 21.00’de Fulya Sanat Merkezi’nde yapılıyor.

Claire Denis’nin filmlerinden görüntüler eşliğinde yapılacak bu özel konserin biletleri Biletix satış kanalları ve İKSV’den satılıyor. Konser biletleri, 19 Mart tarihinden itibaren festival biletleriyle beraber Beyoğlu’nda Atlas ve Beyoğlu ile Kadıköy’de Rexx sinemalarından temin edilebilir. Bilet fiyatları,
80 TL, 50 TL ve 30 TL (öğrenci).

İstanbul Film Festivali takipçilerinin yakından tanıdığı ve geçtiğimiz yıllarda Festivalin konuğu olarak İstanbul’a gelen Claire Denis, bu yıl ayrıca Altın Lale Uluslararası Yarışma Jürisi’nde de yer alıyor. Denis, festivalin ikinci haftasında gösterilecek yarışma filmlerini izlemek üzere İstanbul’da olacak. Tindersticks’in müziklerini yaptığı beş Claire Denis filmi de festivalde izleyiciyle buluşacak. Claire Denis – Tindersticks: Müzik ve Film başlıklı bu bölümde, Denis’nin ilk kez Tindersticks’le çalıştığı 1996 yapımı Nenette ile Boni’nin yanı sıra Her Gün Başka Bir Bela / Trouble Every Day, Davetsiz / L’intrus, 35 Tek Rom / 35 Shots of Rum ve Beyaz İnsan / White Material filmleri yer alıyor.

FESTİVALDE ALTIN LALE HEYECANI

  • Uluslararası Yarışma30. İstanbul Film Festivali’nin “Uluslararası Yarışma” bölümünde Altın Lale için, sanat ve sanatçı temasını işleyen ya da edebiyat uyarlaması olan 12 film yarışacak. Geçtiğimiz yıldan itibaren Şakir Eczacıbaşı anısına verilmeye başlanan Uluslararası Yarışma Altın Lale Ödülü, bu yıl da Eczacıbaşı Topluluğu tarafından verilecek 25.000 Avro’luk para ödülüyle destekleniyor. Bu ödülün 10.000 Avro’su birinci gelen filmin yönetmenine, 10.000 Avro’su filmin Türkiye’deki dağıtımını üstlenecek firmaya, 5.000 Avro’su da Jüri Özel Ödülü alan filme verilecek.

Uluslararası Yarışma filmleri, Altın Lale ödülü için festivalin ikinci haftasında izleyiciler ve uluslararası jürinin huzuruna çıkacak. 30. İstanbul Film Festivali Altın Lale Uluslararası Yarışma Jürisinin başkanlığını bu yıl ünlü yönetmen Claire Denis üstleniyor.

Yeşil Papaya’nın Kokusu ve Bisikletçi filmlerinin yönetmeni Tran Anh Hung tarafından sinemaya uyarlanan İmkânsızın Şarkısı / Norwegian Wood Altın Lale Ödülü için yarışacak filmlerden. Japon yazar Haruki Murakami’nin aynı adlı romanından uyarlanan ve yazarın sinemaya aktarılan ilk büyük yapıtı olan film, 1960’ların sonlarında Tokyo’da geçen, adını aldığı Beatles şarkısı gibi, aşk, ölüm, masumiyetin kayboluşu, kalp kırıklığı ve cinselliğin uyanışı üzerine. Yönetmen Tran Anh Hung, Festival’e katılmak üzere İstanbul’a gelecek.

Ola Simonsson ve Johannes Stharne Nilsson’ın geçtiğimiz yıl Cannes’da Genç Eleştirmenler Ödülü’nü kazanan filmi Yaşamın Ritmi / Sound of Noise aşk, delilik ve müzikle ilgili, neşeli ve hareketli bir kent komedisi… Filmin kahramanı müzikten nefret eden bir polis komiseri, peşinde olduğu ise şehri bir enstrüman gibi kullanan müzik teröristleri.

 

Michael Winterbottom’ın altı bölümlük İngiliz komedi dizisi Yolculuk / The Trip’i uzun metraj olarak yeniden kurguladığı son filmi gurme bir yol hikayesi. The Guardian tarafından “TV’deki en komik şeylerden biri” olarak tanımlanan Yolculuk, bir gazetenin yeme-içme sayfasında konuk yazarlık yapmaya başlayan bir adamın arkadaşıyla beraber İngiltere’nin kırsal bölgelerindeki yolculuğunu konu alıyor. Başrollerdeki, Steve Coogan ve Rob Brydon Altın Lale ödüllü Uyduruk Bir Öykü’de olduğu gibi yine kendilerini oynuyorlar. Winterbottom’ın İçimdeki Katil adlı filmi de festivalde Akbank Galaları kapsamında gösterilecek.

Polytechnique’in Kanadalı yönetmeni Denis Villeneuve tarafından Wajdi Mouawad’ın ünlü oyunundan sinemaya uyarlanan İçimdeki Yangın / Incendies, Altın Lale için yarışacak filmlerden. En İyi Yabancı Film dalında Oscar adayı olan film, geçtiğimiz yıl birçok festivalden ödülle döndü. Abu Dabi’de En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan Lubna Azabal’in başrolünde oynadığı film Lübnan’a doğru yola çıkan ikiz kardeşlerin hikâyesini izlerken iç savaşın en karanlık anlarını irdeliyor.

2001’de Wojaczek ve 2008’de Cam Dudaklar ile festival izleyicilerinin yakından tanıdığı Lech Majewski’nin son filmi Değirmen ve Haç / The Mill and the Cross, ünlü Flaman ressam Bruegel’in 1564 yılında yaptığı eşsiz “Calvary Yolu” tablosunu, içinde yer alan 500’den fazla kişi arasından 12’sini izleyerek inceliyor. Oyuncu kadrosuyla ve teknik yetkinliğiyle dikkatleri çeken yapımda Altın Küre ödüllü Rutger Hauer, İngiliz oyuncular Charlotte Rampling ve Michael York’u başrollerde izliyoruz. Majewski festivalde izleyicilerle buluşacak yönetmenlerden.

Uluslararası Yarışma’da Altın Lale Ödülü için Türkiye’yi Seyfi Teoman’ın Şubat ayında Berlin’de yarışan son filmi Bizim Büyük Çaresizliğimiz temsil edecek. İlk filmi Tatil Kitabı ile büyük bir çıkış yakalayan Seyfi Teoman’ın Barış Bıçakçı’nın romanından uyarladığı son filmi günümüzde bulunması zor bir dostluğu anlatıyor.

Uluslararası Yarışma’da Altın Lale için yarışacak diğer filmler şunlar:

  • Mikrofon / Microphone / Ahmad Abdalla / Mısır
  • Elisa K / Jordi Cadena, Judith Colell / İspanya
    • Pupupidu / Nobody Else But You / Gérald Hustache-Mathieu / Fransa
    • Rio Seks Komedisi / Rio Sex Comedy / Jonathan Nossiter / Fransa-Brezilya
    • Faydalı Hayat / A Useful Life / Federico Veiroj / Uruguay-İspanya
  • Fabrikadaki Piyano / The Piano in a Factory / Zhang Meng / Çin

Yarışma Dışı
Ünlü opera yönetmeni Kasper Holten’ın imzasıyla, Mozart’ın Don Giovanni operasının çağdaş versiyonu Juan, yarışma dışı gösterilecek. Kadınlardan hem çok hoşlanan hem de tiksinen, avını önce baştan çıkarıp sonra terk etmekten haz duyan kalpsiz bir çapkının öyküsünü anlatan filmde Juan’ı canlandıran ünlü bariton Christopher Maltman’a Danimarka Dönem Enstrümanları Topluluğu Concerto Copenhagen eşlik ediyor.

Fernando Trueba, Javier Mariscal ve Tono Errando’nun yönetmenliğini üstlendiği Chico ile Rita yetenekli bir piyanist ile egzotik danslar yapan güzel bir şarkıcının 1948’lerin Havana’sından günümüz New York’una sıçrayan aşk hikâyesini anlatıyor. John Coltrane, Nat King Cole, Tito Puente ve piyano ilahı Bebo Valdes gibi Amerikalı ve Kübalı efsanelerden parçalar içeren film, Küba müziklerinin ve sokakları, barları, kulüpleri ve arabalarıyla Havana’nın keyfini çıkarmak isteyen sinemaseverler için eşsiz bir fırsat. Trueba’nın Calle 54 adlı müzikal belgeseli büyük ses getirmiş, El baile de Victoria / Balerin ve Hırsız da festivalde gösterilmişti.

Oyuncu ve yönetmen John Turturro’nun yarışma dışı gösterilecek son filmi Tutku / Passion, Napoli sokaklarında geçen bir müzik serüveni… Dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yapan film, birçok amatör ve profesyonel yorumcunun performansını arşiv görüntüleriyle harmanlayarak, hem Napoliten müziğinin hem de şehrin bir portresini çizen yarı belgesel, yarı müzikal bir film.

Wim Wenders 2009 yazında ölen büyük Alman koreografın nefes kesen eşsiz sanatını 3 boyutlu olarak beyazperdeye taşıyor. Tanztheater Wuppertal Pina Bausch topluluğuyla üç boyutlu olarak çekilmiş bu uzun metraj dans filmi Pina, izleyiciyi bedensel ve görsel olarak büyüleyici bir keşif yolculuğuna ve efsanevi topluluğun sahnedeki yeni boyutuna davet ediyor. Wenders, dansçıları sahnenin dışında, otuz beş yıldan uzun süre Pina Bausch’un yaratıcılığının yuvası ve merkezi olan Wuppertal şehrinde ve onu kuşatan endüstriyel peyzajda da takip ediyor.

  • Ulusal Yarışma

İstanbul Film Festivali’nde “Türkiye Sineması” sponsorluğunu geçen 23 yıldır olduğu gibi Efes üstleniyor. İstanbul Film Festivali’nde Türkiye’den 2010-2011 sezonunda yapımı tamamlanan filmlerinin bir araya geldiği bu bölümde, Ulusal Yarışma, Yeni Türkiye Sineması ve Belgeseller başlıkları altında 46 kurmaca ve belgesel film yer alıyor.

Yarışma filmlerinden jürinin seçeceği en iyi filme Ulusal Yarışma Altın Lale ödülü ile Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından verilen 150.000 TL’lik para ödülü verilecek. İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma’da ayrıca En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo,
En İyi Görüntü Yönetmeni
ve En İyi Özgün Müzik ödülleri de takdim edilecek. En İyi Yönetmen’e 50.000 TL, En İyi Kadın ve En İyi Erkek Oyuncu’ya Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 10.000’er TL’lik para ödülü verilecek. Ayrıca, Jüri Özel Ödülü, 2011 yılında ilk defa maddi bir ödülle desteklenecek ve bu ödülü kazanan filme 30.000 TL takdim edilecek.

 

Efes, Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Birliği (FIPRESCI) Jürisi’nin Ulusal Yarışma’ya katılan filmler arasından seçeceği filmin yönetmenine bir sonraki filminin yapımında kullanılmak üzere 30.000 ABD Dolarlık para ödülü vermeye devam ediyor. Ulusal Yarışma’da FIPRESCI Ödülü Onat Kutlar anısına veriliyor.

30. İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma Altın Lale Jürisi’nin başkanlığını bu yıl sinemamızın en önemli yönetmenlerinden Reha Erdem üstleniyor.

Festivalin Ulusal Yarışma bölümünde Altın Lale için jüri karşısına çıkacak 14 film şöyle:

  • Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir / İmre Azem
  • Zefir / Belma Baş
  • Atlıkarınca / İlksen Başarır
  • Oğul / Atilla Cengiz
  • Kar Beyaz / Selim Güneş
  • Çınar Ağacı / Handan İpekçi
  • Gişe Memuru / Tolga Karaçelik
  • Görünmeyen / Ali Özgentürk
  • Saç / Tayfun Pirselimoğlu
  • 72. Koğuş / Murat Saraçoğlu
  • Bizim Büyük Çaresizliğimiz / Seyfi Teoman
  • Kırık Midyeler / Seyfettin Tokmak
  • Press / Sedat Yılmaz
  • Gölgeler ve Suretler / Derviş Zaim

Yeni Türkiye Sineması ve Belgeseller

Festivalin “Yeni Türkiye Sineması” bölümünde bu yıl Shiar Abdi’nin Yürüyüş, Uygar Asan’ın Dağınıklar Kenti, Savaş Baykal’ın Kanatsız Taklalar, Deniz Çınar’ın Arayış, Selim Demirdelen’in Kavşak, Umur Hozatlı’nın Kayıp Özgürlük, Kenan Korkmaz’ın Lüks Otel, Kerem Topuz’un Film, A. Haluk Ünal’ın Saklı Hayatlar ve Hatice Yakar’ın Öfkeli Çılgınlık Karamsar Çile adlı filmleri izleyiciyle buluşacak. “Belgeseller” bölümünde 2010 ve 2011 yıllarında çekilen, farklı konularda 24 belgesel film ilk defa izleyiciyle buluşacak.

Radikal Gazetesi Halk Ödülü

İstanbul Kültür Sanat Vakfı medya sponsorlarından Radikal Gazetesi her yıl olduğu gibi bu yıl da İstanbul Film Festivali’nde Ulusal ve Uluslararası Yarışma’da birer filme Radikal Halk Ödülü verecek. Radikal Halk Ödülü’nün verileceği iki filmi, festival sinemalarında yer alan Radikal kutularına oylarını atacak festival izleyicileri belirleyecek. Radikal Halk Ödülü’nü kazanan filmleri belirleyen izleyiciler arasından çekilecek kura sonucunda iki şanslı festival izleyicisi Radikal Gazetesi’nin davetlisi olarak uluslararası bir film festivalini izlemek üzere yurtdışına gidecek.

AVRUPA KONSEYİ SİNEMA ÖDÜLÜ – FACE

Avrupa Konseyi katkılarıyla beş yıl önce Avrupa’da yalnızca İstanbul Film Festivali kapsamında verilmeye başlayan Avrupa Konseyi Sinema Ödülü (FACE – Film Award of the Council of Europe) bu yıl da veriliyor. FACE Ödülü, Sinemada İnsan Hakları bölümünde yer alan ve insan hakları konusunda kamuoyunda duyarlılık ve bilinç uyandıran bir filme verilecek. Kazanan filmin yönetmenine festivalin Kapanış Töreni’nde Avrupa Konseyi’nden bir yetkili tarafından FACE ödül heykelciği ve 10.000 Avro’luk para ödülü takdim edilecek.

Ödül geçen yıl Filistinli Scandar Copti ve İsrailli Yaron Shani’nin Ajami filmine verilmişti. Filmin yönetmenlerinden Scandar Copti, bu yılın FACE jürisinin başkanlığını üstleniyor.

FACE Ödülü için yarışacak 10 film arasında, Abdellatif Kechiche’in Balıklı Bulgur filminin ardından çektiği, sert temaları ve huzursuz edici görüntüleriyle tartışmalar yaratan son filmi Siyah Venüs / Black Venus de yer alıyor. Irkçılık ve faşizmi sürükleyici bir dille mercek altına alan film Paris’e sergilenmek üzere getirilen Güney Afrikalı bir köle olan Saartjie Baartman’ın gerçek hayat hikâyesinden esinleniyor.

Iciar Bollain’in 2007 yapımı dedektiflik hikâyesi Matahariler’in başarısını takip eden Yağmuru Bile / Even the Rain, İspanya’nın 2011 Oscar adayı oldu. Senaryosu, Ken Loach’un daimi senaristi Paul Laverty tarafından yazılan film yönetmenlik, Kristof Kolomb ve temel insan hakları mücadelesini bir araya getiriyor. Filmin başrollerinde Gael Garcia Bernal ve Luis Tosar yer alıyor.

Usta yönetmen Ken Loach’un oğlu Jim Loach’un ilk yönetmenlik denemesi Portakallar ve Günışığı / Oranges and Sunshine, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere’de yaşanan en büyük skandallardan birini konu ediyor. 1940’larda ve 1950’lerde 130.000 çocuğun İngiltere’den Avustralya’ya evlatlık olarak verilip papazların taciz ve sömürülerine maruz kalmalarının hikâyesini anlatan dramda Emily Watson, David Wenham ve Hugo Weaving gibi usta oyuncular yer alıyor.

Cezayir asıllı Fransız auteur Rachid Bouchareb’in Fransız politikacılarının öfkesini çeken destansı filmi Kanunsuzlar / Outside the Law Fransız hâkimiyetindeki Cezayir’in bağımsızlığıyla sonuçlanan olayları arka plana yerleştiriyor. 1925’ten 1962’ye uzanan film, evlerini kaybettikten sonra dünyanın dört bir yanına dağılan üç kardeşi izliyor. Kanunsuzlar, bu yıl Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar adayı oldu.

Avrupa Konseyi Sinema Ödülü için “Sinemada İnsan Hakları” bölümünde Türkiye’yi Sedat Yılmaz’ın Press filmi temsil ediyor. Press, Türkiye’de 90’lı yılların ilk yarısında Diyarbakır’daki insan hakları ihlallerini duyurmaya çalışan bir grup gazetecinin yaşadıklarını, on yedi yaşındaki Fırat karakteri üzerinden anlatıyor.

Avrupa Konseyi Sinema Ödülü için yarışacak diğer filmler:

  • Eller Yukarı / Hands Up / Romain Goupil / Fransa
  • Cebimde Kan Var / Blood in the Mobile / Frank Piasecki Poulsen / Danimarka
  • Ben Köleyim / I Am Slave / Gabriel Range / İngiltere
  • İnsan Kaynakları Müdürü / The Human Resources Manager / Eran Riklis / İsrail, Almanya, Fransa, Romanya
  • Yokmuşum Gibi / As if I’m Not There / Juanita Wilson / İrlanda

Yarışma Dışı

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 18. Maddesine göre “Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkı vardır”. O Zaman ve Şimdi, 2010’da Sınırların ve Farklılıkların Ötesinde, bu maddeden esinle 11 ülkeden 11 sinemacının hoşgörü ve farklılıklara saygı konularını ele aldığı filmlerden oluşuyor. Tata Amaral, Fanny Ardant, Hüseyin Karabey, Masbedo, Idrissa Ouédraogo ve Robert Wilson gibi isimleri buluşturan bu kolektif filmde, hâlâ ülkesinde hapiste tutulan İranlı yönetmen Cafer Panahi’nin Tahranlı iki sokak müzisyeninin hikâyesini anlatan son filmi Akordeon da yer alıyor.

FESTİVALDE HER GECE BİR AKBANK GALASI

İstanbul Film Festivali’nin en çok ilgi gören bölümlerinden Akbank Galaları’nda sinemaseverler, ünlü yıldızları usta yönetmenlerle buluşturan 10 filmi herkesten önce izleme ayrıcalığını yaşayacaklar.

Kardeşler, Düğünden Sonra ve Açık Kalpler filmleriyle tanıdığımız Danimarkalı yönetmen Susanne Bier Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar kazanan son filmi Daha İyi Bir Dünyada / In a Better World’de bir kez daha senaryo yazarı Anders Thomas Jensen’le işbirliği yapıyor. Film, iki ailenin çocukları üzerinden bir intikam öyküsü anlatıyor.

Ünlü Fransız aktör Guillaume Canet’nin üçüncü yönetmenlik denemesi Küçük Beyaz Yalanlar / Les Petits Mouchoirs Fransa’da gişe rekorları kırdı. Başrollerinde, aralarında yönetmen Canet’nin eşi, Oscar’lı Marion Cotillard’ın da bulunduğu Fransız sinemasının yıldız oyuncularının yer aldığı film, talihsiz bir kazaya rağmen yıllık tatillerini deniz kıyısında geçirmeye karar veren Parisli burjuva bir arkadaş grubunun etrafında geçiyor.

Mike Leigh’nin son yapıtı Ömrümüzden Bir Sene / Another Year evli bir çiftin hayatını bir yılın dört mevsimi süresince takip ediyor. Rolling Stone, The New York Times ve Entertainment Weekly gibi yayınların “Yılın En İyi On Filmi” listelerinde yer alan filmin başrol oyuncularından Lesley Manville, bu filmdeki rolüyle 2010’da ABD Ulusal Sinema Kurulu tarafından verilen En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandı.

Usta yönetmen François Ozon’un yıldız oyuncularla dolu görkemli komedilere geri dönüş yaptığı son filmi Kadın İsterse / Potiche bir tiyatro oyunundan uyarlama. 1977 yılında Fransa’nın kuzeyindeki Sainte-Gudule kasabasında geçen film siyaset, kadın hakları ve kadının toplumdaki yeri üzerine deli dolu bir komedi. Filmin başrollerinde Fransız sinemasının usta isimleri Catherine Deneuve ve Gérard Depardieu yer alıyor.

Usta oyuncu ve yönetmen Robert Redford’un yönettiği The Conspirator, ABD Başkanı Lincoln’ün suikastıyla ilgili davayı konu alan aksiyon ve heyecan yüklü bir film. Ailesini korumak için her şeyi yapmaya hazır bir kadının ve onu korumak için her şeyi riske atan bir adamın gerçek hikâyesinin anlatıldığı film James McAvoy, Robin Wright, Kevin Kline, Evan Rachel Wood gibi ünlü isimleri bir araya getiriyor.

Japon asıllı İngiliz yazar Kazuo Ishiguro’nun Türkçe’ye aynı adla kazandırılan bol ödüllü kitabından uyarlanan Mark Romanek’in son filmi Beni Asla Bırakma / Never Let Me Go, Akbank Galaları’nın merakla beklenen filmlerinden… 28 Gün Sonra, Gün Işığı ve Halo filmlerinin senaryo yazarı Alex Garland tarafından sinemaya uyarlanan film, karanlık ve alternatif bir dünyada geçiyor. Filmin başrollerini, güzel oyuncu Keira Knightley, The Social Network’teki başarısının ardından Spiderman 4’te Örümcek Adam rolünde izleyeceğimiz Andrew Garfield ve İngiliz Bağımsız Film Ödülleri’nde bu rolüyle En İyi Kadın Oyuncu ödülüne layık görülen Carey Mulligan paylaşıyor.

Hedwig ve Kızgın Çıkıntısı ve Shortbus filmlerinin yönetmeni John Cameron Mitchell’in aynı adlı Pulitzer ödüllü oyundan uyarladığı son filmi Mutluluğun Peşinde / Rabbit Hole Time dergisinin “Yılın en iyi on filmi” listesinde yer aldı. Başrolünü üstlenen Nicole Kidman’ın aynı zamanda ilk yapımcılık denemesi olan bu dram, Mitchell’a göre, “güzel bir melankoli, içinden mutluluk geçen bir şarkı gibi”.

Michael Winterbottom’ın Jim Thompson’ın 1952 tarihli aynı adlı “ucuz romanı”ndan uyarladığı kanlı, vahşi ve çokça tartışılan son filmi İçimdeki Katil / The Killer Inside Me, Teksas’ta küçük bir kasabada geçen “sevginin, şefkatin, mahremiyetin yok edilişi” üzerine bir film. Sundance, Berlin ve Tribeca film festivallerinde de gösterilen filmin başrollerinde Casey Affleck, Kate Hudson ve Jessica Alba yer alıyor.

ÖZEL GÖSTERİM: TÜRK KLASİKLERİ YENİDEN

İstanbul Film Festivali, Groupama ve Groupama Gan Sinema Vakfı işbirliğiyle, Türk sinemasının önemli yapıtlarını yıllar sonra yeniden sinemaseverlerle beyaz perdede buluşturmaya devam ediyor.

Festival kapsamında 5 Nisan Salı akşamı saat 21.30’da Atlas Sineması’nda gerçekleştirilecek özel gösterimde Memduh Ün’ün filmleri arasında başyapıt olarak görülen ve eleştirmenlerce “o güne kadar yapılmış en iyi Türk filmi” kabul edilen Üç Arkadaş izleyici karşısına çıkacak. Memduh Ün tarafından daha sonra tekrar çekilen, 1958 tarihli filmde Muhterem Nur, Fikret Hakan, Semih Sezerli ve Salih Tozan rol alıyor.

Sinemaseverler Groupama ve Groupama Gan Sinema Vakfı işbirliğiyle, 27. İstanbul Film Festivali’nde Erden Kıral’ın 1979 yapımı Bereketli Topraklar Üzerinde, 28. İstanbul Film Festivali’nde Ö. Lütfi Akad’ın 1949 tarihli Vurun Kahpeye ve geçtiğimiz yıl Atıf Yılmaz’ın 1978 tarihli Selvi Boylum Al Yazmalım filmlerini, restore edilmiş kopyalarından izleme şansı bulmuştu.

FESTİVALİN YENİLERİ

İstanbul Film Festivali ve İstanbul Bienali İşbirliğinde: İsimsiz (Film)

12. İstanbul Bienali, İstanbul Film Festivali işbirliğinde özel bir seçki hazırladı. Festival kapsamında gerçekleştirilecek İsimsiz (Film) başlıklı bölüm, 12. İstanbul Bienali’nin sinema alanındaki bir ön izlemesi olacak.

Bu yıl İsimsiz (12. İstanbul Bienali), 2011 başlığıyla 17 Eylül-13 Kasım tarihleri arasında düzenlenen 12. İstanbul Bienali, hem biçimsel olarak yenilikçi hem de siyasal açıdan sözünü esirgemeyen yapıtlara odaklanarak sanat ile siyaset arasındaki ilişkiyi inceleyecek. Sanatsal üretimi bu tür bir anlayışın en güçlü örneklerinden olan Kübalı-Amerikalı sanatçı Felix Gonzalez-Torres’in (1957-1996) yapıtları, bienalin ana ilham kaynağını oluşturuyor. Beş karma sergi ve yaklaşık 45 kişisel sunumdan oluşacak bienalde, karma sergilerin başlıkları “İsimsiz” (Pasaport), “İsimsiz” (Ross), “İsimsiz” (Ateşli Silahla Ölüm), İsimsiz (Soyutlama) ve İsimsiz (Tarih) olacak. İstanbul Film Festivali programında yer alan İsimsiz (Film) başlıklı bölümde, bienalin temalarına karşılık gelecek şekilde adlandırılan beş başlık altında belirgin olarak siyasal içerik taşıyan 10 uzun metrajlı film izleyiciyle buluşacak.

Bölüm kapsamında 10 Nisan Pazar günü saat 16.30’da Salon’da ücretsiz bir söyleşi de gerçekleştirilecek. Söyleşiye, İstanbul Bienali eş küratörü Jens Hoffmann’ın yanı sıra bölüm kapsamında gösterilecek 1991 yılı yapımı Massillonun yönetmeni William E. Jones ile 2000 yılı yapımı
Paris Komünü filminin kurgucusu, kasting direktörü ve sahne amiri Patrick Watkins katılacak.

Bir Zamanlar Festivalde: SİYAD’ın Keşifleri

Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) üyeleri, İstanbul Film Festivali’nin 30. yılı vesilesiyle “festivalle keşfettikleri” yönetmenlerin ilk kez festivalde izledikleri filmlerinden özel bir seçki hazırladı. Festival takipçileri, bu bölümde, Carlos Reygadas’tan Hal Hartley’e, Tsai Ming Liang’dan Wong Kar Wai’ye, 10 yönetmenin filmlerini izleme imkânı bulacaklar. Bu 10 filmin gösterimleri, SİYAD üyesi sinema yazarlarının film öncesinde yapacakları sunumlarla gerçekleştirilecek. Bu özel bölüm kapsamında Cafer Panahi’nin bir filmi de gösterilecek ve bu filmin bilet gelirleri de yönetmenin ailesine yardım amacıyla gönderilecek.

İSTANBUL 2010

Festival programında, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın desteğiyle sinemamıza kazandırılan filmlerden bir seçki de yer alacak.

“İstanbul 2010” başlıklı bölüm kapsamında, yapımcılığını Gitmek filmiyle tanıdığımız Hüseyin Karabey’in üstlendiği Unutma Beni İstanbul, uluslararası platformda başarılar kazanmış 6 yönetmenin, İstanbul’un geçmişinin yalnızca mevcut Türkiye halklarına ait olmadığını hatırlatmak amacıyla bir araya gelip yaptığı altı kısa filmden oluşuyor. 15’er dakika uzunluğundaki bu kısa filmler, yönetmenlerin kendi hayatlarından ya da tanık oldukları birinin hayatından hikâyeleri konu alıyor.

Bereketli Topraklar Üzerinde, Hakkâri’de Bir Mevsim ve Ayna gibi filmleriyle Türk sinemasının en önemli isimlerinden Erden Kıral’ın ilk belgeseli Haliç Altın Boynuz tarihini ve bugünü birlikte yaşayan Haliç’i anlatıyor. Belgesel, bir tarafta Karaköy’den Sultanahmet’e açılan ve Müslümanlar için kutsal olan mekânlar, diğer tarafta farklı topluluk ve dinlere ait insanlarla Haliç’in sararmış bir fotoğraf misali varlığını gözler önüne seriyor.

İstanbul’da Aşk, Bir Sonbahar Hikâyesi, İki Kadın, Yengeç Sepeti ile tanıdığımız Yavuz Özkan’ın ilk belgeseli. İstanbul’da geçen aşkları şehrin geçirmiş olduğu değişime tanık olarak şehrin ruhunu tanıma fırsatı veren belgeselde Jüstinyen-Teodora çiftinden Aliye Berger-Karl Berger’e, Sultan Süleyman-Hürrem evliliğinden Medea ve âşığına kadar birçok aşk hikâyesine yer veriliyor.

 

FESTİVAL’İN VAZGEÇİLMEZLERİ

  • Dünya Festivallerinden

İstanbul Film Festivali’nin Sabah Gazetesi sponsorluğundaki bölümü “Dünya Festivallerinden”, festival izleyicisine tanınmış yönetmenlerin saygın festivallerde gösterilen çoğu ödüllü son yapıtlarından 25 film sunuyor.

 

Yapıtları ve yaklaşımıyla başta Gus Van Sant olmak üzere çağdaş ve bağımsız sinemayı etkileyen, sinemanın filozofu Bela Tarr, on yıldan bu yana çektiği ilk film olan Torino Atı / Turin Horse ile festival programında. Alman düşünür Friedrich Nietzsche’nin 1889 yılında Torino’da kırbaçlanan bir atın boynuna sarılarak onu kurtarmaya çabalamasıyla başlayan film, yaşlı atın akıbetini anlatıyor. Özellikle yedi saat uzunluğundaki başyapıtı Satantango / Şeytan Tangosu ve 2000 yapımı Werckmeister Harmoniak / Karanlık Armoniler ile tanıdığımız Macar auteur Bela Tarr’ın Agnes Hranitzki ile birlikte çektiği son filmi dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yaptı. Festivalin Sinema Onur Ödülü’nü almak üzere İstanbul’a gelecek Bela Tarr,  3 Nisan Pazar günü saat 16.00’da Salon’da bir ustalık sınıfı da verecek.

Şubat ayında Berlin Film Festivali’nde En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini kazanan Bir Ayrılık / Nader and Simin: A Separation Festival kapsamında izleyicilerle buluşacak. Yönetmenliğini Cafer Panahi’nin yakın arkadaşı, İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin üstlendiği filmin başrollerinde yine İranlı oyuncular Leila Hatami, Peyman Moadi ve Shahab Hosseini yer alıyor. Film, boşanmak üzere olan ama kızları kızı Termeh’in velayeti konusunda ikileme düşen bir çiftin hikâyesi üzerinden İran toplumunu anlatıyor.

Fransız yönetmen Marc Fitoussi’nin son filmi Copacabana, Isabelle Huppert’in canlandırdığı ana karakter Babou’nun neredeyse her karede göründüğü bir “kendini iyi hisset” filmi. Copacabana, hayatta hiçbir şeyi umursamadan mutlu olmayı başaran Babou’nun kendi kızının ondan utandığını öğrendikten sonra başına gelen olayları konu ediyor. Filmde Isabelle Huppert gerçek hayattaki kızı Lolita Chammah’yla karşılıklı oynuyor.

2009 yılında İstanbul Film Festivali’nde Tony Manero ile Altın Lale kazanan Pablo Larrain’in yeni filmi Morg Görevlisi / Post Mortem Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarıştı. Tarihi kişisel dramla harmanlayan, sıra dışı bir anlatıyla masalsı bir atmosferde geçen filmin başrollerinde Tony Manero’dan tanıdığımız Alfredo Castro var.

Basquiat ile Kelebek ve Dalgıç filmlerinden tanıdığımız Altın Küre ödüllü Julian Schnabel’ın son filmi Miral, Ortadoğu’daki çatışmalara yeni bir bakış açısı getiriyor. Başrollerini Filistinli Hiam Abass ve Slumdog Millionaire filmiyle ünlenen güzel oyuncu Freida Pinto’nun paylaştığı film, Filistin’de 1948’de kurulan bir mülteci yetimhanesi ve birinci intifadanın eşiğinde Filistinli bir kadının kendi yolunu çizmesini anlatıyor.

Güney Kore Eski Kültür Bakanı ünlü yönetmen Lee Chang-dong, Vaha ve Güneşli Kent’i takip eden son filmi Şiir / Poetry ile 2010’da Cannes’da En İyi Senaryo ödülünü kazandı. Film, küçük bir banliyö şehrinde torunuyla yaşayan ve şiir yazmayı öğrenen yaşlı kadının dokunaklı hikâyesini anlatıyor.

Benim Adım Joe ile Oscar kazanan oyuncu Peter Mullan, ödüllü filmi Magdalene Kardeşler’den dokuz yıl sonra üçüncü filmi Serseriler / Neds ile yeniden seyirciyle buluşuyor. 2010’da San Sebastian’da En İyi Film ödülünü kazanan filmin başrol oyuncusu Conor McCarron aynı festivalde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandı. Film, parlak bir genç adamın ödüllerle dolu öğrencilik günlerinden bıçak taşıyacak kadar değiştiği ilk gençliğine uzanan hikâyesini anlatıyor. Peter Mullan da festivalin konuklarından.

Yönetmen Milcho Manchevski’nin ilk filmi Yağmurdan Önce gibi, Makedonya’nın Oscar adayı Anneler / Mothers da üç Makedon şehri, Üsküp, Mariovo ve Kicevo’da geçen üç hikâyeden oluşuyor. Film, fedakâr, kayıtsız, sevgi dolu kadınlar üzerinden kurgu ve gerçek, dram ve belgesel arasındaki hassas ilişkinin altını çiziyor.

Bu yılın dikkatleri üzerine çeken Kırgız filmi Işık Hırsızı / The Light Thief, hızla küreselleşen dünyada küçük kasaba politikalarının komik ve dokunaklı bir portresini çiziyor. Filmin yönetmeni Aktan Arym Kubat aynı zamanda başrollerdeki Svet-Ake’yi yani “Bay Işık’ı” canlandırıyor. Aktan Arym Kubat da festivalin konukları arasında.

2007’de Filmekimi’nde Abim Evin Tek Çocuğu filmiyle kalbimizi kazanan İtalyan yönetmen Daniele Luchetti, filmin yıldızı Elio Germano’yla yeniden bir araya geliyor. 2010’da Cannes’da başrol oyuncusu Elio Germano’ya En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandıran Hayatımız / La Nostra Vita, bir işçi ailesinin hikâyesini duygusal bir biçimde ele alıyor. Screen dergisinin “İtalyan usulü bir Ken Loach filmi” diye tanımladığı Hayatımız’ın oyuncu kadrosunda Raoul Bova ve Isabella Ragonese yer alıyor.

Kahve-Gerçekle Hayal Arasında / Coffee Between Reality and Imagination, kahvenin Ortadoğu kültürel kimliğinin ve sosyal gerçekliğinin bir parçası olduğu ve farklı insanlar arasında bağ kurduğu varsayımını temel alan İsrailli ve Filistinli 9 sinemacının kahveden esinlenen, kurmaca veya belgesel
8 kısa filminden oluşuyor.

Yıllara Meydan Okuyanlar

Sinemaseverler, sponsorluğunu CNN Türk’ün üstlendiği “Yıllara Meydan Okuyanlar” bölümünde bu sene sinemanın 13 usta yönetmeninin en son filmlerini izleme fırsatı bulacaklar.

Benim Güzel Çamaşırhanem, High Fidelity, Tehlikeli İlişkiler filmleriyle geniş bir hayran kitlesi edinen Oscar ödüllü İngiliz yönetmen Stephen Frears’ın son filmi Tamara Drewe, bu bölümün en keyifli filmlerinden. Film, doğduğu kasabaya yıllar sonra geri dönen güzel Tamara’nın kasabanın dengesini alt üst edişini anlatan hareketli bir komedi. Stephen Frears, 2002 yılında İstanbul Film Festivali’nde Sinema Onur Ödülü’nü almıştı.

Fransız usta Bertrand Blier’in yazıp yönettiği Buz Sesi / The Clink of Ice kanserin şahsen ziyaret ettiği bir adamın hikâyesi. Karadan da kara bu komedi, “Merhaba, ben senin kanserinim, birbirimizi tanımamızın iyi olacağını düşündüm” diyerek bir adamın evine taşınan kanser ile kanseri öldürmeye çalışan ama bir türlü beceremeyen adamın öyküsün anlatıyor. Usta yönetmen bu filmiyle 2010’da Venedik’te En İyi Avrupa Filmi ödülünü kazandı.

2009 yılında İstanbul Film Festivali’nin Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü alan Polonyalı yönetmen Jerzy Skolimowki’nin son filmi Ölümüne Kaçış / Essential Killing, Venedik’te Jüri Özel Ödülü, En İyi Erkek Oyuncu Ödülü ve Genç Jüri Ödülleri’nin sahibi oldu. Skolimowski’nin Polonya’daki evinin etrafındaki ormanlarda geçen film, bir CIA operasyonunun neredeyse izole edilmiş sessiz bir yaşam düzenini nasıl bozacağı fikrini yalnızlık ve hayatta kalma güdüsüyle harmanlayarak ele alıyor.

Günümüzün en verimli yönetmenlerinden Portekizli usta Manoel De Oliveira, 101 yaşında en olgun çağını yaşıyor. Usta yönetmen, katıksız bir sanat filmi olan ve 2010 Cannes Film Festivali’nin Belli Bir Bakış bölümünde ilk kez gösterilen son yapıtı Angelica’nın Tuhaf Vakası / The Strange Case of Angelica ile yıllara en çok meydan okuyan yönetmen olduğunu bir kez daha kanıtladı. Film, belasını fotoğraf makinesinden bulan bir fotoğrafçıyı merkez alıyor.

Yumurtalar, O’Horten ve Factotum’la hatırladığımız yönetmen Bent Hamer, iki yıllık bir aradan sonra Yeni Yıl / Home for Christmas ile acı-tatlı, sıcak, duygusal hikâyelerle örülü bir dramla beyazperdeye geri dönüyor. 2010’da San Sebastian’da En İyi Senaryo ödülünü kazanan filmde Noel arifesinde küçük bir Norveç kasabasında mizah, trajedi, şefkat, çaresizlik, bağışlama, umut, doğum ve ölümle dolu, birbiriyle iç içe geçen öyküler anlatılıyor.

Nikita Mikhalkov’un tam 16 yıldır beklenen filmi Güneş Yanığı 2 / The Exodus – Burnt by the Sun 2, üçlemenin ikinci bölümü olarak Festival programında… 1994 yapımı, Oscar’lı Güneş Yanığı’nın beş yıl sonrasından devam eden filmde, Mikhalkov’un canlandırdığı kahramanımız Albay Kotov, ilk filmin sonunda idama mahkûm edilmesine rağmen canını kurtarmış, İkinci Dünya Savaşı’nda cephede savaşmaktadır. Bugüne kadar çekilen bu en pahalı Rus filmi olan Güneş Yanığı 2, Cannes’daki dünya prömiyerinden önce ilk kez Kremlin Sarayı’nda izleyici karşısına çıktı.

Amerikalı bağımsız yönetmen John Sayles’in işgal ve direnişi, ihanet ve barbarlığı konu alan son filmi Amigo, 1900 yılındaki Filipinler-Amerika Savaşı sırasında bir köyde geçiyor. Irak ve Afganistan’da yaşanan güncel olaylarla paralellik arz eden film, tarihin pek bilinmeyen bir dönemini ele alıyor.

Çin sinemasının tanınmış yönetmenlerden Zhang Yimou’nun son filmi O Ağacın Altı / Under the Hawthorn Tree’nin dünya prömiyeri Pusan Film Festivali’nin açılışında yapıldı. Zhang’ın önceki çalışmalarına kıyasla daha gerçekçi bir film olan O Ağacın Altı, üst düzey bir Komünist Parti yetkilisinin ayrıcalıklı oğlu ile 1970’li yıllarda Çin Kültür Devrimi sırasında hapse atılan bir fikir suçlusunun kızı arasındaki beraberliğin öyküsünü anlatıyor.

NTV Belgesel Kuşağı

İstanbul Film Festivali’nin belgeseller bölümünün sponsorluğunu bu yıl da NTV üstleniyor. NTV Belgesel Kuşağı’nda son dönemin ses getiren 20 belgesel yer alıyor. NTV Belgesel Kuşağı, 4-11 Nisan tarihleri arasında Fitaş 1 Sineması’nda.

Yönetmenliğini Norberto López Amado ve Carlos Carcas’ın birlikte üstlendiği Binanız Kaç Kilo, Bay Foster? / How Much Does Your Building Weigh, Mr. Foster 2010’da San Sebastian’da En İyi Avrupa Filmi İzleyici Ödülü ve Belçika’da En İyi Belgesel ödüllerini kazandı. Londra Tasarım Müzesi Direktörü, yazar ve mimari eleştirmen Deyan Sudjic’in Norman Foster’ın Manchester’dan başlayarak yaptığı küresel yolculuğu ve önemli projelerinin görüntüleri eşliğinde anlattığı belgeselin senaryosu da Sudjic’e ait. Belgeselde, mucit ve yenilikçi mimar Buckminster Fuller, sanatçı Anish Kapoor, Alain de Botton, Bono ve Cai Guo-Qiang gibi isimlerle söyleşiler de yer alıyor. İKSV’nin 2012 yılında gerçekleştireceği Tasarım Bienali’nin Uluslararası Danışma Kurulu’nda da yer alan Deyan Sudjic, geçtiğimiz aralık ayında Tasarım Bienali Sempozyumu’nda konuşmak üzere İstanbul’a da gelmişti.

Pervert’s Guide to Cinema ile tanınan ve Peter Greenaway’le birlikte çalışmış olan İngiliz yönetmen Sophie Fiennes bu kez Çimler Örtsün Üstünüzü / Over Your Cities Grass Will Grow ile eserleri fenomen haline gelmiş Çağdaş Alman sanatçı Anselm Kiefer’e odaklanıyor. Bu belgesel, Kiefer’in yaratım sürecine tanıklık ediyor ve sanatçıyı Fransa’nın güneyindeki Barjac yakınlarındaki stüdyo-malikânesinde gözlemliyor.

 

Cannes Film Festivali’nde ilk gösterildiğinde İtalyan Kültür Bakanı’nın Fransa’yı protesto etmesiyle büyük tartışma yaratan İtalya Sarsılıyor / Draquila aykırı TV şahsiyeti Sabina Guzzanti’nin ikinci belgeseli. Yönetmen Guzzanti, Moore-vari bir anlatımla Berlusconi hükümetinin 2009 Aquila depremini nasıl halkın gözündeki imajını iyileştirmek için kullandığını kışkırtıcı bir biçimde naklediyor.

Janus Metz’in Danimarka’nın gişe rekortmeni, hasılat rekorlarını altüst eden belgeseli Armadillo, 2010’da Cannes’da yapılan ilk gösteriminin ardından ateşli bir tartışmaya yol açtı. Cannes Eleştirmenler Haftası Büyük Ödül’ün de arasında olduğu pek çok ödül kazanan film, Afganistan’da kurulu Armadillo Kampı’ndaki Danimarkalı iki askerin hikâyesini anlatıyor.

Oscar ödüllü yapımcı, senarist ve yönetmen Steven Soderbergh’in “belgesel hissi vermeyen” ilk belgeseli Her Şey Yolunda / And Everything Is Going Fine, 2004’te intihar etmiş olan monolog ustası, yazar ve sahne sanatçısı Spalding Gray’i konu alıyor. Soderbergh bu filmde yalnızca Spalding’in yaşamından arşiv görüntülerini kullanarak ilginç bir tür denemesine girişmiş.

Belgeselci ve video klip yönetmeni Julian Temple, İngiliz müziği hakkındaki üçlemesini Petrol Kent’in Sırrı / Oil City Confidential ile tamamlıyor. Sex Pistols’ı anlattığı The Filth and the Fury ve Joe Strummer’ı anlattığı The Future is Unwritten’dan sonra kara film tadında bir rock-belgeseli olan Petrol Kent’in Sırrı’nda, İngiliz punk rock tarzına ilham veren Dr. Feelgood’un portresini çiziyor. Belgesel, 2009’da Torino’da En İyi Uluslararası Film ve 2010’da İngiltere’de En İyi Film ödüllerinin sahibi oldu.

Tanınmış belgeselci Lucy Walker’ın iki ayrı belgeseli Festival kapsamında izleyiciyle buluşacak. Uzmanları ve dünya liderlerini konuk ederek nükleer silahların yarattığı tehlikenin korkutucu bir manzarasını gözler önüne seren Geri Sayım / Countdown to Zero’nun yapımcılığını Soysuzlar Çetesi ve Uygunsuz Gerçek filmlerinin yapımcısı Lawrence Bender üstleniyor. Eleştirmenlere göre belgesellerin “Slumdog Millionare”i olarak tanımlanan, bol ödüllü Çöplük / Wasteland ise dünyaca ünlü sanatçı Vik Muniz’in, Brooklyn’den yola çıkıp memleketi Brezilya’daki dünyanın en büyük çöplüğündeki sanatçılarla tanışmasının hikâyesi. Çöplük, 2010 yılında Berlin’de İnsan Hakları ve Panorama İzleyici Ödülü, Seattle’da En İyi Belgesel, Sundance’te ise İzleyici Ödülü kazandı. Lucie Walker da festivale katılacak yönetmenlerden.

Halk George Lucas’a Karşı / The People vs George Lucas’ta, dünyanın en tanınmış yönetmenlerinden, Star Wars evreninin yaratıcısı George Lucas’ın milyonların hem sevgilisi hem nefret ettiği bir adam olarak hayranlarıyla olan aşk-nefret ilişkisine tanık oluyoruz. Dünyanın dört bir yanından hayran videoları, 3D animasyonlar, röportajlar ve hatta kuklalarla desteklenen bu ilginç filmin yönetmeni Alexandre O. Phillippe de festivalin konuğu olarak İstanbul’a geliyor.

Unutulmuş Düşler Mağarası / Cave of Forgotten Dreams, Alman efsane yönetmen Werner Herzog’un ilk 3 boyutlu filmi. Unutulmaz görüntüler yaratma konusunda bir sihirbaz olan Werner Herzog’un ilk (ve kendi deyimiyle son) üç boyutlu filmi, Fransa’da 32.000 yıl öncesine tarihlenen görkemli Chauvet mağarasında yer alan insanlık tarihinin ilk çizimlerinin görüntüleriyle bilim adamları ve tarihçilerle yapılan söyleşilerden oluşuyor. 1994’te keşfedilen ve normalde halka kapalı olan mağara, Fransız Kültür Bakanlığı’ndan alınan özel izinle Herzog’a açıldı.

Jeff ve Michael Zimbalist’in İki Escobar / The Two Escobars filmi, Pablo Escobar ve Andres Escobar adlı birbirinden dünyalar kadar ayrı iki Kolombiyalı üzerinden spor, suç ve politika dünyalarının kesişimini gözler önüne seriyor: Kaderleri birbirine dolanan, Medellin kartelini yöneten dünyanın en zengin, en güçlü uyuşturucu taciri Pablo Escobar ve Kolombiya’nın en büyük futbol yıldızı Andres Escobar. Andres yanlışlıkla kendi kalesine gol atıp Kolombiya Milli Takımı’nı 1994 Dünya Kupası’ndan edince, bu hata hayatına mal oldu.

NTV Belgesel Kuşağı’nda Rolling Stones hayranlarının kaçırmaması gereken bir belgesel var. Rolling Stones Sürgünde / Stones on Exile, grubun 1972 tarihli efsane albümü Exile on Main Street’in yaratım süreci hakkında yapılan söyleşilerle bu inanılmaz öyküyü grubun ağzından anlatıyor; nadir bulunan arşiv görüntüleri ve fotoğraflar öyküye eşlik ediyor. Stephen Kijak’ın yönetmenliğini üstlendiği belgesel, medya tarafından peşi bırakılmayan, uyuşturucu baskınlarıyla mücadele eden ve muazzam vergilerle karşı karşıya gelen Rolling Stones’un 60’lı yılların sonundaki “jeune, beaux et stupide” (genç, güzel ve aptal) oldukları bir dönemi görmek isteyenler için kaçırılmayacak fırsat…Genç Ustalar

Colin’s sponsorluğunda gerçekleştirilen “Genç Ustalar” bölümünde, ilk ya da ikinci filmleriyle dünya sinema endüstrisinin dikkatlerini üzerine çekmiş 13 başarılı genç yönetmenin filmleri yer alıyor.

Ghent doğumlu Türk yönetmen Kadir Balcı’nın ilk uzun metrajlı filmi Turkuaz / Turquaze “Ghent’e gelen ve topluma uyum sağlayarak kendi yaşamını kuran bir Türk ailesinin öyküsünü anlatan”, otobiyografik özellikler taşıyan bir yapım. Film bir yandan kültürlerarası gerilime, öte yandan da aynı kültürde büyümüş bireylerin kendi aralarında yaşadıkları çelişkilere dair çarpıcı örnekler veriyor.

2010’da Cannes’da dünya prömiyeri yapılan Cinnet / Bedevilled, Kim-ki Duk’un yardımcı yönetmenliğini yürüten Jang Cheol-soo’nun yönettiği ilk film. Güney Kore yapımı bu benzersiz intikam fantezisinde gerilim gitgide tırmanarak kanlı bir cinayet festivaline dönüşüyor.

Perulu yönetmen kardeşler Daniel ve Diego Vega’nın filmi Ekim / October 2010’da Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde Jüri Özel Ödülü’nü kazandı. Kara mizahla sürükleyici bir atmosfer yaratan filmin adı, Peru’nun başkenti Lima’da şehrin koruyucu azizinin anıldığı ekim ayından alıyor.

Parçalanan bir aile üzerinden bir ülkenin de parçalanışını ele alan Anayurt / Homeland, gerçek olaylardan yola çıkarak ensest ve şiddet dolu bir aşk hikâyesi anlatıyor. Yunan yönetmen Syllas Tzoumerkas’ın bu ilk filmi, üç nesil ve üç siyasal dönem boyunca ölüm ve deliliğin bir aileyi nasıl etkilediğini izliyor: 1950’lerde Yunanistan’da demokrasinin yeniden kurulmasından sonra; 1970’ler ve en son olarak da günümüz nesli…

Japon yönetmen Koji Fukada’nın Marx Kardeşlerin Opera’da Bir Gece’sinden esinlendiği ilk filmi Konukseverlik / Hospitalité, Tokyo’da yaşayan küçük ve çalışkan bir ailenin yaşantısının, bir yabancının evlerine gelişiyle zorla değişmelerini anlatıyor. Konukseverlik olağanüstü bir kara komedi.

Yönetmen Marian Crisan’ın ilk uzun metrajlı kurmaca filmi Yarın / Morgen, otorite, bürokrasi ve yozlaşma gibi konuları ele alan duygu yüklü bir hikâye. Film, Romanya-Macaristan sınırındaki küçük bir kasabanın süpermarketinde çalışan Nelu’nun nehirden yasa dışı yollarla sınırı geçmeye çalışan bir Türk’le karşılaşmasıyla değişen hayatını anlatıyor. Filmde, sınırı geçmeye çalışan Türk’ü Yalçın Yılmaz canlandırıyor.

 

  • Mayınlı Bölge’ye Dikkat!

İstanbul Film Festivali’nin artık gelenekselleşen, Malaysia Airlines sponsorluğundaki Mayınlı Bölge’sinde farklı tür ve anlatım teknikleriyle sınırları zorlayan, yaklaşımları ve teknik özellikleriyle sıradışı 12 film yer alıyor.

1982 doğumlu genç yönetmen Cam Archer’ın, grenli 16 mm filme siyah beyaz çektiği son filmi Boktan Bir Yıl / Shit Year, çizgisel olmayan bir anlatı tutturan, avangart bir film. 2010’da Hamptons’da Öncü Vizyon Ödülü’nü alan film ünlü olmak, başarı ve yaşlanmak hakkında karamsar sözler söylerken, silinip giden bir süperstarın portresini çiziyor. Film aynı zamanda Emmy ve Altın Küre ödüllü Amerikalı ünlü oyuncu Ellen Barkin’in de beyazperdeye geri dönüşü açısından değer taşıyor.

Sinemaseverleri Aşk Şarkıları, Güzel İnsan ve Hayır Kızım, Dansa Gitmek Yok gibi başarılı filmlerle etkileyen Yeni Dalga akımının çağdaş temsilcisi Fransız auteur Christophe Honoré’nin son filmi Banyodaki Adam / Man at Bath iki eşcinsel âşığın yalın bir portresini çiziyor. Filmin başrollerinde porno yıldızı François Sagat’ın yanı sıra Omar Ben Sellem yer alıyor.

Prömiyeri Cannes’ın Belirli Bir Bakış bölümü kapsamında yapılan Şafak / Aurora suç ve cinayet kavramlarını usulca ve alaycı bir biçimde inceliyor. 2005 yılında çektiği filmi Bay Lazarescu’nun Ölümü’yle uluslararası üne kavuşan Cristi Puiu, bu son filminde başroldeki karakteri de kendisi canlandırıyor.

Kore sinemasının en önemli yönetmenlerinden Kim-ki Young’un 1960 yılında çektiği filmin Im Sang Soo tarafından yeniden çevrimi olan Hizmetçi / The Housemaid, pembe dizilerin rahatsız edici görsel estetiğine sahip, erotik gerilim formuna bürünmüş toplumsal bir taşlama, şaşırtıcı bir aile dramı.

Michael Rowe’un sınırları zorlayan filmi Artık Yıl / Leap Year, 2010 Cannes’da Altın Kamera ödülünü kazandı. Film, şehir hayatına özgü yabancılaşma ve yalnızlığın minimalist keşfini Mexico City’de küçük bir dairede tek başına yaşayan, teselliyi cinsellikte bulan Laura’nın gözünden anlatıyor.

Hong Konglu yönetmen Ho-Cheung Pang’ın Hayalimdeki Ev / Dream Home adlı filmi, dünyada emlak fiyatlarının en yüksek olduğu kentlerden biri olan Hong Kong’da geçen, birçok kişinin canına mal olan oldukça kanlı, acımasız bir “ev arama” hikâyesi.

Geceyarısı Çılgınlığı

Festivalde, uyarıcı, sarsıcı, kışkırtıcı filmleri uykuya tercih edenlerin dört gözle beklediği geleneksel Geceyarısı Sineması geç saatlere meydan okumaya devam edecek. Festival boyunca cumartesi geceleri saat 24.00’te birer film uykunuzu kaçıracak.

Yönetmen Brad Anderson’ın Sibirya Ekspresi’nden sonra çektiği filmi Kıyamet Gecesi / Vanishing on 7th Street, umudun yitirildiği bir kıyamet sonrası öyküsü anlatıyor. Star Wars serisi ile büyük bir hayran kitlesi edinen yakışıklı oyuncu Hayden Christensen’in başrolünde yer aldığı film, dünya üzerinde ışığın yok olmasıyla birlikte açıklanamayan bir şekilde insanların yok olduğu bir gerilim hikâyesi.

“Kesintisiz gerilim” ve “teknik şaheser” sözleriyle övülen, 1940’lı yıllarda Uruguay’daki küçük bir kasabada meydana gelen gerçek bir olaydan esinlenen Issız Ev / The Silent House’un ilk gösterimi, 2010 Cannes Film Festivali’nin Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yapıldı. Venezüellalı yönetmen
Gustavo Hernández’in imzasını taşıyan filmin baştan sona fotoğraf makinesiyle tek planda çekildiğini de özellikle belirtmek gerekiyor.

Uzun metraj filmlere on yıllık bir ara vermiş olan korku ustası John Carpenter akıl hastanesinde geçen bir slasher ile geri dönüyor. Koğuş / The Ward düşük bir bütçeyle işin özüne dönen ve psikolojik uygulamaların günümüzdeki kadar ileri olmadığı 1966’da yalnızca kadın hastaların oluğu bir akıl hastanesinde geçen yepyeni bir korku klasiği.

İlk Çığlık’tan neredeyse on beş yıl sonra gösterime giren Çığlık 4 / SCRE4M, Çığlık 3’ün kaldığı yerden on yıl sonrasını işliyor. Öncekilerde olduğu gibi dördüncü bölümün de yönetmenliğini üstlenen Wes Craven, “Yeni bir çığır açacak…” ifadesiyle filmin yeni bir üçlemenin ilk halkası olacağını söylediğini belirtelim. Filmde, yine Neve Campbell, David Arquette ve Courtney Cox başrollerde… Çığlık 4, sinemalardan önce festivalde ön gösterimde yer alıyor. Dördüncü kez çığlık atmaya hazırlanın!

 

 

  • Çocuk Mönüsü

Sponsorluğunu Jojo’nun üstlendiğiÇocuk Mönüsü” bölümünde, çocuk filmleri festivallerinde gösterilip beğeni toplayan filmlerden seçilen, çocuklar ve ailelerinin rahatlıkla izleyebileceği filmler gösterilecek. “Çocuk Mönüsü” filmleri, Festival boyunca cuma, cumartesi ve pazar günleri 13.30 seanslarında Nişantaşı Citylife City’s ve Rexx sinemasında gösterilecek. Filmlere simültane Türkçe seslendirme yapılacak.

  • Anılarına

Geçen Festival’den bu yana kaybettiğimiz sinemacıların yapıtlarıyla anıldıkları bu bölümde, filminin gala gösteriminden yalnızca bir hafta sonra hayata veda eden Alain Corneau’nun son filmi Aşk Suçu / Love Crime yer alıyor. Bölüm kapsamında ayrıca, Claude Chabrol, Tony Curtis, Blake Edwards, Dennis Hopper, Mario Monicelli ile Arthur Penn’in birer filmi de gösterilecek.

KÖPRÜDE BULUŞMALAR

 

İstanbul Film Festivali kapsamında düzenlenen ve sinema profesyonellerinden büyük ilgi gören “Köprüde Buluşmalar” seminerlerinin dördüncüsü bu yıl 13-14 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilecek.

Köprüde Buluşmalar Seminerleri kapsamında bu yıl dördüncüsü gerçekleştirilecek Uzun Metrajlı Film Projesi Geliştirme Atölyesi için seçilen projeler ise Rotterdam Film Festivali, Eurimages, Arte, Cinelink, Torino Film Lab, Fortissimo, Binger Lab gibi uluslararası kuruluşlardan gelen temsilciler, proje sahipleriyle finansal plan hazırlama ve profesyonel platformlarda proje sunumu üzerine birebir görüşme imkanı yakalayacaklar. Görüşmelerin ardından seçilecek iki projeye TC Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 10.000 dolarlık Destek Ödülü, Melodika’nın 25.000 TL değerinde Post Prodüksiyon Destek ödülü ve CNC’nin 10.000 Avro’luk Destek Ödülü verilecek. Bu sene ilk defa verilecek bir diğer ödül ise Hollandalı film kurumu Binger Lab tarafından bir projeye 2.500 Euro değerinde Senaryo Geliştirme Ödülü olacak.

 

Köprüde Buluşmalar, ilk kez bu yıl 150.000 Avro bütçeli bir Türkiye-Almanya Ortak Yapım Film Geliştirme Fonu sunuyor. TC Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da katkılarıyla bu fon, Türkiye-Almanya ortak yapımlarına destek sağlayacak. İstanbul Film Festivali Köprüde Buluşmalar kapsamında ayrıca, bu yıl ilk kez Türkiye-Fransa Ortak Yapım Görüşmeleri ve İtalyan Film Yapımcıları görüşmeleri yapılacak.

FESTİVAL BİLETLERİ 19 MART CUMARTESİ GÜNÜ SATIŞA ÇIKIYOR

30. İstanbul Film Festivali biletleri 19 Mart Cumartesi günü saat 10.00’dan itibaren;

–          BİLETİX satış noktaları,

–          BİLETİX çağrı merkezi (0216 556 98 00)

–          ww.biletix.com

–          Atlas, Beyoğlu ve Rexx Sinemalarından açılacak ana gişelerden alınabilecek.

30. İstanbul Film Festivali’nde bilet fiyatları tam 12 TL; öğrenci ile 65 yaş ve üstü sinemaseverler için ise 8 TL olacak. Festivalin Türkiye Sineması bölümünde yer alan filmler için de bilet fiyatı tüm seanslarda yine 4 TL olacak. Festivalde ayrıca, 19 Mart-1 Nisan tarihleri arasında 30 bilet ve üzerinde alacak sinemaseverler için %10 özel indirim uygulanacak.

Hafta içi gündüz seanslarındaki indirimli bilet uygulaması bu yıl da devam ediyor. Festival boyunca, hafta içi gündüz seansları (11.00, 13.30 ve 16.00) yalnızca 4 TL olacak. Sinema tutkunlarına ve öğrencilere özellikle tavsiye ederiz.

Akbank Galaları ve 3 Boyutlu filmlerin bilet fiyatları ise 15 TL olarak belirlendi.

Filmlerin gösterim saatleri: 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30. Festivalin büyük ilgi gören Geceyarısı Sineması gösterileri bu yıl da sürüyor. Festival süresince her Cumartesi gecesi saat 24.00’te bir film izleyicilere sunulacak.

Festival’de filmleri en ucuza izleme şansı yine Lale üyelerinin

Festival boyunca filmleri en ucuza izleme şansı Lale üyeleri’nin olacak. Lale üyeleri biletlerinde %25’e varan özel indirimlerden yararlanabilecekler. Lale Kart sahipleri için indirimli ön satış dönemi 15–18 Mart.

PasoFilm! Kartıyla öğrenciler, bu yıl da festivali daha avantajlı seyredecek!

İstanbul Film Festivali’nin geçtiğimiz yıl öğrencilere özel başlattığı PasoFilm! Kart bu yıl da öğrencilere avantajlar sağlamaya devam edecek. Üniversite ve lise öğrencileri, PasoFilm! Kart ile festival biletlerini genel satışı başlamadan 18 Mart Cuma günü Beyoğlu Sineması’ndan öncelikli alabilecek, festival kitapçığına ücretsiz sahip olabilecek ve hafta içi gündüz seanslarından birine davetiyeyle girme hakkı kazanacaklar. PasoFilm! Kartı İKSV’den ve “Festivalden Önce Okullardayız” gösterimlerinin yapılacağı bütün okullardan, 20 TL karşılığında temin edilebilir.

 

 

Axess kart sahipleri Festivalde de avantajlı

Festival Sponsoru AKBANK’ın Axess kart sahiplerine sunduğu çok önemli bir avantajı hatırlatmakta fayda var. Axess sahipleri hafta içi gündüz seansları ve Türk filmleri hariç tüm festival filmlerinin biletlerini % 20 indirimle alacaklar.

Sinemaseverler on beş gün boyunca ellerinden düşürmeyecekleri İstanbul Film Festivali kitapçığını 12 Mart Cumartesi gününden itibaren festival sinemalarından (Atlas, Fitaş, Beyoğlu, Nişantaşı Citylife (City’s) ve Rexx), ve İKSV merkezinden 3 TL karşılığında temin edebilir.

 

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.