Kars Öyküleri


Kars’a ya da doğu kasabalarına yolu düşen herkes o şehre bir şekilde katışma ihtiyacı duyar. Ya oradan bir şeyi yanına katar getirir, ya da kendisinden bir şeyi orada bırakır. Ben de Ankara Sinema Derneği’nin düzenlediği Gezici Festival için Kars’a gittiğimde aynı şeyi hissetmiştim. Kars küçük, zamansız ve fantastik bir doğu kasabası gibi uzanmıştı önümüzde. Bizi kendisine çekmiş, hareketsiz bırakmış ve aynı zamanda rahatlatmıştı!  Reha Erdem Kosmos’u orada çekti, Nuri Bilge Ceylan İklimler’de kış halini Kars’tan yansıttı, Zeki Demirkubuz Kader’in bir parçası yaptı Kars’ı…

Banu Bozdemir

Kars Öyküleri bir senaryo yarışması sonrası finale kalan beş yönetmeninden gözünden, algısından, hissiyatından ve vizöründen Kars’a uzanıyor. Zeki Demirkubuz, Ümit Ünal ve Önder Çakar seçici kuruldaydı. Aslında proje genç sinemacıları film çekmeye doğru yönlendirmek ve konuda Kars olunca bütün yönetmenler eteklerindeki dökmek için çabalamıştı! Ama ortaya çıkanın ‘Kars Öyküleri’ olduğundan söz etmek pek de mümkün değil ne yazık ki.

Sonbahar’la büyük çıkış yapan ve ilgileri bir anda üzerine çeken Özcan Alper, bir sene sonra yaratacağı patlamayı bilmeden Kars sokaklarında Moto Guzzi adlı kısa filmini çekmişti. Kar dokusuna sevdalı olduğunu o filminde de belli eden Alper okuluna her gün bisikletiyle gidip gelen Yusuf’a peşinden epey bir koşturmuş kamerasını. Yusuf’un derdi okula gidip gelirken yolda ‘servis’ bekleyen kız arkadaşını da arkasına atıp kara olan direncini ispat etmek! Hal böyle olunca ortaya sonsuz bir beyazlık içinde iki çocuğun birbirine olan ilgileri renk katıyor! Alper için vasat bir hikaye aslında!

Ülkü Olcay imzalı Zilo civciviyle beraber Ankara’ya gitme planları yapan ama civcivinin bu planın bir parçası olmadığını görüp üzülen küçük kızın öyküsüne odaklanıyor. Kız ve civciv öyküsü enteresan hakikaten de!

Ahu Öztürk’ün çektiği Açık Yara bir aile sırrına, daha doğrusu bir bu açığın çıkmasına odaklanıyor. Kara bakışla beraber öfkeler kara emanet ediliyor ve keşfedilmiş bir sırrın izi sürülüyor.
Emre Akay Küçük Bir Hakikat filminde absürt, daha tarihi kalıplarda ilerleyen bir filme imza atıyor ve çiftçi Celal Bey’in bu lakabı almasının öyküsünü farklı bir mizahi bir dille anlatıyor ve film Kars’tan epey uzaklaşıyor!

Zehra Derya Koç Kül filmiyle annesinin ölümüyle çocukluğunun geçtiği eve dönen Nazlı’nın acıklı ve dokunaklı çocukluk anılarıyla yüzleşmesinin hikayesini anlatıyor. Biraz daha kadın bakışıyla derinleşen bir hikayesi var ama Kars’a ilişkin söyleyecek bir şeyi yok!

Bu beş filmin ‘Kars Öyküleri’ adı altında vizyona çıkması açıkçası bizim için sürpriz oldu. Çünkü 2007 yılına dayanıyor filmlerin öyküleri. Birtakım olanaksızlıklardan dolayı 2010 yılında tamamlanan ve festivallerde karşımıza çıkan, aslında kişisel çalışmaların ürünü beş filmin vizyonunu festival gösterimleriyle tamamladığını düşünmüştüm ben kendi adıma. 78 dakikalık filmin iki tanesi geçmişe dönük bir içsel bir hesaplaşmaya dayanıyor, Zilo’nun öyküsüyle bir çocukla bir hayvanın kurduğu değişik ilişki haline odaklanıyor. Küçük Bir hakikat filmini Kars’ın uzun metrajlarda yararlanılan zamansız havasına daha uygun buldum kendi adıma. Özcan Alper’in dışarıdan beslenen hali yine yollara vurmuş belli ki kendisini!

Aslında Kars Öyküleri için söylenecek fazla bir şey yok. Dediğim gibi çok fazla Karslı olma hali yok bu senaryolarda. İnsan daha fazla Kars hali bekliyor, ama dediğim gibi sinema kişisel bir yolculuk yapıyor Kars’a doğru. Kimi zaman duygular, kimi zaman ise mekanlar uzanıyor bu anlatıma! Özcan Alper uzun film yolculuğunda ikinci aşamaya geldi, Emre Akay’ın kısa filmler çekmeye devam ettiğini biliyorum. Ahu Özyurt’un Açık Yarası’nı diğerlerinden biraz daha ayrı tutarak diğer iki arkadaşın sinemasal yolculuklarına ne şekilde devam ettiklerini takip edemedim. Kars Öyküleri’ne bir proje olarak bakmak da fayda var, Kars’a ilişkin fazla bir şey yüklememekte de!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.