Koltuğa yapıştık, dizilere bağlandık!


Yaz gelince insan yapıştığı yerde kalıyor. Tıpkı bir sinek gibi… Mardin’de boğazıma yapışan hastalık biraz hafiflese de yapıştığım koltukta televizyonu kurcalamaya başladım… Hep dizi yaz daha fazla okunuyor diyen arkadaşlarımı dinleyerek sezon finali yapmaya çalışan filmlerin sanırım ayaklarından yakaladım. İzledim, bıraktım sonra da…

Banu Bozdemir 

Gerçi Sultan dizisi final yapmamış yaz boyunca da devam edecekmiş. Hadi ondan keyif aldım diyelim zerre ilgimi çekmeyen, ortalıkta birbirine karışmış bir halde dolaşan diğer dizilere ne demeli? Yahşi Cazibe zap yaparken gözüme takılmıştı. Sarışın kadınla başrol erkek dans ediyordu… Meğerse Gani Müjde oyuncusuna kızıp böyle bir bağlama çekmiş, iyi karakteri bir anda kötü yapmış… Behzat Ç. savcıyı öldürüp kafalarda öldü mü ölmedi mi oyunu yarattı bir süre. Kimse ölemez, durun!
Şimdi önümde açık olan Öyle bir Geçer Zaman ki’de yeni bir silah patladı. Hayırdır inşallah. Sanırım bu kez kötü kadın Koralin öldü, kaptan ölmüş olmaz… Ya da kimse ölemez, durun! Dizinin orada bırakması gerekmiyor muydu?
Sultan Murat’ın da (Tolga Şen) yazdığı gibi İkinci Bahar sıcaklığı olan bir dizi. Tabii Türkan Şoray’ın Dönüş filmine de fazlaca beziyor. Müzikleriyle beni yaralayan filme… Sultan yıllardır gurbette olan kocasının bir çocukla dönmesi sonucu ev terk eden bir kadının var olma mücadelesi diyebiliriz. İşin içinde bol bol yemek var, ileride daha da artacak zira son bölüm onun sinyallerini verdi! Orası arası bozuk olan ve yıllardır görüşmeyen bir karı kocanın arasını düzeltmeye çalışacak yaz boyunca. Yemekler de buna eşlik edecek, atışmalar, çatışmalar, katışmalar derken bir bakmışız Sultan yumuşamış. Umarım bizim iflahımız kesilmez onlar barışana kadar!
Tabii bu arada yaz dizileri kıvamında garip tanıtımlı (onlara yukardan bakarsanız öyle, aşağıdan bakarsanız şöyle görürsünüz) dizilerde başlamak için gün sayıyor. Koltuklarınıza sinek gibi yapışın ve lütfen sizin için yaptığınız dizileri izleyin diyor Tv hazretleri… Valla iyileşene kadar yer de sonrasını bilemem…
Benim kafamda da bir dizi fikri var. Tıpkı benim gibi habire seyahat eden birisinin hayatı! Geziyor, tozuyor, hasta oluyor, toparlanıyor, yazıyor, sonra yeniden yollara düşüyor! Pek cazip olmadı galiba. Prodüksiyonu fazla tutar, her ilde set kur, bir cümbüş yarat. En iyisi koltuk hikayeleri diye bir dizi çekelim. Koltuklara yapışmış insan profilleri. Pek deneysel duruyor değil mi? Koltuk ve tv… Dizi izleyen, dondurma yiyen ama konuşmayan insanlar… Konuşmayı dizilere bırakmışlar. Onların yerine konuşan bir sürü kadın ve erkek var nasılsa…
Ya da ıssız bir adada, ormanda geçen diziler yapılsa keşke bizde de! Ne bilim ailecek ormanda takılsa insanlar. Biraz çevre dersi, biraz doğada yaşama koşulları, organik falan derken ersek gitsek… Şehir insanı olmaya ilişkin olmaya dair gereksiz fikirleri yeşilin altında ezsek… O kadar çok sevsek ki , sevmeme denilen şeyin varlığını unutsak… Okusak, yazsak, salıncakla gökyüzüne çıksak, denizde yürüsek, herkesi kucaklasak… Off tamam fazla fantastik ve ütopik oldu. Hiçbir yapımcı buna para yatırmaz, en iyisi kim kiminle nerede galiba. Merak çemberi sarsın dört yanımızı. Spotlar koltuğumun üzerinde, başlıyorum…

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.