Odalarda ışıksızım!


Artık iyice alıştığımız üzere, bir yeniden yapım olan Room 205 / 205: Korku Odası ilginç kalmaya yetmeyecek kadar uzayan ve sıkıcılaşan senaryosuyla kendisine ilk baltayı vuruyor.

Banu Bozdemir 

Epeyce vakit harcanan ama hikaye gelişimine hizmet etmeyen giriş bölümünden sonra olayların sırrını açmaya başlayan film, kurbanlarına ölüm sıralaması yapmasıyla bir Final Destination havası yaratıyor ki, maşallah Katrin’in elinin değdiği herkes ölüyor!  Şeytani kötülüğün beslediği huzursuzluk fikrinde ise Karanlık Sular / Dark Waters etkisi bariz. Bu kez taşan suların yerini bataklık çamuru alıyor.

Fragmanı kesinlikle daha fazla umut vaat eden filmde yurt odasına yerleşen, baba otoritesinden kurtularak özgürlüğünü ilan eden 19 yaşındaki Katrin’in başından geçenlere tanık oluyoruz. Bir sürü ilaç kullanarak baştan ‘ben hastayım’ imajı yaratan Katrin, yaşanan onca şey boyunca en ufak bir korkma belirtisi göstermiyor. Hoş biz de aynı durumdayız!  Sadece şimdi sıra kimde duygusuna ve biraz da ölüm şekline odaklıyız! Slasherların en büyük numarası da budur zaten… Her ölüm daha yaratıcı ve ilginç olmalıdır.
 Okulda / yurtta vuku bulması nedeniyle aklıma İspanyol yapımı Alejandro Amenábar  imzalı Tez / Tesis de gelmedi değil filmi izlerken. Tabi Tez korku sinemasına ‘skopofili’ katarak izleyiciyi bambaşka bir seyir noktasına taşımıştı. Burada da bizi ‘izlemeye’ iten durumlar yok değil ama ne yazık ki aynı etkiden bahsetmek mümkün değil.

Bir Sara hastasının kabusu olabilir bu film pekala… Kararıp kararıp yanarak içimize fenalık salan ışıklar, hedefe odaklı tek atımlık ölümler ve Katrin’in odasına olan tutkusu korku janrına yakışan ama bayatlamış ayrıntılar. O yüzden 205: Korku Odası biraz da genç fantezisi gibi bir noktaya saplanıyor, gençlerin oynayıp sonra unuttukları bir oyunu andırıyor. Katrin’e yüklediği anlam filmin genel bakış açısına uymuyor. O daha sorumluluk sahibi bir ebeveyn gibi. Çünkü kendisine ve etrafında ona kuşkuyla bakan insanlara ispat etmesi gereken şeyler var! Babasına yüklenen ceza ise aslında annesinin başına gelenlerde babasının parmağı olduğu noktasını netleştiriyor.

Almanya’nın iklimi korku sinemasına yakışıyor, soğuk atmosfer bizi yakalıyor. Dar ve karlı sokaklarda ilerleyen hikaye keşke sokaktan eve dönmemek konusunda biraz daha ısrarcı olabilseydi. Kapalı mekanlara fazla sıkışmış, gereksiz bir oda tiyatrosu haline bürünmüş gibi… Bu arada filmin komiseri Urban tam bir olay yeri Sherlock Holmes’u olmuş.

Film, olur da tutarsa bir seriye dönüşebileceği isteğini belli edercesine finali açık tutmayı ihmal etmiyor. Olaylar çözülüyor, Ölümden her defasında kaçan Katrin hayatına devam ediyor ama nedense filmin en büyük numarası olan ışıklar, yanıp sönerek seyirciye ‘bitmez’ dedirtmeyi başarıyor! Ha Katilin yazılar çıkmadan önce kıpırdayan eli, ha bu! Farklı değil… Asıl filmi izlediyseniz ilgilenmemeniz gereken sıradan bir fantazya filmi, 205: Korku Odası. Haftanın diğer filmlerine dağılmaya bakın!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.