Onur Ünlü’den ‘İtirazım Var’…

Onur Ünlü Polis ve Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi’nden sonra yine bir polisiye ve dedektiflik hikayesi olan İtirazım Var’la vizyona hazırlanıyor. Başrolünde bir imamın olduğu filmde teknolojinin aksine hisler, zeka ve gözlem ön plana çıkıyormuş. Onur Ünlü’yle İtirazım Var’ı ve biraz da polisiye filmin ayrıntılarını konuştuk…

Banu Bozdemir

Öncelikle hikayeyi kısaca anlatır mısınız?

Bir içinde dedektiflik hikayesi olan polisiye çekiyoruz. Polisiye, suç filmleri daha önce çekmiştim biliyorsunuz. Polis ile Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi diye iki film.  Serinin üçüncü parçası bu. Bizim sonunda on filme ulaşmasını istediğimiz milli cinayet koleksiyonu diye bir seri yapma isteğimiz  var. Parçalarından bir de bu film. Bir cinayet işlenir ve onu çözmek bizim imama kalır ve o da kolları sıvar şeklinde başlıyor hikaye. Polisiye film çok yapılmıyor ülkemizde. Biz de aksiyondan çok komedi ve duygusal türde filmler yapıyoruz. Benim çektiklerimden anladığım bu. (gülüşmeler) Biraz klasik polisiyeye benziyor, dedektif daha çok teknolojiyi kullanmadan zekası, hisleri ve gözlemleriyle olayı çözmeye çalışıyor. Bir tarafıyla bir kara komedi. Komik olan durum her zaman üstte. Suç mevzusu, insanın suça bulaşma hikayesi, günaha girme hali falan beni ilgilendirmiyor başından beri. Bu filmde yoğun olarak onlarla ilgileneceğim.

7229910-9270

Karakterleri nasıl kurdunuz?

Camide bir imam var, imamın bir kızı var. Her polisiyede olduğu gibi imam dışında herkes şüpheli. Biraz orta ve orta altı sınıf insanlarının hikayesi. Üst sınıftan çok fazla insan yok, hatta hiç yok. Beklenileceği gibi polis ve kötü adam var.

İmam karakterinden bahsedebilir misiniz biraz?

Filmimizin adı İtirazım Var bizim imam da biraz itirazı olan bir imam. Bildik imamlara benzemiyor enterasan bir adam. Eskiden boks da yapmış. Bağlama da çalıyor, Antropolojiyle de ilgilenmiş. Bundan dolayı da arada hırpalıyor insanları. Zannedildiği gibi silahları çok sevmiyor. Birkaç tane polisiye türü vardır, polis zaten dedektiftir, bir de karakter kahraman bir şekilde işin içine girmek durumunda kalır. Dolayısıyla polislik, dedektiflik ve suçla ilgisi yok ama birden kendisini o dünyanın içinde buluyor ve birtakım meziyetlerinden faydalanıyoruz biz karakterin. Eğlenceli bir din adamı. Din adamı dedektiflik hikayesi benim bulduğum bir şey değil. Yüz senedir falan yazılıyor. Polisiye bildiğiniz gibi üzerinde çok deneme yapılabilecek bir tür ve yapılıyor da. Teknolojik herhangi bir şeyden yardım almıyor zaten yardım alacak bir şey de yok. Bir karakter yaratıyoruz belki ikinci filmde ki çekmeyi isterim ben. İşi öğrendiği için belki oradan yürüyecek. Ama şu anda yalnız bir adam. Bir bağlantısı da yok. Aklıyla ve birtakım tesadüflerin yardımıyla ilerliyor.

İmam karakterini oluştururken etkilendiğiniz birileri ya da olaylar oldu mu?

Çok fazla imam karakteri yok, bu önemli. Klişe ya da bir tipleme değil. İmam olmasından ziyade insan olması bizim için daha önemli. Serkan’la (Keskin) da onu konuştuk öncelikle insan. İnsan olduğu için de bir durumun içinde kalıyor ve o duruma çare aramaya çalışıyor. İmam kimliği zaman zaman ona yardım ediyor, bazen de çelişki oluşturuyor. Çelişkiden de komedi çıkıyor bazen.

ONUR UNLU

İmamın adalet ve suç kavramına bakış açısı, katkısı nedir?

O genel meselelere de olduğundan farklı baktığı için, o bakış açısı onun bazı şeyleri görmesini sağlıyor. Bir imamdan beklenecek türde bir bakışa sahip değil. Dolayısıyla o argümanı da kullanıyor. Kendisine ait enteresan bir ahlak anlayışı var. Bu ona yardım ediyor.

Gezi olayları sırasında öne çıkan imam var, siz bu imam üzerinden son yaşanan olaylara girecek misiniz?

Bir eserle günlük siyasetin arasındaki bağlantının hangi noktalardan olması gerektiğiyle ilgili şüphelerim var. Bir eser çok da günlük siyasete, anlık şeylere gönderme yapmamalı. Böyle bir imam var hazır kulalım diye de düşünmedik. (gülüşmeler) Ama bizim imamımız o çocuklara kapıyı açardı.

Polisle kıyaslarsak bu filmi bir tür sineması yaratma ve devam ettirme peşinde olduğunuzu söyleyebilir miyiz?

Polis bir polisiye değil, bir çeşit kara filmdi. Bu aslında ecnebilerin ‘kim yaptı’ dedikleri hikayeye denk. Polisiye bir film yapmak aruzla şiir yazmak gibi bir şey. Tür filmi yapmak hem bütün kurallara uymak hem de yeni bir şey de söylemek zorundasınız. Ben o yüzden klişe haline gelmiş tüm polisiye kurallarına uyma çalıştım. Karakterler üzerinden çeşitli yenilikler koymaya çalıştım. Tür filmi yapmak zor ama bir yandan da eğlenceli.

Şiddet var mı?

Şimdi polisiye çekiyoruz, kavga, dövüş, yumruk var tabii. Sürekli bizim zavallının burnuna vuruyorlar, burnu kırık geziyor falan. Kişisel olarak şiddetle işim olmaz ama filmlerde dozunda kullanmayı seviyorum. (gülüşmeler)

250420141506022008843

Festivallere katılacak mısınız?

Evet düşünüyoruz tabii. Bir yandan da seyirlik bir film yapmak istiyoruz. İzlemesi eğlenceli bir film olacak. Bir önceki filmimizden farklı olarak M3 dağıtıma konuştuk. Bütün ülkede daha fazla salonda aynı zamanda gireceğiz bu filmi. İnsanlar filmin peşinden koşmak zorunda kalmayacaklar daha rahat bir dağıtım olacak bu. Olabildiğince çok bizim de kafamıza yatan salonlarda vizyona girmeyi düşünüyoruz.

Peki Sen Aydınlatırsın Geceyi de yaptığınız formül nasıl işledi, tutmadı mı, neden şimdi başka sinema?

O sistem tuttu, çalıştı hatta da. Başka Sinema çıkınca iki fikir buluştu, güzel bir şey çıktı. Benim temel derdim dağıtımcılarla ve onların tavırlarıyla ilgiliydi. Biz M3 ile iyi anlaştık. Bu filmi daha çok sinemada dağıtacakları konusunda beni ikna ettiler, dağıtımcıya güvendiğin zaman her şey daha rahat oluyor. Onlara karşı duyduğum güven beni denemem konusunda cesaretlendirdi. Başka sinema hep var, o var olacak umarım daha da iyi olacak. Ama bizim yaptığımız çıkış da epey ses getirdi. Bu filme göre de değişiyor elimizde birden fazla olanak oluştu. Şimdi bunu deniyoruz sonra başka bir şey deneyebiliriz.

Her sene neredeyse bir film çekiyorsunuz’a denk gelmeye başladı film serüveniniz…

Her sene bir film oldu evet aşağı yukarı. Eğlenceli oluyor, boş durup da ne yapacağız… (Gülüşmeler) Bu hikayeyi 2010 yılında falan yazmıştık. Sırrı ağabey (Süreyya Önder) ile biraz çalışmıştık, çekmeden önce bir daha okudum yeni bir versiyon yazdım. Selman Bulut karakterin adı bu karakter yıllardır neredeyse öğrenciliğimden beri benim aklımda olan bir karakter. Zaman içinde sürekli olarak gelişti diyebilirim.

Cast’ı nasıl oluşturdunuz?

Sağolsun iyi oyuncularla çalışmak istiyoruz onlar da bizimle çalışmak istiyor. Rolün en fazla hakkını kim verir, kim daha fazla role yakışır diye düşündük. Teklif ettik onlar da bizi kırmadılar sağolsunlar.

24086396

Kaç kopya gireceksiniz?

Yüz ya da yüzden fazla kopyayla gireceğiz gibi görünüyor… Mevzu gişe beklentisi değil. Bir filmi yaptıktan sonra elbette para kazanmayı herkes ister, hiç değilse paranın geri gelmesini. Filmin görülmesini istiyorsun o kadar emek harcıyorsun. Bunun sonucunda 3500 kişi gibi rakamlar insanı kahrediyor. İnsanlarla paylaşmak istiyorsun niye yapıyoruz ki? Muhabbet için yapıyoruz. Karşılıklı sevgi alış verişi. Bu akamete uğrayınca insan üzülüyor. Ben geçen sene o yöntemi yapınca bir sürü salon sahibinden geri dönüş aldım, gelin gösterelim, lafı mı olur diye. Ama önemli olan dediğim gibi insanlarla buluşması.

Filmin çekim mekanları neresiydi?

Filmi Karaköy ve civarında çekiyoruz, Karaköy civarında bu camii de. Dolayısıyla filmimiz de cami, kilise de var, meyhaneler de var. İmam buralarda dolanıp duruyor.

Sırrı Süreyya Önder’le birlikte yazmışsınız, kendisi de oynamış galiba filmde, bu işbirliğine dair ne söylemek istersiniz?

Sırrı Abiyle 2009’dan beri tanışıyoruz, yakın arkadaşız. Daha önce başka şeyler de çalıştık. Bu sefer çalıştığımız şey ortaya çıktı. Sırrı ağabeyle çalışmak çok keyifli. O emekli bir askeri oynuyor filmde.

 

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.