Tarkovski olmak ya da olmamak!

Türkiye sinemasının ünlü yönetmen Tarkovski’yle bir bağı, kimi zaman sorun düzleminde takıntısı olduğu bir gerçek. Bu bağ festival filmlerinde ayyuka çıkıyor, sinemanın minimal havuzu bu tarz filmlerle doldukça doluyor. İlk filmi Hayatın Tuzu’nda oldukça minimal bir tarzla karşımıza çıkan Murat Düzgünoğlu Neden Tarkovski Olamıyorum filmiyle bir adamın, bir yönetmenin izinde biraz da ülke sinemasının izini sürüyor gibi!  

56113_2

21. Altın Koza Film Festivalinde Yılmaz Güney ve Film Yön En İyi Yönetmen Ödülü kazanan film önce bir Tarkovski filmi rüyası sonra da karakterimizi Bahadır’ın bir sette yönetmeye çalıştığı dizinin komedisiyle başlıyor. Bahadır’ın hayali çokça rüyasına giren Tarkovski fimi yapmak ama hayat şartları onu hep geriye, belki de şarkılı türkülü filmlerin gerçeğine ve bol sulu sepken komedi filmlerinin basitliğine itiyor… Film Bahadır’ın öznelinde sektörün ‘yapmak istediğim’ ve ‘yapmam istenilen’ durumuna kimi zaman komik, kimi zaman da trajik bir göz atıyor. Yönetmen konuyu fazla da dallandırıp budaklandırmadan Bahadır üzerinden anlatmayı seçmiş. Onun arkadaşları, sevgilisiyle olan ilişkisi, babasıyla ve eski solcu bir yazar ağabeyiyle kurduğu ilişki ülkenin solcularının kaderiyle fazlaca örtüşüyor. Filmde en samimi ve sahici bulduğum şeylerden biri de bu oldu. Kafası çalışan, idealleri olan ama bir şekilde maddi olarak çıkış yolu bulamayan kesimi güzel bir tasvirle oturtuyor filmin algısına. Hep böyledir ya zaten, Tarkovski olma gerçeğiyle yani ideallerle gerçek hayat uyuşmaz, idealler ya rüyalara sıçrar ya da hayatın akışı içinde bir süre sonra kaybolur gider.

Film Tarkovski olmaya çalışma halini hem eleştirel hem de anlaşılır bir noktada tutuyor. Bir filmin toplumsal değerini kalem kalem sıralarken Bahadır’a da biçtiği rolü tekrar ettiriyor. Bu anlamda dürüst bir bakış açısı var. Her şeyi bir kenara atıp ‘tutunamayan’ bir adamın hayatı olarak da bakabiliriz filme. Gittikçe dibe vuran, faturalarını ödeyemeyen ama varoluşa dair derin kaygılarla yeni bir ivme yaratmaya müsait bir algı yaratıyor karakterinin üzerinden. Bahadır karakterini sevgilisiyle giriştiği belki kendisine bile itiraf edemediği çıkar ilişkisiyle bir nevi kötü adam ilan ediyor ama etkisi çabuk geçen bir algıyla onu tekrar normal hayatın içine sokuyor.

neden-tarkovski-olamiyorum-882-2

Neden Tarkovski Olamıyorum ismiyle ilgi çeken, belki isminin iddiasını filmin bütününe taşıyan bir film olamasa da lokal olarak parmak bastığı noktalar doğru yerlere işaret ediyor. Aslında filmin yönetmenin bir dizi setinde yaşanan absürdlğü anlatan bölümlere daha fazla ihtiyacı var. Çünkü yüksek perdeden giriş yapan film sonrasında aynı akıcılığı devam ettiremiyor. Belki filmi yükseltecek ara geçişler gerekiyor ama tabii bu haliyle de kabul. Düzgünoğlu hayalleri açık olan bir adamın bir dönemini anlatıyor, bunu da köprüden önce son çıkış olarak resmediyor bir nevi. Bir çatışmalar durumu yaratıyor. İdeallerle çatışan hayatın içine maddi sorunları da boca ediyor. Her erkeğin biraz babasıyla sorunu vardır durumunu da es geçmeden bir erkeğin anatomisini koyuyor adeta önümüze. Filmin ilgi çeken taraflarından biri de bir kitap yazıp köşesine çekilmiş eski solcu ağabeyin durumu! Oda ülkenin başka bir yanına dikkat çekiyor, çıkış arayanların kaderinin biraz da kapılar ardında sıkıştığına işaret ediyor.

Neden Tarkovski Olamıyorum ticari sinemayla sanat sineması arasında bir yerlere sıkışmış, kadınlık hallerini kullanması üzerine salık veren bir yapımcının fikirleriyle Tarkovski filmlerine bağlanan rüyalar arasında sıkışıp kalmış bir adamın dibe vuruşu. Ve tekrar yükselişine bir vurgu var ve bence bu gidişatı doğru bir yerden kuruyor Düzgünoğlu. Ülke sinemasının bir parçasının düştüğü girdaba yakından bakıp sorguluyor ve ‘aydın’ kimliği üzerine doğru ve son zamanlarda pek de bakılmayan yerden bakıyor. Ondan sonrası da size kalıyor, yani Tarkovski Olmak ya da olmamak!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.