Türk sinemasında ilk film dönemi -3


Zilim hararetle çalınıyor… Salataya bel bağladığım mutfaktan koşarak otomata basıyorum. Merdivenleri ağır ağır adımlayan, beni kapının önünde heykel eden birisi geliyor. Sipariş vermediğime göre birisi bana sipariş vermeye geliyor. Elinde sigarayla bir adam, gözleri sabit bana yaklaşıyor.

Banu Bozdemir

O kadar kararlı adımlar atıyor ki kapıyı ardına kadar açıyorum. Rolünü ezberlemiş bir oyuncu gibi pencerenin önüne dikiliyor. Sigara elinde dakikalarca karşı binaya bakıyor. On bilemediniz yirmi dakika… Bir süre adamın varlığını unutup L koltuğumun üstünde salatamı didikliyorum.

Zil yine hararetle çalınınca sigaralı adam da çok hafif, belli belirsiz bir hareket oluyor. Bu arada üst üste yakılan sigaralardan ortam duman altı… Kapıyı açmaya koşuyorum. Yine ağır aksak çıkılan merdiven, yine tekrar sahneler, yine iç sıkıntısı… Bu kez gelen bir kadın… Saçları yerlere kadar uzanıyor, gözler süzgün, ifadesiz bir surat… Kara dul misali eve uzanıyor. Elbisesi ve saçları öylesine uzun ki sanki kayarak giriyor eve…

Nepal örtülü kanepeye boylu boyunca uzanıyor. ‘Neyin var, diyorum’ korkarak… Kadın dayanışması yapayım diyorum azıcık! Adam pencereyle bütünleşmiş, orada kendisine ufak bir yaşam alanı yapmış adeta… Adamın sigarasının dumanı kadının saçları kadar uzuyor gözümde… Kadın ifadesiz yüzüyle bana bakıyor, sabitlenmiş…

Ya boğazıma sarılacak ya boynuma diye tetikte bekliyorum. Nice sonra upuzun saçlarını seriyor önüme ‘kes’ diyor… ‘Bütün enerjimi yedi bitirdi bu saçlar’ diyor…

Adam kendinden beklenmeyen bir hızla ‘saçlarını kestirsen seni öldürürüm’ diyor. Nasıl bir psikopatinin içine düştüm diye düşünüyorum. Bir an kadının saçından bir tutam kesmeyi, adamın sigarasını da elinden çekip almayı kuruyorum kafamda. Sigarayla saçı yakıp üzerimdeki kara büyüyü bozacağım güya…

Bu büyüyü bozmanın daha keyifli bir yolu olmalı ama! Evi turluyorum, sinema kitaplarını karıştırıyorum. Bu arada banyo bile yapıyorum. Buzdolabındaki bitter çikolatayı dişlerimin arasında eziyorum ama bu derde / belaya bir çare bulamıyorum.

Üç saat sonra salona döndüğümde manzara değişmemiş.  Oturup yağlı boya tablo yapmak istiyorum nasılsa bunlar daha kımıldamazlar yerlerinden.  Her şeyi unutup televizyon izlemek en iyisi galiba… Ya da evi onlara bırakıp kaçmak, sokaklarda slogan atmak, bağırmak, çağırmak… Bir cümbüş tutturmak, yangın var diye feryat etmek!

Kumandayı ağır çekim alıyorum. Yazının sonuna geliyoruz galiba! Ben bile merak ediyorum bizi nasıl bir son bekliyor diye! Ağır çekim devam ediyor… Adam pencereden Süpermen hızıyla uçsa, kadın da mutfakta mantı açsa diye umut ediyorum… Ama kıl düşürmeden!

Kumandanın enerjisi sonunda televizyona ulaşıyor. Bir anda Adile Naşit’in  şen kahkahası doluyor odaya. Yan gözle adam ve kadına bakıyorum ‘sıçtık’ bakışıyla. Şu an istedikleri son şey bir kahkaha olsa gerek! Adam hışımla kafasını çeviriyor, kadın saçlarını toplayıp tepesinde kocaman bir topuz yapıyor. Kanalı değiştiriyorum hemen. Kadın ve adam aynı anda ‘dur’ diyorlar. Birbirlerine bakıp gülümsüyorlar. Ben ise aptal bir sırıtışla onlara bakıyorum. Büyü bozuldu galiba, ha öyle mi? Emin misiniz der gibi suratlarına bakıyorum bir kez daha… ‘Kal’ diyor adam, ‘dur’ diyor kadın… Adam kanepeye çöküyor, kadın ekrana kilitleniyor. Bir anda çekirdekler dökülüyor tavandan… Hepimiz birer tane kapıyoruz. Çitleye çitleye Neşeli Günler’i izliyoruz. Bu bir mucize! Kadın ve adamın normale dönüşlerini dehşetle ve sevinçle izleyerek çekirdek dağı yapıyorum… Tabii onlar da… Sigara dumanı ve uzun saç yavaş yavaş çekiliyor ortamdan… Ortama önce sükunet sonra kahkahalar hakim oluyor. Adam oh nihayet iyileştik diyor kadının kulağına fısıltıyla… Duyuyorum…

1 yorum

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.