Türk sinemasında ilk film dönemi – 4

Kış geldiyse eğer bir kar fantazisi çekmek isterim. Ama ne fantazi. Kar yağmayan İstanbul’a kar yağdırma çabaları. Biraz prodüksiyonu büyütelim lütfen. Hatta diğer filmlerimde yapmadığım bir şey yapıyorum, evden bile çıkıyorum bu film için. Mahalleye ayak basıyorum. Mahallenin çocuklarına aylar öncesinden dağıttığım atıl ve dönüşümlü kağıtları çıkıp apartmanların en üst katlarından aşağıya doğru savuruyoruz. 

Banu Bozdemir 

Mahalle bir anda beyaza boyanıyor.  Tabii sadece bizim mahalle.  Nasıl ki yılbaşı akşamı sadece Kurtuluş civarında evlerden şişeler yağmış ve düştükleri yerde patlamışlardı. (1 Mayıs’ta mahalleyi molotoflamaya kalksak anarşik diye içeri atarlar ama yılbaşında sadece coşkudan ve de alışkanlıktan!) Neyse konumuza dönelim, apartmanlardan hep bir ağızdan attığımız yapma bozma kar taneleri yere düşerken bir baktım ki, herkes kameralarını, telefonlarını açmış beyazlığımızı çekiyor. Bir dakika ama ya bu benim filmim.  Bir şaryo kuramadık, bir Jimmy jib sallandıramadık ama filmimizde bir Balkan mininal etkisi yaratmayı başardık. Filmimin ilham noktası Tony Gatlif’in Transilvanya filmi oldu galiba bir anda. Çünkü Kar yağdığını zanneden herkes anlamsız bir eğlenceye başladı mahallede.

Hatta millet kostümlü partiye gelir gibi giyinmiş. Kendini şoklayan attı kendisini dansa, coşkuya. Mahallemiz trafiğe kapandı, belediye başkanımız Mustafa Sarıgül bizi yerimizde ziyaret etti. Tez emir verdi. Bundan sonra her yıl bu tarihte bu sokakta karlı karnaval yapılacak diye ilan etti. Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim, çünkü bu benim küçücük, mini minnacık, iddiasız bakış açımın bir yansımasıydı. Bu kadar yankı kopartacağını düşünmemiştim. Bu tıpkı bir film festivalinde ödül kazanmak gibi bir şey. Tekrar evime kapanıp da mı çeksem acaba filmimi diye düşünüyordum ödülümü alırken! Ödülüm mahalleyi şenlendirme ödülü! Oysa en yaratıcı, en parçalayıcı, en zorlayıcı ve en akıl dışı film ödülünü kazanmak isterdim ama kısmet mahallesine düşkün belediye başkanının ilgisine mazhar olmakmış.


Eve attım kendimi, çocuklara dağılın dedim. Annelerinizin sizler için hazırladığı yılbaşı ağacının çevresinde toplaşıp gerçekten kar yağması için bekleşin dedim. Mahallenin Banu ablası olarak sözlerim hemen dikkate alındı. O akşam her evde küçük mum ışıkları eşliğinde kar çağrısı yaptık. Ben bir saatten sonra dayanamadım artık yattım uyudum. Hep olur ya ‘banu o gece rüyasında yatak odasına kar yağdığını gördü ve çok mutlu oldu’ gibisinden bir durum oldu. Sabah uyandığımda gerçekten de üstüme kar yağmıştı! Kombi kapanmış, elektrikler gitmiş ve ben yatakta büzülmüş bir halde uyandım. Üzerime kar yağsa hiç olmazsa yorgan vazifesi görürdü esprisi?

Dışarıdan gözüme ulaşan parlaklık beni kendime getirdi. Evet deli gibi kar yağmıştı. Evin içinde deliler gibi oradan oraya koşturdum. Her açıdan karın dışarıdaki konumuna baktım. En güzel balkondan, arka bahçeye, ağaçların üzerine düşeniydi. Tıpkı bir kartpostalın, eski zaman yılbaşı tebrik kartlarının içindeydim sanki! Dışarı çıkıp kartopu oynamanın, kardan adam yapmanın tam vaktiydi. Hemen sıkı sıkı giyindim. Zaten harekete alışmış olan mahalle insanlarım çoktan karlardan birçok şekil yaratmayı başarmıştı. Oynadık, kızardık, pembeleştik, yorulduk, güldük ve akşamı ettik. Ben eve girmeden evvel kış nevalesi aldım, yokuşlarda arabaların yan camlarına tutunarak eve ulaştım. Battaniyeyi çekerek üstüme ‘sığınma’ duygusunun en alasından tadını çıkarmaya başladım. O akşam bütün çocuklar gibi ben de mutlu bir şekilde uykuya daldım! Ve bu filmime henüz bir kategori bulamadım!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.