Vizyonda üç film (24 Aralık)



Bu hafta vizyonda üç yeni film var.  Zor Baba 3, herkesi bir araya topluyor ve gittikçe de zorlaşıyor. Karmakarışık, upuzun saçlı, saçlar her yeri süpüren kız Rapunzel’in animasyon macerası. Hırsızlar Şehri Ben Affleck’e yönettiriyor bu hırsızlık hikayesini… İyi Seyirler.

Banu Bozdemir

Zor Baba 3 / Meet The Parents: Little Focker
Filmin ismi ‘Zor Baba’ olunca zor babaları severim diye lafa başlamak da absürd olmaz. Bu filmden yani diğer ikisinden de hatırda kalan en önemli şey doyasıya gülmek oluyor. Zamanın ne kadar hızla akıp geçtiği konusunda bir kez daha hayretler içinde kaldım. Çünkü filmin ilki 2000 yılında çekilmiş. Ben de herkes ne kadar da yaşlanmış dedim filmi izlerken. Dile kolay on yıl. O zaman biraz hafızayı zorlayıp filmle tanıştığımız ilk yıllara dönelim. Hemşirelik mesleğini yaparak daha işin başından sempatimizi kazanan damat adayı Greg, kız arkadaşı Pam, onun eski CIA  ajanı olan ve filmin zor kısmını kaplayan babası Jack ve Pam’in eski erkek arkadaşı Kevin böylece hayatımıza girdiler. Tabii Jack’in kedisi Jinxie’yi de unutmayalım. İlkini damat – baba çatışması üzerine kuran ve durum komiklikleri yaratan film, ikincisini 2004 yılında önümüze getirdi ve isabetli dünür çatışması yarattı, zıtlıkları kullandı. Bizim her şeyi takan, kalp krizleri yaşayan, damatlarını sıkan zor babamızın karşısına çıkan dünürler yani Greg’n anne babası tam bir 68 kuşağı modeli ve aşırı rahat tipler. İlki birincisine göre daha iyiydi. Kendini doğaya, yogaya ve rahatlığa teslim etmiş bu ebeveynler ise Dustin Hoffman ve Barbra Streisand’dı… Bu filmde herkes bir şekilde bir araya toplanıyor, aileye biraz daha büyümüş çocuklar ve bir de kertenkele katılmış durumda. Filmin seks bombası ise Jessica Alba. Olacaklar şimdiden belli değil mi? Yine olaylar birbirine karışıyor ama daha sakin karışımlar bunlar… Gülüyorsunuz durmaksızın, daha ne olsun…

Karmakarışık / Tangled
Her kahkahada bir gözyaşı olmalı. Bu bir Disney mantığı… Ellinci animasyonlarını iki genç yönetmene (Nathan Greno ve Byron Howard)  teslim eden Disney, klasik mantığından çok da fazlaca vazgeçiyor aslında. Filmimiz bir Rapunzel hikayesi. Hani su saçlarını kuleden uzatan ve sevgilisini yukarı çeken kızın hikayesi. Ama bu biraz farklı bir tabii hikaye. Grimm Kardeşlerin yazdığı hikayeye göre Rapunzel bir Prenses değil, onu kurtaran bir Prens’ti. Bu animasyona göreyse Rapunzel kaçırılan altın saçlı bir prenses. Cadı onun altın saçlarından aldığı canla genç kalıyor yıllarca ve kızımız yıllarca kuleden çıkamıyor, her sene doğum gününde gökyüzüne salınan fenerleri görmek sadece tek dileği. Aranan yakışıklı hırsız Flynn askerlerden kaçarken kuleye sığınıyor ve Rapunzel’le tanışma böyle oluyor. Sevimli karakterlerin (kişilik sahibi at, renk değiştiren bukalemun, renkli şehir insanları) daha da renkli hale getirdiği hikaye, iyilik ve kötülüğün çatışması, renkli fenerlerin gökyüzüne salınması hem klasik bir hikayeyi yeni baştan hatırlamamızı hem de modern bir anlatımla tanışmamızı sağlıyor. Küçük kız çocukları için birebir. Daha çok kız hikayesi tadı var, renkli, keyifli bir hikaye… Uzun saçların gücü, kişiliğini bulmak isteyen bir genç kızın isyanları ve dış dünyanın renkliliği… Her şey var bu animasyonda… Üç boyutlu seyir özellikle fener sahnesinde tavan yapıyor, her güzel masal gibi mutlu sonla noktalanıyor! Sarı saçların filmin sonunda kahverengiye dönmesi bir kırılma yaratıyor ve küçük kızların gözünde evrimini daha rahat tamamlıyor.

Hırsızlar Şehri / The Town
Hırsızlar Şehri’ni izledikten sonra Ben Affleck hep film çekmeli diyor insan. Good Will Hunting’in senaryosunu Matt Damon ile birlikte yazan Affleck taa o zamanlardan umut vaat ediyordu. Ama o tercihini oyunculuktan yana kullandı, büyük küçük her türlü yapımda yer aldı ama nedense istenilen ilgiyi yakalayamadı ve yaratamadı bir türlü. Gözümüzde daha çok yakışıklı ve boş erkek imajı yaratmak istedi, o istiyor diye biz de hayır demedik! Sonra 2007 yılında Gone Baby Gone / Kızımı Kurtarın filmini yazdı yönetti. Yine içimizde heyecan dalgaları yarattı, bu adamda iş var dedirtti. Hırsızlar şehri ikinci yönetmenlik denemesi. Yine on ikiden vuruyor, bir suç çetesinin içine atıyor bizi… Ama bir yandan da aksiyon aksiyon gazı vermiyor, bir mahalle hikayesi kuruyor, herkesin derinine iniyor, herkesin hikayesinin birbiriyle bağlantı noktasını da o şekilde kuruyor. Film Chuck Hogan’ın Hırsızlar Prensi adlı kitabından uyarlama. Gayet klasik bir konu aslında, hep bu son olsun diyerek soyguna başlayan ve mesleğinde inanılmaz profesyonel olan bir adam, onun sıkı kankası, kırığı, aşık olduğu başka bir dünyadan kadını, acıları ve özlemleri. Ama hepsinin dozajı, naifliği, bizi perdeye bağlayan bir tat barındırıyor. Bizde hem oynayan, hem yöneten yakışıklı bir adamın elinden çıkma düzgün bir filmi izliyoruz…

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.